HAMİYET Öğrendiklerimden sonra tansiyonum yükselmişti. Ali İhsan, yine yapmıştı yapacağını. Bir kere daha yüzümü yere yıkmıştı. Odama gidip tansiyon hapımı aldım. Bir yudum suyla ilacı yuttum, sonra kendimi yatağa bıraktım. Defalarca telefonunu aradım. Her seferinde telefon uzun uzun çaldı, ardından telesekreterin soğuk sesi yankılandı kulağımda. Cevap vermiyordu. Kaçıyordu demek ki. Yarım saat geçmeden odanın kapısı çaldı. Gelen Ömür’dü. Kapıyı yavaşça araladı, içeri süzüldü. “Anne, iyi misin?” dedi, sesinde endişe ve merak karışımı bir tonla. “Ne olduğunu artık anlatmayacak mısın?” Gözleri, o güzel, masum gözleri, yüzümde cevap arıyordu. Ömür’ün yüzüne baktım. Öyle saf, öyle temiz bir kızdı ki… İnsan onun o berrak gözlerine bakmaya doyamazdı. Bu yaşta, bu kızın böyle bir yükü taşıması

