KUZEY Arabamın koltuğuna yaslanmış, Ömür’ün eve girmesini bekliyordum. Sokak lambalarının loş ışığı, geceyi hafifçe aydınlatıyor, etraftaki sessizliği daha da derinleştiriyordu. Ömür’ün hızlı adımları, kaldırımda ritmik bir şekilde yankılanıyordu; pıtı pıtı, öyle kararlı, öyle kendine özgü bir yürüyüşü vardı ki, dudaklarımda istemsiz bir gülümseme belirdi. Onun bu telaşlı ama zarif hareketleri, sanki bir sahne performansının parçası gibiydi. Tam kapıdan içeri girecekken, aniden durdu. Başını çevirip bana doğru baktı. O an, sanki gözleri karanlığın içinden sıyrılıp doğrudan gözlerime kilitlendi. Arabanın koyu renk camlarından beni göremezdi, biliyordum ama yine de o bakış içimde bir yerleri delip geçti. Huzursuz bir his kapladı yüreğimi; sanki görünmez bir el göğsüme bastırıyordu. Koltukta

