Çocuğu Hüseyin atının önüne oturttu. Akıllı bir çocuktu Kadir. Dedesi gönderiyorsa bir başına komşu köye, elbet vardır bir bildiği deyip ötesini düşünmedi. Sifacı anaya götürüldüğünü biliyordu, öyle söylemişti dedesi. Köylerinde ki şifacı Kör Ömer derler ihtiyar bir adamdı. Pek bir şeyden anladığına en sonuncu muanesinden sonra inanası gelmiyordu Kadir'in. Sırtını açtırıp eliyle sert sert dokunmuştu kaburgalarına, böğrüne. Hissettiği ağrıdan zırım zırım ağlarken, dedesine hiç bir şeyi olmadığını söylemişti. Aklına düşenle dişlerini sıktı. İçinden 'yalancı,' dedi. Can onun canıydı. Hem nereden bilebilirdi ki acıyıp acımadığını. Kadir'e göre ezbere konuşmak kadar kolay bir şey yoktu. Kör Ömer'de başından sağmak için 'yok bir seyi,' deyip ezbere konuşuyordu işte! Halbuki ani hare

