PES ETMEK

472 Words
PES ETMEK FEZA Yine gözyaşlarımın sıcak sulara karıştığı, ruhumu hırpalayan bol ağlamalı bir banyodan sonra kendimi yatağa zor atmıştım. Islak saçlarımdan yastığa sızan damlaların soğukluğunu bile hissetmeden, yorgunluktan ve bitkinlikten oracıkta uyuyakalmışım. Gecenin zifiri karanlığını bölen, telefonumun o ısrarcı ve tiz sesiyle irkilerek uyandım. Gözlerimi ovuşturup ekrandan sızan çiğ ışığa baktığımda, ekranda yine o tanıdık ama yabancı numara yanıp sönüyordu. Kalbimin ritmi adettenmiş gibi hızlansa da içimi kaplayan o buruk çaresizlikle yeşil tuşa bastım. Telefonu kulağıma götürdüğümde, karşı taraftan her zamanki gibi derin, tekinsiz bir sessizlik yükseldi. Sadece bir insanın nefes alıp verişini andıran hafif bir hışırtı vardı, o kadar. Bir süre daha, belki bir mucize olur da konuşur diye bekledim. "Alo?" dedim, sesim pürüzlü ve çatlaktı. Karşıdan hiçbir cevap gelmeyince, iç çekerek telefonu yüzüne kapattım. Ozan hayatımdan sessiz sedasız çıkıp gittikten tam bir sene sonra başlamıştı bu gizemli telefonlar. İlk zamanlar, her çalan telefonda içimde deli bir umut yeşerirdi. *“Acaba Ozan mı?”* diye düşünmekten kendimi alamazdım. Ama o olsaydı, sesimi duyduğunda konuşmaz mıydı? Niye bunca zaman sussun ki? Çok anlamsızdı. Sırf bir gün pişman olur da ararsa bana ulaşabilsin diye üç yıldır köhne bir sadakatle hattımı bile değiştirmemiştim. Fakat onun yerine, hayatımdaki tüm yıkımların üzerine tuz biber ekermiş gibi bir de telefon sapığım olmuştu. Tam üç senedir, Ozan’ın beni neden böyle bir başıma bıraktığını düşünüp duruyordum. Geceler boyu tavanı izlerken hep aynı sorular zihnimi kemiriyordu: Beni ölesiye sevdiğini söylerken, nasıl oldu da bir anda arkasına bile bakmadan çekip gidebildi? Hadi gitti, insan geride bıraktığı enkazı merak edip bir kez olsun aramaz mıydı? Hiç mi kıymetim yoktu onun gözünde, yoksa bana fısıldadığı o büyük sevgisi koca bir yalandan mı ibaretti? Belki de en başından beri annemin sözünü dinlemeliydim. Gözümün içine bakarak kurduğu o mantık cümlelerine hak verip çoktan boşanmalı ve onun bahsettiği, bana değer verecek o durağan adamla evlenmeliydim. Belli ki Ozan ne geri dönecek ne de bir gün telefonun ucundan sesini bağışlayacaktı bana. Ağır adımlarla, odanın ortasında adeta bir anıt gibi duran o yatağa doğru yürüdüm. Son bir kez; onunla birlikte ilk ve son kez uyuduğumuz, kokusunun çoktan uçup gittiği ama anısının hâlâ taze olduğu yatağımıza uzandım. Ve kaçınılmaz son... Gözlerimden süzülen yaşlar yastığı ıslatırken, her gece tekrarlanan o kahredici rutinim eşliğinde, acıyla harmanlanmış bir uykuya doğru çekildim. Ama bu gece farklıydı. İçimde bir şeyler kırılmış ve yerini buz gibi bir hisse bırakmıştı. Artık pes ediyordum. Çünkü bir hayali beklemekten, her telefonda bir gölgeyi aramaktan gerçekten çok, ama çok yorulmuştum. Kalbimin derinliklerinde ona karşı beslediğim o yangın hâlâ sönmemiş olsa da bariz olan bir gerçek vardı: O, beni hiçbir zaman benim onu sevdiğim gibi sevmemişti. Yoksa insan, canından çok sevdiği kadını bu karanlıkta, böyle kimsesiz bırakıp gidebilir miydi? Bu acı gerçeği anlamam, iliklerime kadar hissetmem ve en nihayetinde kabullenmem tam üç senemi almıştı. Ama bu gece, o sessiz telefonun ardından nihayet kabullenmiştim. Artık bizden hiçbir şey olmazdı……
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD