Melodram - Gerilimi yüksek, hüzünlü, korkunç ve duygusal oyun.
※
"Sen kimsin ve odama nasıl girdin?"
Az önce kendimi haşladığım banyoda alev alev yanan vücudum koltuğumda oturan kişiyi görünce buz kesmişti. İstifini bile bozmadan perdesi dalgalanan camımı işaret etti elindeki bıçağın ucuyla.
"Zor olmadı. Güvenliği artırmanı öneririm bundan sonra."
Yüzünden eksik olmayan sinir bozucu bir tebessüm vardı. Hafif kemerli burnu ve keskin gözleri insanı konuşmadan önce iki kere düşünmesine sebep oluyordu. Dikkatimi dağıtan bir diğer unsur sağ kulağından sallanan halka şeklindeki küçük küpesiydi.
"İlk soruna gelecek olursak," ellerini sandalyenin kenarına yaslayarak ayağa kalktı. "Hayatta kalmanı sağlayacak o kişiyim." Dedi tam önümde dururken. Sırtımı yasladığım soğuk kapının gerisinde kalan aileme seslenmek istiyordum fakat şu an için akıllıca durmuyordu.
"Bu da ne demek oluyor?"
Sorum üzerine bir adım daha yaklaştı. Elinde tuttuğu keskin çakısını havlunun kapatmakta aciz kaldığı yerlerde gezdirirken bıçağın soğukluğuyla ürpermiştim.
"Demek oluyor ki; bana Suflör'ü getireceksin ve karşılığında öldürülmene izin vermeyeceğim."
İsmini duyduğum kişiyle bıçağın soğukluğunu unutturacak türden şaşkınlığa düşmüştüm. Yüzümdeki ifadeyi görünce dudağının kenarı iyice kıvrıldı. "Gerçek kimliğiyle ilgili en ufak bir fikrin yok değil mi?" bir adım geri çekilerek bende yarattığı etkiyi incelendi bir süre.
"Ne senden ne de ölüm tehditlerinden korkmuyorum; bu yüzden el altı işlerini yapması için başka birini bulsan iyi edersin." Dedim meydan okurcasına. Onunla ilgili söyleyeceği her şeyi merak ediyordum deli gibi. Fakat odamda beliren psikopat görünüşlü bu herife inanmamam gerektiğinin farkındaydım.
"Sana bir seçim hakkı tanımadım anlayacağın üzere. Canını umursamadığını kısa süre önce başarısız sonuçlanan intiharından biliyorum zaten."
Mevzu benden çıkmıştı; tüm anladığım bundan ibaretti. Tekrar bıçağını havaya kaldırdığında irkilmiştim. Bıçağın keskin ucu çenemin altından destek olarak kafamı daha dik hizaya getirdi. Böylece insanın bakmaya cesaret edemediği gözlerine odaklandım istemeden de olsa.
"İntihar... cesaret mi, aptallık mı çözemediğim tek şey. Fakat sevdiklerinin hayatını beş kuruşa değmeyecek herif yüzünden tehlikeye atmanı önermem."
"O herif hayatımı kurtardı."
Şimdi dikkatini çektiğimi anlamıştım parlayan ela gözlerine bakılacak olursa. Bıçağını geri çekmeden aramızdaki mesafeyi kapattı önemli bir şeyi çözmüş gibi gözlerime bakarken.
"Ama bunu istemediğinden adım gibi eminim. Bence yaşamak istemeyen herkesin düşüncesine saygı duyulmalı. İrademiz dışında dünyanın pisliklerini çekmeme taraftarıyım."
Yutkunduğum zaman bıçağın çeneme zarar vereceği korkusuyla gözlerimi kapattım fakat soğukluk da anında yok olmuştu. Tekrar gözlerimi araladığımda sessizliğimden kararımı verdiğimden emin olmuşa benziyordu.
"Doğru tercih."
Aramızdaki yakınlık korkutacak türden olsa da bakışlarındaki mesafe nedense tehlikede hissettirmiyordu. Her ne kadar elindeki bıçakla beni ve ailemi tehdit etse de. Kafam karışmıştı.
"Onu kendin de bulabilirsin. Neden bana ihtiyaç duyuyorsun ki bunun için?"
Kaşları hafif çatıldığı zaman kafasını hafif sağa doğru yatırdı. "O kurnaz yaratığın neler yapabileceğini henüz bilmiyorsun. Hazırlıksız yakalanması gerek. Talimatlarımı bekle." Birkaç adım geri çekilerek konuşmanın sonuna geldiğimizi resmen ilan etti. Hareketleri her şeyi anlamam için yeterliydi.
"Ölecek mi?"
Onu gördüğümden bu yana ilk kez yüzünde neşeye ait bir belirti görmüştüm. Kurnaz gözleri gülünce kısılmıştı. "Ölecek kadar şanslı değil ne yazık ki." Söyledikleri üzerine göğsüm sıkışmıştı. Kolumdan tutarak kenara çekince vücuduma dokunan soğuk elleri tekrar buz tutmamı sağladı.
"Sizinkiler uyuduğuna göre az önceki rezilliği yaşamadan kapıdan çıkmayı tercih ediyorum."
Gitmeden önce son kez gözlerime bakarak arkasını dönüp gitti. Karanlık koridordan sessizce çıkarak dış kapıya ulaştı. Arkasında ne tür bir enkaz bıraktığını bilmiyordu. Benim hayata tutunmamı isteyen o kişiyi muhtemelen kötü sonuçlanacak türden belirsizliğe teslim etmem gerekiyordu. Ya ailemin güvenliği? Kafamdaki soru işaretleriyle birlikte yatağın üzerine oturdum. Hiçbir şey bilmiyordum ve bu daha da kötü sonuçlar getirecekti.
*
Ellerim ceplerimde basket oynayan ergenleri izliyordum arkama yaslanarak. Dün kardeşim Adrian'dan öğrendiğime göre onu nerede bulacağımı biliyordum. Kısa süre sonra yanımda oturan kişinin varlığını hissettiğimde duruşumu bozmadım.
"Çabuk öğrenmişsin."
Hayatımı kurtarmasından bahsettiğini biliyordum. "Adrian sır tutmayı beceremez." Güldüğünü duydum. İkimiz de aynı hizada tam karşımızda basket oynayan çocukları izliyorduk.
"Benden nefret ettiğini biliyorum." Dediğinde kaşlarım çatıldı. Bakışlarımı sol tarafa çevirdiğimde o da aynısı yaptı. Böylece göz göze gelmiş olduk.
"Burada seninle konuşmaktansa cehennemde yanmayı yeğlerdim. Şimdi anlıyor musun nefret kelimesinin ne kadar aciz kaldığını."
Bir süre beni izledi bir şey söylemeden. "Cehennemde şeytanın ruhlara nasıl işkence verdiğini biliyor musun? Onları bekleterek... Demem o ki cehennemi burada yaşıyorsun zaten. Oraya gitmek için bu kadar acele etmene gerek yok."
"Burada cehennemi yaşadığımı biliyorsan o zaman neden ölmeme izin vermedin?"
Çaresizce bağırışım istemsizce yüksek çıkmıştı. Oyunlarını yarıda bölen birkaç çocuk bize doğru baktı. O sırada Suflör bakışlarını kaçırmıştı. "Cevap ver!" Bağırışlarımın bir faydası yoktu. Derin bir nefes alarak tekrar göz teması kurdu benimle.
"Zaten öleceğiz Ella. Belki birkaç gün sonra araba kazası geçireceksin. Belki beni de kuytu köşelerin birinde bıçaklayacaklar. Kaderimizi tahmin edemeyiz ama acılarımız böyle değil. Seni üzen şeylerin farkında olduğun halde kılını kıpırdatmıyorsun. Onları yaşamaktan korkma. İnan bana kendine zarar vermekten daha çok canlı hissettiriyorlar."
Söyleyecek hiçbir şey bulamadığım için gözlerimin dolmasına müsaade etmiştim. Söylediği şeyler etkileyiciydi fakat beni ne tür cehenneme geri getirdiğiyle ilgili en ufak bir fikri yok.
"Haklısın, tek yapmam gereken her an öleceğin gerçeğini aklımda bulundurmam sadece."
Ayağa kalkarak arkama bakmadan yürürken aslında buraya onu uyarmak için geldiğimi hatırladım. Arkamı döndüğümde az önce onu bıraktığım gibi oyunu izlemeye devam ettiğini görünce dişlerimi birbirine sıktım. İki gündür tanıdığım kişi için ailemi tehlikeye atamazdım.
Her ne kadar verdiğim karardan emin olsam da göğsümün üzerinde kalbimi sıkıştıran o histen kurtulamıyordum. Cebimde titreyen telefon düşüncelerimden sıyrılmamı sağlamıştı. Kayıtlı olmayan numarayı cevaplayarak kulağıma götürdüm.
"Efendim?"
"Bayan Ella?"
"Evet, benim. Kiminle konuşuyorum?" diye sordum yabancı gelmeyen kadının sorusuna karşılık olarak.
"Ben Doktor Tina. Kısa süre önce hastanemizde tedavi görmüştünüz."
Yüzüme yayılan sıcaklık dalgasıyla parktan uzaklaşmaya başladım.
"Neden aradınız? Psikolojik tedavi içinse hiç zahmet etmeyin."
"Hayır, hayır kesinlikle bu değil. Bugün müsaitseniz hastaneye uğramanızı rica ediyorum. Acil bir durum söz konusu."
"Acil olan ne?"
"Gelince konuşalım. Bekliyorum."
Kadın beni bir bilinmezin ortasında bırakıp telefonu kapatmıştı. Her ne kadar o Allah'ın cezası yere gitmek istemesem de bugün yapacak daha güzel bir şey bulamadığım için kadını dinlemiştim. Hastaneye gitmemle kendimi tahlillerin odağında bulmuştum bir anda. Doktor Tina kontroller olmadan kesin bir şey söylemeyeceğini ileri sürerek tüm bu zahmete katlanmamı rica etmişti. Sonuncu tahlil olan tomografiden çıkarak doktorun odasına girdim.
Gülümseyerek cam gözlüklerini burun kemerine yerleştirdi ve oturmam için işaret etti. "Lütfen, bir an önce bu konuşmayı bitirelim çünkü hastanelerden nefret ediyorum." Kadın kabalık yapmamı anlayışla karşılayarak kafasını salladı. Elindeki tomografi görüntülerine dalıp gidiyordu.
"Ella sorun şu ki; aldığın ilaçlardan sonra ne kadar iyileştiğini görmek için kapsamlı bir tahlil yaptırdım. Bunların bazıları elime yeni ulaştı ve anormal bir durum söz konusu."
Oturduğum yerden rahatsızca kıpırdandım. "Ne olduğunu açıkça söyler misiniz? Sorun ne?" Sanki birisi kafasına silah dayamış gibi zorla konuşuyordu. Gözlüğünü çıkararak masaya bıraktı ve elindeki görüntüyü göreceğim şekilde bana çevirdi.
"Ne yazık ki şüphelerim doğru çıktı. Beyninde kötü huylu bir tümöre rastladık..."
Kadının söyledikleri üzerine yoğun bir sis çökmüştü etrafıma. Ne kadar çabalarsam o yoğunluktan çıkamıyordum. Durmadan bir şeyler anlatıyordu fakat sözcükler anlamını yitirmişti benim için ve algılayamıyordum garip bir şekilde.
"Zaten öleceğiz Ella. Belki birkaç gün sonra araba kazası geçireceksin. Belki beni de kuytu köşelerin birinde bıçaklayacaklar."
Suflör haklıydı. Dileğim gerçekleşmişti bunca acıdan sonra. Ölüyordum. Düşünmem gereken tek bir şey kalıyordu geriye. O da kabul olmuş bir dilekle nasıl yaşayacağımdı.
※