Fazla tepki vermemem gerekiyordu ama Emre ismi bile beni tetiklemişti. Salona geçtiğimizde Cem ile gözlerimiz kesişti. Yüzünde ilk defa bir sevinç görüyordum. Kardeşinin hayatını mahvetmiş bir adamı bulmasına sadece dakikalar kalmıştı. Yeşim bizi yanına çağırırken lavaboya gitme bahanesi ile odama geçtim. O sırada Mert'e Emre'yi bulduklarına dair mesaj gönderdim. Sonra hızla salona ilerleyip ekran başına geçtim. Sonunda hayatımı mahveden adamın hangi delikte saklandığını bulacaktım, az kalmıştı. Cem dişlerini sıkarak konuştu: "Orospu çocuğu kimliğini değiştirmiş."
Anlamaz gözlerle bilgilere baktım. O da yüzünü, kimliğini değiştirmişti; şaşkınlıkla izledim ekranı. Demek ki o ölmemiş, sadece kimliğini değiştirip saklanmıştı. Ama ben de Sanem'sem seni bulup hayatını karartacağım Emre, buna emin ol. Ellerim istemsizce yumruk olmuştu.
Bir anda Yeşim sevinç çığlığı attı: "Fotoğrafına eriştim!"
Hepimizin başı aynı anda ekrana döndü. Fotoğraf yavaş yavaş yükleniyordu. Kaşlarımı çatmış, dikkatle yüklenecek olan fotoğrafa odaklanmıştım. Çok az kalmıştı ancak büyük bir patlama sesi duyduk. Aniden ekran gidip geldi, deprem etkisinde sallandık. Arda öfke ile bağırdı: "Yine ne oluyor anası..." Lafının devamını getiremeden büyük bir alev topu gördük, bina yanıyordu. Yangın alarm sistemi hemen devreye girmişti.
"Çıkmamız lazım!"
Yeşim'in sözüne karşılık Cem öfke ile konuştu: "O siktiğimin yüzünü görmeden buradan bir adım bile atmayacağım!"
Arda da sinirle devam etti: "Çok az kalmıştı!"
İlhan hızla yanımıza geldi: "Binanın merkezinde kasıtlı bir patlama yapılmış, hemen binayı terk etmemiz lazım. Ana sistem patlamadan çıkmalıyız."
Alp, Ece'nin kolunu tuttu: "Hızlı ol!"
Ece, Alp'ten kurtulup yanıma geldi. Donakalmış bir şekilde sadece ekrana odaklanmıştım. Ekran tamamen siyah olduğundan kendime geldim:
"Sistem çöktü, öyle değil mi?"
"Evet." Yeşim o kadar öfkelenmişti ki önündeki bilgisayarı kıracak gibi bakıyordu.
Alp sinirle Arda'ya döndü: "Eğer buradan çıkmazsak gebereceğiz!"
Arda, Cem'i kolundan tutup sürüklemeye başladı: "Yazılım, kod, her şey bizde, ek binada halledebiliriz. Ama önce bu siktiğimin yerinden sağ çıkmalıyız."
Cem herkesi gözleri ile taradıktan sonra tahliye için anons geçti.
Burak beni ve Ece'yi çekiştirmeye başladı: "Yukarısı aşağıya göre daha tehlikeli. Şu anda asansörü de kullanamayız, hemen yangın çıkışından çıkmamız lazım. Dumandan etkilenmemek için maske takın."
"Siz gidin, benim bazı özel eşyalarımı almam gerek."
Burada her ne kadar çok fazla özel şeyimi bulundurmasam da bazı belgelerim odamda kalmıştı. Ece benimle gelmek için yeltendi ama durdurdum: "Sen git, ben halledip hemen geleceğim."
Burak, "Ben de seninle geleyim," dedi.
"Süper güçlerin yok Burak. Ateş ben inemeden gelirse bir halta yaramaz yapabileceklerin. Sen Ece ile birlikte in."
Onları güç bela indirmeye ikna ettikten sonra odama doğru koştum. Aslında ağır bir yanık kokusu geliyordu. Odamın kapısına vardığımda telefonum titremeye başladı. Mesajlarda Mert yazmıştı; hemen binadan çıkmamı istiyordu. Çekmecemden lazım olan her şeyi aldıktan sonra hızla yangın çıkışına doğru koşmaya başladım. Odada sıkışıp kalan bir adam gördüm, panik atak geçiriyor gibiydi.
"İyi misin?"
"Nefes alamıyorum."
Her bir saniyenin dahi önemi vardı. Yüzümdeki maskeyi çıkarıp ona verdim: "Yangın çıkışından koş, yangın merdiveninden sakince in, dışarıda daha iyi bir hava var. Başka insanlar var mı?"
Adam başını olumlu anlamda salladığında hızla ayağa kalktım. Adamın yangın merdivenine koşmasını görmemle diğer odalara koştum. Adamların hepsinin çıktığından emin olmam gerekiyordu. Bir oda tamamen dumana esir olmuştu. Bir yüz görmemle ağzımı bir bezle kapatıp adamı sürükleyerek koridora aldım, baygındı. Koşarak odama geri gittim, bir şişe su getirip adamı kendine getirmeye çalıştım. Bir dakikanın sonunda kendine geldi.
"Koş, sadece yangın merdivenine koş!" Adam sendeleyerek koştu. Kimse kalmamıştı ancak ben daha koridorun yarısındayken ikinci bir patlama oldu. Bu, ilk patlamadan daha şiddetliydi. Bina yeni bir sarsıntı geçirirken olduğum yerde durdum. Odaların boruları patlamıştı, çok kötü bir gaz yayılıyordu, kapılar yanmaya başlamıştı. Koridorun ortasında da yangın vardı. Geri geri gitmeye başladım. Nasıl çıkacaktım? Alevlerin arasında sıkışıp kalmıştım. Arkamdan tanıdık bir ses duydum: "Derin!" Gözlerim kararıyor, gaz vücuduma nüfuz ediyordu. Bilincimi kaybettiğimde tanıdık bir kolun beni kavradığını hissettim. Gaz kokusunu bastıran tanıdık bir koku...
Gözlerimi araladığımda Mert'in kollarındaydım. "Mert?" Gözlerim yarı baygın gibi açıktı. "Sakin ol, çıkmamıza az kaldı," diyerek cebinden su çıkarıp verdi. Suyu yüzüme döktükten sonra kendime geldim. Binanın dışına çıktığımızda sorun daha büyük gibiydi; Burak ve Ece deliye dönmüştü. Mert beni kucağından indirdiğinde tüm ekip silahlarını çıkarıp Mert'e çevirdi. Mert maskeyi çıkarıp yarım ağızla güldü. Elini havaya kaldırmasıyla hepimizin üzerinde silah lazeri belirdi. "Beni öldürmek öyle kolay değil. Asıl konumuza gelelim; benim mekanım da sizinle birlikte eş zamanlı bir saldırı aldı. Bir düşman var ve ortak bir düşman olduğu kesin. Bir matematik kuralı vardır: Düşmanımın düşmanı dostumdur."
Cem sinirle öne atıldı: "Bana bak, sana buradan kimse dost çıkamaz! Mekanımıza verdiğin zararı, bizi yaralamanı ve adamlarımızdan birini kaçırıp bizden istediklerini unutmadık."
"Cem, çok fevri davranıyorsun... Ben sana böyle bir teklif sunuyorum çünkü benden daha ağır düşmanlar edinmişsiniz. Benim amacım sizi öldürmek değildi ama bugün bize bu saldırıyı yapan direkt öldürmek istedi, mekanlarımız alabora oldu."
"Eee, yani?" dedi Ece.
"Yanisi, ortak olup bu düşmanı bulmamız lazım."
"Seninle mi?" dedi Burak.
"Başka kime güvenebilirsin? Diğer yöneticilere de gitti, burada böyle bir halt olacağı zaman kim yardıma geldi peki?"
"Sen Derin'in içeride kaldığını nereden biliyordun?" Arda'nın sorusu ile afalladım.
Kurtardığım adamı gösterdi: "Bu adam söyledi, 'Derin bana yardım etti ama içeride kaldı' dedi. Ben de hemen içeri girdim." Adam Mert'in bu sözleri ile başını salladı.
"Eğer içeriye girmemiş olsaydım muhtemelen ekip arkadaşınızın küllerini topluyor olurdunuz."
Cem bana döndü: "Bir şeyin yok, öyle değil mi?"
Başımı olumlu anlamda salladım.
"Ne istiyorsun?" dedi Arda. "Ortaklık. Şimdi başka bir alana geçeceğinizi biliyorum. Birlik olursak bu orospu çocuğunu daha çabuk buluruz."
"Ya Emre'yse?" dedim bakışlarımı Yeşim'e çevirerek. "Ne de olsa onu ifşalayacaktık, bunu anlayıp bu şekilde müdahale ettiyse..."
"İmkanı yok."
Arda araya girdi: "Şimdi evlerinize dağılın, yeni taşınacağımız ofisi ben size bildireceğim. Bir hafta herkes evinde kalsın, fazla şüphe çekmeyin."
Cem, Mert'e yaklaştı: "Eğer bir şekilde ekibime ve bize zarar verirsen seni yaşatmam Mert, haberin olsun."
Mert başını salladı.
Sonunda herkes yavaş yavaş dağıldı. Kolumun yandığını hissediyordum. Eve doğru ilerlerken Burak aradı:
"İyi misin Derin?"
"İyiyim de ne oldu?"
"Olaylar aniden gelişince soramadım seni, merak ettim. İstersen yanına gelebilirim."
"Teşekkür ederim ama sanırım birkaç gün yalnız kalsam daha iyi olur gibi."
"Peki, sen bilirsin. Bir şey olursa arayabilirsin, dikkatli ol."
"Peki, sen de dikkat et," dedikten sonra kapattım. Eve vardığımda benden önce Mert gelmişti.
"Yine mi sen?"
"Hayatını kurtarmış bir adamı gerçekten böyle mi karşılıyorsun?"
"Ne?"
"Seni daha birkaç dakika önce bir yangından kurtardım ve böyle mi teşekkür ediyorsun?"
Bıkkınlıkla koltuğa oturdum: "Teşekkür ederim."
"Kolun iyi mi?" Kolumdaki kanı fark etmişti.
"Hmm, evet, sağlığına duacı," diyerek mırıldandım. "İlk yardım çantan nerede?" Mutfak dolabını işaret ettim. Artık alışmıştım Mert'in bu tavırlarına ve haklıydı; bugün onun sayesinde kurtulmuştum. İlk yardım çantasından birkaç bir şey çıkarıp önümde diz çöktü: "Bu zamana kadar bir kızın önünde diz çökeceğim aklıma gelmezdi."
"Niye, bacakların mı kopuyor?"
"İyi misin kızım? Karşında normal bir insan durmuyor. Kızlar... kadınlar... gözümde pek de bir değere sahip değiller."
"Ne yapmalıyım, bununla gurur mu duymalıyım?"
Duraksadı. Gözlerini önce dudaklarımda, sonra gözlerimde gezdirdi. "Yok, sanırım bu durum hoşuma gidiyor."
"Önümde diz çökmen mi?"
"Hayır, beni sadece tek bir kadının yönetebilmesi."
"Bugün çok az kalmıştı."
"Neye?"
"Emre'yi bulmama."
"Tesadüf değildi bence." Sözleri ile başımı salladım.
"Bence onu bulabileceğimizi biliyordu ve bu yüzden önlemini aldı."
"Ama bunu yapan Emre değildi, bizzat başka biriydi. Çünkü Emre bu kadar kuvvetli olamaz, arkasını sağlam tutuyor."
"Normalde içimizden birinin olmasından şüphelenirdim ama bugün içimizde olan herkes neredeyse yanıyordu. Emre çok bencil bir adamdı, kendini böyle bir riske katamaz," diyerek konuştum. Mert bir an yere odaklandı.
"Ve benim de Emre'nin peşinde olduğumu bilen biri. Çünkü eş zamanlı bir saldırıydı."
"Kim olabilir bu?"
"Bilmiyorum güzelim ama o zamana kadar sakın sen şüphe çekme. Çünkü kör bir düşmanla oynuyoruz, nereden nasıl vuracağını biliyor."
"Haklısın... Tek öğrenebildiğim şey, sadece Emre'nin de benim gibi yüzünü değiştirdiği."
"Seni bulmam kolay oldu ama Emre'yi bu kadar büyük bir kolaylıkla bulabilir miyim bilmiyorum."
"Eğer bulamazsak Cem'e, Arda'ya, Yeşim'e, hatta tüm ekibe zarar verebilir."
"Doğru ama önce senin güvenliğin."
Ayaklanıp karşımdaki koltuğa oturdu: "Neden bana bu kadar iyi davranıyorsun?"
"Aslında geçmişin bana bir şeyler anımsatıyor."
Histerik bir şekilde gülümsedim: "Yoksa geçmişimden ziyade babam mı sana bir şeyleri anımsatıyor?"
"Bak, sakın beni o Emre orospu çocuğu ile bir tutma. Sen aileni seçemezsin ve ailenin pislikleri senin elinde olarak gelişmedi. Ben seni asla bir hata olarak görmüyorum."
"O zaman neden?"
"Sana olan hislerimin bir tanımı yok. Çünkü seni neden sevdiğimi bilmiyorum, hatta senden hoşlanıyor muyum onu da bilmiyorum."
Gözlerimi kaçırdım: "Ben bu hayata bir adım attım çünkü hayatımı kullanan bir adamdan ağır bir intikam almam gerekiyor. Ben bu ikinci şansım olan hayatımı kalkıp da bir aşk için kullanmak istemiyorum."
"Neden? Hem aşık olup hem intikamını alamaz mısın?"
"Alamam. Lütfen sen de beni sevme..."
Sözüm bir boşlukta süzülüyordu sanki. Kime, nasıl güveneceğimi bilemez bir haldeydim. Bir adamın daha çıkıp da hayatımı mahvetmesine göz göre göre göz yumamazdım.
"Sevgi bir insanın elinde olan bir şey değil. Ben belki aklıma söz geçirebilirim ama kalbime geçirebilir miyim, hiç bilmiyorum."
"Düşünmemiz gereken daha ciddi şeyler var. Sence Arda ekiple bir olmana izin verir mi?"
"Şu abin bir şeylere engel olmaya çalışmasa evet; çünkü Arda genelde mantıklı düşünen bir lider."
"Abim neden engel olmaya çalışsın ki?"
"Çünkü Cem daha çok duygusal hareket ediyor."
Sözlerimizi kesen şey çalan telefonum oldu. Taşınacağım eski evimin yeni sahibi arıyordu.
"Alo, buyurun?"
"Derin Hanım, kiracılarımız bugün çıktı. Zaten taşıyabilecekleri eşyaları çok yoktu."
"Nasıl yoktu?"
Mert dikkatle beni dinliyordu.
"Evi bana satan Cem Bey malzemeleri de satmıştı; yani kısacası ev eşyalı bir durumda satıldı, sadece bir odası bomboştu."
"Peki, evin malzemelerini satmayın; ben de eşyalı bir şekilde satın almak istiyorum."
"Peki Derin Hanım. Özel eşyalarınızı ve bir odalık eşyanızı alabilirsiniz. Fiyat konusunda eski fiyat ile aynı fiyatı uygun görüyorum. İyi günler dilerim."
"İyi günler," deyip telefonu kapattım. Mert kaşlarını çatmış beni izliyordu: "O gün Burak'la konuştuğunuz ev mi?"
"Evet, boşalmış."
"Oraya gitmek istediğine emin misin?"
"Ne kadar nefret etsem de oraya gitmek zorundayım. Korkularımla yüzleşmem ve orayla yaşamam gerekiyor."
"Bu sadece travmalarını tetikleyecek."
"Elimde başka seçenek var gibi mi duruyor? Yeterince travmam var zaten. Boş olan muhtemelen benim eski odam, o odayı yeniden yapmam gerek."
"Sen bilirsin güzelim ama Cem bu durumu öğrenirse pek de hoşnut olacak gibi değil."
"Eğer yapamazsam ben de iyi hissetmeyeceğim."
"Ne zaman yapacaksın?"
"Bence bugün gidebilirim."
"Emin misin?"
"Evet, zaten götüreceğim şeyler kıyafetlerim ve birkaç özel eşyam."
"İyi bakalım. Güvenliğin için birkaç adam bırakabilirim, sonuçta yeni bir olay yaşandı."
"Yok, kalsın. Cem'in ve Arda'nın daha fazla gözüne batmayalım."
"Bir şey olursa beni mutlaka ara."
Mert evden çıktıktan sonra kıyafetlerimi valize yerleştirdim ve özel belgeleri alıp eve doğru yola çıktım. Zaten hazırlanana kadar akşam olmuştu. En büyük korkum ile yüzleşecektim, bunu biliyordum.
Kapıya girişimde aklıma geçmişim tek tek geliyordu. O gün babam olacak o adamın üzerinde nasıl hüngür hüngür ağladığımı anımsadım. Onu kendi süper kahramanım sanırken o insanların Deccal'i olmuştu. Sonra salona doğru ilerledim, o an içimde büyük bir kıyamet koptu. Can yoldaşım bu evde, bu salonda vurulmuştu. Çaresizce kanepeye oturup olanları aklımdan silmek istedim. Yemek masasına doğru ilerledim, hayatımı mahveden iki adamla her şeyden habersizce burada içtiğim kahveleri anımsadım. Ne kadar saf ve masummuşum oysaki... Daha sonra boş olan, sadece bir dolap ile masanın kaldığı odaya geçtim. Cıvıl cıvıl olan o odam artık cıvıl cıvıl değil, sadece bir ölü odasına dönüşmüştü. Sahi, ben ölüydüm ya...
Kaç gün öncesinden sipariş verdiğim odam gelmişti. Onlara adresi attıktan sonra mutfağa yöneldim. Mutfak bomboştu; sadece bardaklar, tabaklar vardı, yiyecekler yoktu. Yemek siparişini de verdikten sonra kanepede oturdum. Ağlamak üzereydim, sanki yıllar önceki enerji olduğu yerde duruyordu. Odam hazırlandıktan sonra adamlar gitti. Odaya çıktım: "Ben geldim yeniden ve yeni ben..." Sanki duvarlar beni duyuyormuş gibi hissediyordum. Kıyafetlerimi yerleştirdim, o sırada verdiğim yemek siparişi geldi. Yemeğimi yedikten sonra uzun bir ağırlık çöktü üzerime. Odaya çıktım ve yıllar önce kaldığım odaya yeniden selam verdim. Başımı yastığa koydum, gözlerimi usulca kapadım. Birkaç dakika sonra üzerimde güçlü bir ağırlık hissettim.
"İhanet ettin!"
Kıpırdayamıyordum, gücüm neredeyse yok gibiydi. Ellerimi kaldırabiliyordum ama itecek kadar güçlü değil gibiydim.
"Bırak beni!"
"Bana ihanet ettin! Ben olmadan sen bir hiçsin! Sana geçmişinden uzak dur dedim!"
Yüzünü tam göremiyordum, taktığı kar maskesi yüzünü kapatıyordu. "Sen benim kuklamsın! Ben ne dersem onu yapmak zorundaydın ama sen kafana buyruk gitmeyi tercih ettin. Sen bana mecbursun!"
"Bırak beni lütfen..."
Bilincimi kaybetmek üzereydim. Bir şeyler vermişti bana; vücudum normal yorgunluğun aksine daha dirençsizdi.
Elindeki bıçağı kaldırmasıyla gözlerimi sıkıca kapattım, sanki gözlerimi kapatmak beni kurtaracakmış gibi. oysa artık bir umudumu daha kaybetmiştim...