Yazar'dan
"Yenge" derken sesi çatallı çıkmıştı.
"Artık ağlama" Beria diyen Dicle'nin de sesi aynı çıkmıştı.
"Hakkını helal et" dedi Beria yengesine.
"Sanki hiç görüşmeyecekmişiz gibi konuşma"
"Ben ölecek gibi hissediyorum Dicle yenge" Dicle, Beria'nın saçını okşadı.
"Ölmeyeceksin güzelim. Şimdi gitme zamanı" Dicle elinde ki mendille Beria'nın gözyaşlarını silerek
"Güçlü ol Beria. Güçlü olursan başarırsın" Beria inanmasa da başını salladı. Yengesini bu kadar üzdüğü yeterdi. Dicle koluna girince odadan birlikte çıktılar. Beria beyaz elbisesini giymiş ölüme gidiyordu artık. Bu durumun başka açıklaması yoktu, olamazdı. Merdivenleri inerken sadece yere bakıyordu. Onların indiğini gören Mirza rahat bir nefes alırken Rehat'ın iğrenç bakışları karısı olacak kadını süzüyordu. Onun için ne kadar uğraşmıştı, ne kadar şeyler feda etmişti. Yine olsa yine yapardı, Beria için değerdi.
Girişe indikleri zaman
"Artık kocanın sorumluluğundasın Beria, ona itaatsizlik ettiğini duymayacağım. Şimdi Rehat ağanın koluna gir ve konaktan çık." dedi. Beria abisine sinirle baktı.
"Bu asla olmayacak" dedi. Mirza sinirle üzerine yürürken Rehat elini Mirza'nın göğsüne koyup
"Bırak yengesiyle çıksın. Gelinimin en mutlu olması gerektiği günde onu üzmek istemem" bir insanın her sözü mü batardı bir insana? Beria, Rehat'ın her sözünde kalbine bir iğne saplanmış gibi sızlıyordu. Onunla aynı evde, aynı yatakta... Düşünemiyordu bile. Beria yengesinin elini sıktı. Arkalarına döndükleri zaman
"Az bekle" diyerek Rehat araya girdi. Beria sert bir soluk bırakırken
"Güzel gelinimi kimsenin görmesini istemem. O yüzden bu örtüyü başına at" diyerek elinde ki örtüyü Mirza'ya verdi. Mirza örtüyü alıp Dicle'nin eline tutuşturdu. Dicle Beria'nın gözlerine baktı, onay bekledi ve o onay gelince örtüyü başına attı. Kapı eşiğinden geçerken ağlamayı bırakmıştı. Dicle onu arabanın arkasına yerleştirdi ve yanına oturdu. Kendi çocukları ile değil bugün sevdiği görümcesine annelik yapıyordu.
Mirza şöför koltuğuna geçerken, Rehat yan tarafta ki yerini aldı. Mirza arabayı çalıştırdı ve yola çıktı. O dönemin en güzel şeylerinden biri hiç şüphesiz az olan arabalar ve trafiğin olmamasıydı. Arabayı sadece zenginler alabilirken fakir halk yürüme mesafesinde işlerini görüyordu. Toplu taşıma araçları bile lükstü çoğu zaman. Mirza yolu izliyordu. Bugün sorun çıkmaması için güvenlik en üst seviyede tutuluyordu. Rehat sorun olmaması için kesenin ağzını açmıştı. 3 karısına toplam bu kadar harcama yapmamıştı, Beria ona pahalıya patlamıştı. Ah birde memnun olsa! Hala kocası olacak adama karşı geliyordu.
Nikahın olacağı büyük konağın önüne geldikleri zaman önce erkekler çıktı arabadan. Dicle çıkıp Beria'nın inmesine yardım etti. Artık yolun sonuna gelinmişti. Dicle Beria'nın koluna girdi ve yürümeye başladılar. Kapıda karşılayanlar Rehat'ın annesi ve diğer eşleri oldu.
"Hoşgeldiniz" diyen kaynana elini uzattı Beria öpsün diye. Rehat hızla araya girerek kadının elini indirdi ve ona önemli bir konuda ihtiyacının olduğunu söyledi. Rehat isteme tarzı her şeyi kendisi yapmış ailesini karıştırmamıştı. Eğer karışırlarsa Beria'yı istemezler ve bu Rehat'ın isteyebileceği bir şey değildi. Karılarının zaten söz hakkı yoktu. Evleneceğim demiş konuyu kapatmıştı.
Dicle Beria'yı kadınların olduğu tarafa götürdü. Yöresel kıyafetler giyilmiş, yöresel yapılacak danslar için gelin beklenmişti. Beria odaya girer girmez zılgıtlar çalmaya başlamış kadınlar zılgıtlara eş bağırmaya başlamıştı. Sanki normal bir düğünmüş ve severek evlenen bir çifti kutluyorlardı. Erkeğin dördüncü kuma alması önemli değildi. Beria sabır göstermek için içinden bildiği duaları ederken, kurtulmak için Allah'a yalvarıyordu. Allah biliyordu ya çok zor durumdaydı.
Rehat ise yapılan yöresel dansları izlerken yüzünde kazanmanın vermiş olduğu bir sırıtış vardı. Aklında sadece gece onun olacak güzel kadın vardı. Kumaları bir süre boşlayacağı kesindi. Belki de bu durum aylar sürerdi. İçinde heyecan vardı. Para mutluluk getiriyordu ona her zaman, yine de öyle olacaktı. Yöresel danslar bitmiş olması gereken her şey bitmişti. Herkes istediği kadar yemiş içmişti. Şimdi ise takı merasimi yapılacaktı.
Dicle Beria'yı ayağa ortaya götürdü. Kadınlar tek tek takılarını takıyordu. Bir süre sonra üstü tamamen altınla doldu ve yanında ki kutu altınla dolmuştu. Bu kadar altın sarrafta bile yoktu. Beria sıkıntıdan patlamak üzereydi. Kendi yükünü bile taşıyamazken birde üzerinde kilolarca altın takmışlardı. Takı töreni bitince Beria'yı özel bir odaya aldılar. Dicle tek tek hepsini çıkarıp yeni bir kutuya koydu.
"Sana içecek getirme mi ister misin Beria?"
"Hayır yanımdan ayrılma yenge" dedi şu an yemek içmek bile önemli değildi. Bakışları boş boş yerde iken kapı çalındı. Dicle kapıyı açtı.
"Hoca geldi, nikah kıyılacak" dedi. Dicle kocasına hayal kırıklığı ile baktı. Bu zamana kadar bir şey yapmamıştı ve yine yapmaya niyeti yoktu. Başını salladı. Dönüp Beria'ya baktı. Beria aynı duruşu koruyup yere baktı. Dicle yanına gelip örtüyü üzerine attı. Kapı aralandı Rehat, Mirza, hoca ve şahitler odaya girdi. Rehat Beria dan biraz uzakta oturdu. Son dakikalarıydı ondan uzak kalışının. Birazdan karısı olunca artık hiç bir söz hakkı olmayacaktı.
Hoca karşılarında ki sandalyeye oturup anne ve baba adı sorarken Beria yine dayanamamış gözleri dolmuştu. Anne baba adını Mirza söylemişti. Hoca bu duruma kızsa da susturuldu. Mehir konusu konuşulsa da Beria'nın sesi çıkmamıştı. Hoca korkudan artık takılmıyordu. İlk soruyu Rehat ağaya sorunca üç çoşkulu evet cevabı aldı. Sıra Beria'ya gelince aynı soruyu sordu ama cevap yoktu. Hoca bir dakika kadar bekleyip tekrar aynı soruyu sordu.
"Kabul ediyor musun gelin hanım?"
"Ben" dedi boğazına takılan acıyı yutmaya çalıştı. Bir anda silahların patlamasıyla başını yukarı kaldırdı.
"Neler oluyor?" diyen Mirza olmuştu. Kapı hızla çalındı ve açıldı.
"Baskın var efendim" dedi. Rehat sinirle adama doğru yürüyüp yakasına yapıştı.
"Ne baskını? Size boşuna mı para ödüyorum?" kükremişti.
"Binbaşı" diyen adamla sendeledi Rehat. Hızla adamın yakasını bırakıp
"Kimse sağ çıkmasın, gebertin" diyerek Mirza ile göz göze geldi. İkili gözleriyle birbirine şaşkınlık ve öfkeyle bakarken
"Bu işi hallet Mirza. Yoksa senin sonun olur" dedi dişleri arasından. Rehat hızla Beria'nın yanına giderek kolunu tuttu. Dicle kocasına ne olduğunu sorsa da cevap alamadı. Mirza daha sonra diyerek odadan ayrıldı. Rehat'ın kolunu kavramasıyla Beria ayağa kalktı ve tüm gücüyle Rehat'ı itti. Rehat yerinden kıpırdamadı.
"Yürü, ölmek mi istiyorsun?"
"Seninle olmaktan iyidir"
Rehat Beria'yı sürüklemeye başladı. Beria ayaklarını sürüse de engel olamadı. Dicle Beria'nın kolunu tutunca Rehat ona ters bir bakış atıp
"Çek elini Dicle" dedi.
"Nereye götürüyorsun onu?"
"Seni ilgilendirmez" Rehat Dicleyi sert şekilde itince Dicle tutunamayıp ileriye doğru yalpaladı.
"Yenge" diye bağırdı Beria. Rehat onu kapıdan çıkardı.
"İçerde ki kadını içerde tutun" diyerek Dicle'yi etkisiz hale getirdi. Dicle'nin peşlerinden geleceğini biliyordu ve bu duruma artık tahammülü yoktu. Merdivenleri Beria'nın çığlıkları eşliğinde indiler. Rehat'ın annesi önlerine çıktı.
"Daha sonra anne" diyerek Beria'yı arka kapıya sürükleyip dışarı çıkardı. Beria yardım çığlıkları atarken elini ağzına koydu. Beria elini dişleyince artık sinirlenip ensesine sert bir şekilde vurdu. Beria bayılınca taşıması daha kolay olmuştu. Arka bahçeye çıkarken adamlarına komut veriyordu. Silah sesleri devam ederken Rehat korumaları sayesinde arka bahçeden çıkmıştı.
***
Beria gözlerini açarken ensesinde ki ağrı ile inledi. Gözlerini açınca hareket halinde olan bir arabanın içinde olduğunu anladı. Hızlı bir hamle ile kalkınca başını yeni bir acı dalgası vurdu. Elini en çok ağrıyan yerine ensesine koydu. Bakışları şöför koltuğunda olan adama takıldı.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu.
"Güvende olacağımız bir yere. Nikahı silahlı gruplar bastı"
"Biz evlenmedik, beni bırak"
"Evleniriz merak etme"
"Dicle yengem nerde? Onu neden ittin?"
"Sakin ol birazdan her şeyi öğrenirsin" Beria ensesini tutarken camdan dışarıya baktı. Elini kapının koluna koyup açmaya çalıştı. İki tarafta açılmamıştı.
"Rahat dur Beria"
"Bırak beni artık, seni istemiyorum"
"Sen benimsin bunu ne kadar erken kabul edersen o kadar iyi olur"
"Sen benim hiç bir şeyim değilsin bırak beni" Rehat sert bir soluk bıraktı. Sessizliğini korudu. Az sonra varacakları yere gelmişlerdi. Rehat arabadan inerek kapıların kilidini açtı. Rehat kapıyı açarken Beria diğer kapıdan dışarı çıkıp koşmaya başladı. Rehat sesli bir soluk bırakıp peşinden koşmaya başladı. Beria'yı kısa zamanda yakalayıp belini sardı.
"Bırak beni" diyerek Rehat'a vurmaya başladı.
"Bu iş çok uzadı artık" diyerek Beria'yı omuzuna attığı gibi büyük adımlarla sığınağım dediği küçük bir dağ evine soktu. Beria onun sınırlarını iyice zorlayıp bağırırken onu yere indirdi. Beria geriye doğru kaçarken üzerine yürümeye başladı.
"Bu gece bu iş bitecek" derken gözünü iyice karartmıştı. Beria oturma odasının içinde kaçmaya çalışırken duyduğu şeyle duraksadı.
"Ne?" dedi anlamayarak.
"Bu gece benim olacaksın diyorum güzel Beria'm" Beria'nın kalbi korkuyla hızlandı. Bu olamazdı.
"Henüz evlenmedik" dedi kendine bir çıkış yolu ararken aklına bu gelmişti.
"Benimle evlenmek için can attığını bilmiyordum" diyerek ona doğru bir adım attı.
"Nikah olmadan bana dokunmana izin veremem"
"Senden izin istemiyorum. Artık bana itaat etmeyi öğreneceksin. Merak etme en kısa sürede karım olacaksın" diyerek Beria'yı duvara sıkıştırdı. İki taraftan kaçmasını engellerken Beria sesli şekilde bağırıp ağlamaya başladı.
"Boşuna uğraşma bu geceden kurtuluşun yok" diyerek boynuna yöneldi. Beria hareket edemedikçe içinde korku ve panik büyüdü. Rehat boynunu emerken nasıl kurtulacaktı?...