“İKİNCİ PERDE • GEÇMİŞ”

1139 Words
※ "İKİNCİ PERDE • GEÇMİŞ" "Adrian, aç şu telefonu." Koşar adımlarla basketbol sahasına vardığımda aklımdan geçen binlerce düşünceye yenik düşüyordum. Kardeşime bir şey olursa ben ne yapardım? Hem de benim yüzümden! Ellerimi dizlerime koyarak nefesimin düzene girmesini bekledim. Henüz sahaya yetişemesem de etrafta kimseyi göremiyordum. Adrian her şeyden habersiz arkadaşlarıyla basket maçı yapıyordu. "Ella, ne oldu?" Arabasından inen Bayan Louisa koşarak yanıma geldi. Ona öfkeliydim hem de fazlasıyla. Beni öyle bir şeyin içine sürüklemişti ki girdapta yuvarlanıyor gibiydim. Ona öleceğimi söylemeli miydim? Ya da iyileşmek için yanına gönderdiği kişiyi düşmanlarına teslim etmek üzere olduğumu? "Beni bilinmezliğin ortasına bırakıp geri çekildiniz Bayan Louisa. Buna ben yardım diyemem. İsmini bile bilmediğim kişiden yardım dileniyorum. Neden o gün ölmeme izin vermediniz? Neden?" Artık patlama noktasındaydım. Kardeşimin hayatının tehlikede oluşu bütün ipleri koparmamı sağlamıştı. Bayan Louisa yüzündeki ifadeyi sabit tutmaya çalıştı. "Hayatını kurtarmak için seni o çöplüğe gönderdiğimi düşünüyorsan yanılıyorsun Ella." Birkaç adım atarak tam karşımda durdu. "Onu kurtarman için gönderdim seni oraya. Samuel'in hayatı tehlikede." İşte bunu beklemiyordum. "Nasıl yani?" Her şey bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı? Suflör olarak bildiğim kişinin gerçek ismini öğrenmiştim az önce. Üstelik bunca zamandır beni iyileştireceğini zannederken asıl hayatı kurtulması gereken kişinin o olduğu söyleniyordu bana. Benim donup kalmamı fırsat bilen Bayan Louisa konuşmasını sürdürdü. "Seneler öncesinde ortaklarından biri olduğum yetimhane vardı Ella. Yüzlerce çocuğa annelik yapıyorduk; onların hayata tutunmasını sağlıyorduk. Samuel de o masum çocuklardan biriydi." Bakışlarını gökyüzüne çıkardı gözyaşlarını saklamak adına. Vicdan azabı çektiğini görebiliyordum sebebini anlamasam bile. Onun hakkında duyduğum şeyleri birbirine bağlamaya çalışıyordum. "Yetimhanenizde çıkan yangından sonra orası kapandı ve terapi merkezi açtınız." Beni onaylarcasına kafasını salladı. "Ama bu yangın tesadüfen çıkmadı Ella. Korkunç cinayetleri işlemesi adına kendisine insan gücü toplayan çetenin çıkarttığı bir yangındı." Dedi buz gibi soğuk sesiyle. Olduğum yerde donakalmıştım. Evimde beni tehdit etmek için gelen kişinin ne kadar tehlikeli olduğunu yeni yeni kavrıyordum. "Yangının olduğu gece birçok çocuk kaçırıldı. Onlardan birisi de Samuel'di." Çetenin eline geçtiğine göre onların yanında büyümüş olmalıydı. Fakat şu anda neden bir kulübede yaşıyordu? Oradan nasıl kaçmıştı? Sorularıma cevap arıyordum fakat Bayan Louisa beni düşünmekten alıkoydu. "Kaçırılan çocukların yangında öldüğünü doğrulamam için çetenin baskılarına maruz kaldım yıllarca. Ama kabullenmedim." "Onları ne için eğitiyorlardı?" En kötü kısım bu olmalıydı. Çantasını açarak telefonunu içinden çıkardı. Birkaç dakika kurcaladıktan sonra telefonun ekranını bana çevirdi. Gördüğüm manzarayla birlikte bütün vücudum buz kesmişti. "Bu cinayeti o çocuklar yaptı Ella. Hangisi olduğunu bilmiyorum fakat sadece bununla yetinmediler. O çocukları acımasız tetikçi yaptılar kirli amellerine alet edebilmek için." Titreyen ellerimle telefonu aldım daha yakından bakabilmek için. Her hafta iyi olmak için yanına gittiğim kişinin bunu yapabileceğini düşündükçe aklımı kaçırıyordum. "Samuel onlar gibi olmadı. Seneler önce onlardan kaçmayı başardı. Çete onu öldü olarak biliyor. Bunu benim yardımımla ayarladık. O cehennemden kaçmadan önce benimle iletişime geçti." Suflör, Bayan Louisa'ya iyilik borcu olduğundan bahsetmişti. Bu borcun sebebini şimdi anlayabiliyordum. Yine de anlayamadığım kısımlar vardı. "Ona nasıl yardımcı olabilirim Bayan Louisa? Kendime bile yardımım dokunmazken?!" Bakışlarındaki hüzün içimi acıtıyordu. Çünkü onu çocuğu olarak görüyordu. Yıllar önce kaybettiği şimdiyse geri kazanmak için her türlü tehlikeli yolu denediği... "Ne yazık ki elime ulaşan bilgilere göre Samuel'in yaşadığını öğrenmişler. Eninde sonunda bu yaşanacaktı. Samuel de bunu biliyor. Ve pes ediyor..." "Yani öldürüleceği günü bekliyor." Diye tamamladım onun cümlesini. Canlılık dediği şeyi ona kazandırmamı istemişti. Ölüme sürüklenen bir kızı hayata döndürerek onun da hayata tutunmasını istiyordu. Fakat o kızın kısa sürede hayattan kopacağını ikisi de bilmiyordu. "Bu sorunluluk çok fazla Bayan Louisa. Onu koca bir çeteye karşı koruyamam." "O kendisini korur!" Diyerek lafımı kesti. "Göründüğünden daha zeki bir çocuktur. Tek ihtiyacı olan şey küçücük bir umut parçası." Elimdeki telefonu onun eline sıkıştırdım gitmeden önce. Ansızın omzuma yüklenen bu denli ağır yük yere kapaklanmamı sağlamıştı. "Ella! Yardımına ihtiyacım var. Onu ikinci kez kaybedemem." Peşimden bağıran Bayan Louisa'yı görmezden gelmeye çalışıyordum. Söz konusu kardeşim ve ailemin can güvenliğiydi. O herif kimsenin haberi olmadan odama kadar sızmıştı. Bu oda kardeşimin de olabilirdi. • Kapı açıldığında anahtarı cebime attım içeri girmeden önce. Salondaki loş ışığı takip ettim. Televizyondan gelen kısık ses kulağımı tırmalıyordu. Babam ve annem televizyonun karşısında uyuyakalmışlardı. Onların bu haline gülmeden edemedim. Televizyonu kapattım ve kenarda duran pikeyi alarak üstlerini örttüm. Odama geçtiğimde iç sıkıntım yine baş kaldırmıştı. Bütün bunlar çok fazla geliyordu. Halının üstünde duran ilaç şişeme baktım. İçmek istiyordum çünkü uyuşmak şu anda bana sunulan en büyük armağandı. Fakat yapamazdım. Sevdiğim insanlara zarar vermek için pusuda bekleyen iblisin zihni her zaman açıktı. Sırtımı yatağıma yasladım pencereden dışarıyı seyrederken. Birkaç ay sonra ölecektim. Bunun yasını bile tutamamıştım. Ölümüm nerede olacaktı? Yatağımda mı? Sokakta mı? Üniversitede mi? Beni annemin bulmasını istemezdim. Gerçi her sabah ölüden farkı olmayan beni uyandırmakla hükümlüydü. Herkesin hayal kırıklığıydım. Kendimin bile. Yine de bunları düzletmeme izin verilmeliydi. Bu kadar erken ölmeyi hak etmiyordum. Ya Suflör ne olacaktı? Gökyüzündeki karanlık dökülürken kuşların sesi duyulmaya başlamıştı. Ayağa kalktım. Odamın kapısını açtığımda annemi terliklerini sürükleyerek odasına geçerken yakalamıştım. Beni görünce şaşırdı. Sabahın köründe ayakta olmak adetim değildir. "Günaydın." "Nereye böyle sabahın köründe?" "Sabah yürüyüşüne. Sağlığıma dikkat etmeye karar verdim de." Dalga geçtiğimi biliyordu yine de sesini çıkarmadı altı sene sonra ilk kez 'rutinimi' bozduğum için. Dışarı çıktığımda soğuk havanın tenime işlemesine izin vermiştim. Telefonda Hazel'i arayarak kulağıma götürdüm. Beşinci çalışta açtı. "Bıçaklanmadığın sürece beni bok varmış gibi bu saatte niye arıyorsun?" "Bıçaklanmadığımı nereden anladın?" "Sesin şıllık gibi neşeli geliyor da ondan." Kıkırdadım onun bu agresif tavrına. Uykusunu dağıtmamak için hemen konuya girdim. "Kafanı dağıtmak için gittiğin şu yerin adresi lazım." Yatakta kıpırdandığını duydum. Benden böyle şeyler duymaya alışık değildi Hazel, şaşırmasını normal karşılamıştım. "Orası tekin yer değil. Bu sefer ciddili bıçaklanıp ararsın bak beni. Birlikte gidelim." "Hayır, hayır gerek yok gelmene. Hem beyzbol sopasını da aldım garajdan. Bi bok yapamazlar." "Tamamdır, atıyorum. Dikkatli ol." Hazel'in attığı konuma geldiğimde henüz günün tam ağardığı söylenemezdi. Etrafa çöken sis yüzünden önümü görmekte zorlanıyordum. Hurda arabaların, eşyaların, gereksiz ne varsa atıldığı şeylerin mezarlığıydı burası. Psikoloğa verecek para bulamayan insanlar ellerine bir sopa alıp bir şeyleri dağıtmaya gelirlerdi buraya. Ailem varlıklıydı böylece doktorlara saçacak yeterince paramız vardı lakin yaklaşan ölümüme çare bulamazdı hiçbirisi. Sopayı hava kaldırarak tüm gücümle kırık sehpanın ortasına indirdim. Ne kadar iyi vuruş yapsam da tamamen kıramamıştım. Ama kırılmak zorundaydı işte. Başka türlü içimdeki öfkeyi atamazdım. Çığlık atarak peş peşe sehpaya darbeler indirdim. Ölüyorum. Bu duruma sevinmem gerekmez miydi? Neden içimdeki bu öfkeyi atamıyordum öyleyse? Kenarda duran arabanın yan aynasını indirdim tek hamleyle. Ölmek istiyorum fakat ölümü bekleyerek değil. Beynimde yeşeren tümörün sinsice beynimi ele geçirmesini istemiyordum. Annemin gözündeki aciz kız figürünü yıkmadan ölmek istemiyordum. Bütün gücümle arabanın farlarına vurmak istedim fakat sopa elimden kayarak kenara fırladı. Nefes nefese kalmış bir şekilde enkaz yığınına bakıyordum. Hangimizin daha çökmüş durumda olduğunu ayırt edemeden. "Bu kadar öfke günün sonunda seni yer bitirir. Öfkeni kontrol edemezsen diğerleri senin yerine bunu yaparlar. Ve en nihayetinde onların kuklası olursun." Bu sesin sahibini tanıyordum. Arkamı döndüğümde onunla karşılaşmıştım. Suflör. Ya da Samuel mi demeliydim? Bakışlarımdaki korkuyu, heyecanı ve endişeyi görünce şaşırmamıştı hatta tebessüm etmişti. "Sana ulaştıklarını biliyorum Ella.."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD