ÖMÜR Kuzey arabadan indi. Yüzünde ciddi, neredeyse donuk bir ifade vardı. Günlerden sonra, gözleri bir an benimkilerle buluştu ve o derin, içimi titreten bakışıyla “Merhaba Ömür,” dedi. Onu burada, babamın hemen yanı başında görmek, zihnimi allak bullak etti. Bende “Merhaba” diyemiyordum. Önce Ali İhsan’dan kurtuluşum, sonra şu an gördüklerim. Bir şoktan başka bir şoka sürükleniyordum. Dilim tutulmuş, ağzımdan tek bir kelime bile çıkaramıyordum. Olduğum yere çakılmıştım, sanki bir heykel gibi donup kalmıştım. Kuzey’in, babamın elindeki bavulu alıp yavaşça arabanın bagajına yerleştirmesini izliyordum, ama bu hareketler bana bir rüyanın bulanık kareleri gibi geliyordu. Zihnim, devreleri yanmış bir makine gibi durmuştu adeta. Babam ve Kuzey… Ne alakaydı? Birbirlerini nereden tanıyorlardı?

