Karanlık her şeyi yutmuştu. Gökyüzü yoktu, zemin yoktu; sadece etrafımı saran yoğun bir boşluk vardı. Sanki hiçbir yere ait değildim. Nefes almak istiyor, ama ciğerlerime dolan o boğucu havadan kaçamıyordum. Ayaklarımın altındaki zemin bir anda çatlamaya başladı ve aşağıya, dipsiz bir karanlığa doğru sürüklendiğimi hissettim. Bir anda zeminde beliren çatlaklardan fısıltılar yükseldi. Tanıdık ama aynı zamanda yabancı olan seslerdi. Annemin sert ama tanıdık tınısını duyabiliyordum: “Hasan, konuşma! Sadece sus!” Ardından babamın derin ve titreyen sesi yankılandı: “Bazı şeyler bilinmemeli, Hasan. Bazı şeyler unutulmalı.” Sesler birbiriyle iç içe geçerken, ayaklarımın altındaki zemin tamamen çöktü ve kendimi boşluğa düşerken buldum. Düşüşüm sonsuzmuş gibi hissettirdi. Etrafımda bir şeyler bel

