Akşamın yavaş yavaş indiği saatlerde, sobanın sıcaklığı ve yemeklerin kokusu evi doldurmuştu. Gün boyu Saadet Ana’nın gergin tavrını ve kadınların dedikodularını bir kenara bırakmaya çalışmış, ev işlerine dalmıştım. Ama içimde hala hafif bir huzursuzluk vardı. Hasan’ın eve dönüşünü sabırsızlıkla bekliyordum. Onun varlığı, her zaman içimdeki tüm sıkıntıları silip atıyordu. Kapının kolu hafifçe döndüğünde, elimdeki tabağı bırakarak hızlıca kapıya yöneldim. Hasan, hafifçe yorgun ama yüzünde her zamanki sıcak gülümsemesiyle içeri adım attı. Üzerindeki montu çıkarmadan önce bana doğru bir adım atıp saçlarımı okşadı. “Merhaba,” dedi, sesi hafif ama içten bir tonla. “Merhaba,” dedim, gülümseyerek. “Gün nasıl geçti?” “Yoğundu ama güzel,” dedi, montunu askıya asarken. “Babamla uzun uzun konuştu

