ASYA
Onunla bu kadar kısa bir zaman sonra, bir bar kapısında karşılaşmayı düşünmemiştim. Aslında komik bir çıkarımdı çünkü zaten ilk seferinde de bir barda karşılaşmıştık.
“Tek gecelik bir şeydi sonuçta. Bir de durup anlam mı yükledin?” diye sordum bana hiç yakışmayan bir üslupla. Çünkü bir an önce benden uzaklaşması gerekiyordu.
“Bakireydin,” dedi üzerime eğilerek. “Yüklemese miydim?”
“Yüklemeseydin,” dedim aynı üslupla. “Anlam yükleyecek olsam seninle mi sevişirdim? Allah Allah! Rahat bırak beni!” Bir an önce benden uzaklaşsın diye kendimi düşürdüğüm durum midemi bulandırdı.
Gitmek için hamle yapmamla yumruğunu sertçe duvara vurdu. “Gitmene izin vermedim.”
“İzin istemedim.” İçten içe bakışlarından ödüm kopmuştu ama taviz vermeye de niyetim yoktu. Çetin bizi beraber görmemeliydi. Onun sanrılarıyla uğraşmayacak kadar karmaşık bir hayatım vardı şu dönemde.
“Çetin neden içeri girmene izin vermedi?”
Çetin'in annesi dışında ilişkimizi, daha doğrusu nişanımızı kimse bilmediği için merak etmesi normaldi. Babama bunu defalarca anlatmaya çalışmıştım ama babam bunun önemli olmadığını, önemli olanın Koralp soyadını almam olduğunu söylemişti.
Ne aileme kendimi anlatmayı başarabilmiştim ne de Çetin'i beni ailesinin tümüyle tanıştırmaya ikna edebilmiştim. Şimdi düşününce neden beni tanıştırmadığı daha anlamlı hale geliyordu.
Annesi oğluna düşkündü ve emindim ki yaptığı her boku da biliyordu.
Bakışlarındaki koyu, zifiri karanlık beni yutmak üzereydi. Çetin’in adını andığında vücudumdan aşağı buz gibi bir ürperti indi. Kuzey’in kardeşinden ne kadar nefret ettiğini, aralarındaki bitmek bilmeyen rekabeti biliyordum ama şu an aralarında bir koz ya da bir kurban olmak istemiyordum.
“Çetin’in ne düşündüğü ya da ne yaptığı beni ilgilendirmiyor,” dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. “O, kendini bu mekanın sahibi sanan küçük bir adam sadece. Ben de onun egosuna kurban gitmek istemeyen biriyim. Oldu mu?”
Kuzey cevabımdan pek tatmin olmuş gibi durmuyordu. Elini duvardan çekip beni rahat bırakmak yerine bedenini biraz daha yaklaştırarak beni iyice köşeye hapsetti.
“Küçük bir adam...” diye fısıldadı, kelimenin tadına bakarmış gibi. “Doğru bir teşhis. Peki öyle küçük bir adam, senin gibi bir kadının kapıdan girmesini niye engelliyor?”
Kalbim boğazımda atmaya başladı. Yalan söylemekte hiçbir zaman iyi olmamıştım fakat şu an buna mecburdum.
“Tanımıyor,” dedim gözlerinin içine baka baka. “Sadece barda bir kez karşılaştık ve haddini bildirdim. O günden beri beni her gördüğü yerde böyle çocukça oyunlar oynuyor. Şimdi, eğer sorgun bittiyse çekil önümden.”
Kuzey’in dudaklarının kenarı çok hafif, neredeyse belirsiz bir şekilde kıvrıldı.
“Sorgum bitmedi Asya,” dedi ismimi ilk kez pürüzlü sesiyle söyleyerek. İsmimi bilmesine duyduğum şaşkınlığı kendime sakladım. İsmim onun dilinde, daha önce hiç duymadığım bir tınıya bürünmüştü. “Hakkında hiçbir şey bilmediğim bir kadın için fazla cesursun. Ama öğreneceğim. Yaşadıklarımızdan sonra öylece gitmene izin vereceğime inanmana üzüldüm.”
Uzanıp saçlarımın arasına parmaklarını doladı. Dokunuşu o kadar sahiplenici ve o kadar yakıcıydı ki bir an için nefes almayı unuttum.
“Şimdilik seni rahat bırakıyorum ama seninle tekrar görüşeceğiz. Ve bu sefer kaçmana izin vermeyeceğim.”
“Görüşmeyeceğiz!” dedim geri çekilmeye çalışarak.
“Göreceğiz,” dedi ve aniden benden uzaklaştı. Sanki üzerimdeki yoğun baskıyı kuran o değilmiş gibi, cebinden bir sigara çıkarıp rahat bir tavırla barın içindeki loşluğa doğru baktı. “Şimdi içeri gir ve eğlen. Ama unutma, gözüm üzerinde.”
Titreyen bacaklarımla yanından geçip giderken, arkamda bıraktığımın sadece bir adam değil, hayatımı kökünden sarsacak bir deprem olduğunu hissediyordum. Eğer benim Çetin’in eski nişanlısı olduğumu öğrenirse olacakları düşünmek bile istemiyordum.
***
KUZEY
Cebimden çıkardığım çakmağın metalik sesi, barın gürültülü müziğine karıştı. Sigaramın ucundaki köz parladıkça, dumanın arkasından onu izlemeye başladım. Selim’in dün önüme koyduğu dosyadaki her satır zihnime kazınmıştı. Sungur Holding... Can çekişen bir imparatorluk ve o enkazın altında kalmamak için tırnaklarıyla toprağı kazan bir kadın.
Asya Sungur.
Dosyada yazanlar rakamlardan ibaretti ama karşımda duran kadın, o rakamların çok ötesindeydi. Barın bir köşesinde arkadaşıyla konuşmaya çalışırken bile omuzlarındaki görünmez yükü hissedebiliyordum.
Tam o sırada, kalabalığın arasından sıyrılan Çetin'in silüetini gördüm.
Üvey kardeşim olacak o herif, gevşek adımlarla Asya’ya doğru ilerledi.
Yüzündeki kendinden emin, sahiplenici ifadeyi gördüğüm an dişlerimi birbirine bastırdım. Çetin’in kadınlara yaklaşma tarzını bilirdim. Onları satın alabileceği birer obje gibi görürdü. Ama Asya... Asya’ya bakışı farklıydı. Onda hem açık bir ilgi, hem de garip bir hırs vardı.
Yanına ulaştığında elini Asya’nın koluna koydu. Uzaktan bile Asya’nın tüm vücudunun gerildiğini, Çetin'in dokunuşundan iğrenerek kaçındığını görebiliyordum. Ben dokunduğumda yüzünde öyle bir ifade oluşmamıştı. Dudaklarım yavaşça kıvrıldı.
Çetin eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı. Asya’nın bir adım geri çekilip Çetin’in yüzüne karşı sert bir şeyler söylediğini fark ettim. Çetin’in yüzü bir anlığına karardı, öfkesini kontrol etmeye çalıştı. İçimi kaplayan öfkeyle yerimden kalkıp Asya'ya uzattığı elini kırmak istedim.
Neden?
Onunla sadece bir gece geçirmiştim. Sadece bir gece tenine dokunmuştum. Fakat şu an, kalabalığın içinde ona dokunan her el, ona yönelen her bakış sanki doğrudan benim alanıma yapılmış bir saldırı gibi hissettiriyordu.
Kendi kendime güldüm. Beni gerçekten bu kadar çok mu etkilemişti?
Asya, Çetin’i sertçe itip yanından uzaklaşırken göz göze geldik. Bence en büyük sorunu ne Çetin ne de batmakta olan şirketiydi.
Asya'nın en büyük sorunu bendim. Çünkü onu tamamen kendime istiyordum.
Çetin, arkasından öfkeyle bakarken bir an bana doğru döndü. Beni orada görmeyi beklemiyordu. Yüzündeki kibirli ifade yerini anlık bir nefrete bıraktı.
"Kuzey?" dedi yanıma gelerek. "Senin burada ne işin var?"
Bakışlarımı Asya’nın uzaklaşan silüetinden ayırıp Çetin’e çevirdim. Sigaramın külünü yere silkerek dik dik yüzüne baktım.
Çetin, Asya'yı izlediğimi fark etmişti. Saklama gereği de duymuyordum. En azından bundan sonra Asya'ya olan hareketlerine dikkat ederdi.
"Gözüme kestirdiğim bir avın peşindeyim Çetin," dedim sıradan bir sesle. "Senin gibi kapılarda koruma bekletip küçük hesaplar yapmam. Ben, istediğim şeyi gider, alırım."
Çetin yutkundu. "Senin Asya ile ne işin olabilir?”
Öne doğru eğildim, sadece onun duyabileceği bir sesle konuştum.
"Onunla olan işim, senin hayal gücünün yetmeyeceği kadar derin. Şimdi çekil yolumdan. Ve bir daha... Sakın ama sakın ona dokunmaya kalkma."