Aras bir an duraksadı ama bana dönmedi. Ateşin hışırtısı aramızdaki yeni sessizliği doldurdu. Telefonu masadan aldı, ekrana bakıp cebine koydu. Hala çekmiyordu. “On iki yaş, bir insanın birini suçlamak için çok küçük, ama birini asla unutmamak için yeterince büyük bir yaş,” dedi Aras. Sesi artık ne alaycıydı ne de öfkeli. Sadece düz bir tespitti bu. Ayağa kalktı, üzerindeki karları iyice silkeledi ve kulübenin küçük, buz tutmuş penceresine doğru ilerledi. “Fırtına hafifliyor gibi. Birazdan yolun durumuna bakarım. Bu gece burada kalmak iyi bir fikir değil.” Sırtı bana dönüktü. Omuzları gergin, duruşu ise her an saldırıya ya da savunmaya geçecek gibi tetikteydi. Babasını kötülemişti ama bu bir dışa vurumdan çok, içine hapsolduğu o çıkmazın bir itirafıydı. Ve şimdi bu itirafın yarattığı o g

