Gözlerim hâlâ Yılmaz’ın üzerindeydi ama zihnim orada değildi. Aras. Onu düşündüm. Beni son gördüğü anı, bağırışını, gözlerindeki kontrolsüz öfkeyi. Ve ilk defa içimde korku değil bir his yükseldi. O gelir. Bilmiyorum neden ama emindim. Yılmaz arkasını dönüp barın olduğu köşeye yürüdü. Sanki burada hiçbir şey olmamış gibi sakindi. “Onun seni kurtaracağını mı düşünüyorsun?” Elindeki içkiyi salladı. “Gelir” dedim net bir sesle. Yılmaz durdu sonra yavaşça bana döndü ve gülümsedi. “Zaten bunu istiyorum” dedi. Kalbim sıkıştı. “Ne?” dedim. “Onu buraya çekmek için senden daha iyi bir yol yok” dedi. O an her şey yerine oturdu. Bu sadece kaçırılma değildi, bu bir tuzaktı Aras için kurulmuş bir tuzak.
Aynı anda başka bir yerde gece daha da ağırlaşmıştı. Aras’ın bulunduğu depo artık sessizdi ama bu sessizlik fırtına öncesi değil fırtınanın kendisiydi. Yerde yatan adamlar, kan kokusu, dağılmış eşyalar ve ortasında Aras dizlerinin üzerinde, eli yerdeydi. Nefesi düzensizdi ama gözleri boş değildi. Yanıyordu. “Onu aldılar” dedi sesi neredeyse çıkmıyordu. Yavaşça ayağa kalktı. Yüzü değişmişti, artık tanıdığım Aras değildi. Daha karanlık, daha sert, daha tehlikeli. Telefonunu çıkardı tek numara. “Yerini bul” dedi. Karşı taraf bir şey söyledi. Aras’ın sesi keskinleşti, “Şimdi” dedi. Telefonu kapattı, silahını kontrol etti sonra ceketini giydi. Bu bir hazırlık değildi, bu bir savaş ilanıydı.
Ben Yılmaz’ın karşısında oturuyordum ama artık korkmuyordum çünkü anladım. Bu adam korkudan besleniyordu. “Beni neden seçtin?” dedim. Yılmaz kaşını kaldırdı. “Çünkü sen diğerleri gibi değilsin” dedi bir adım yaklaştı. Gözlerim gözlerine kilitlendi. “Yanlış kişiyi seçtin” dedim. Bir an durdu sonra ilk defa bakışları değişti. Hafif ama fark edilir. “Bunu göreceğiz” dedi. Kapı açıldı bir adam içeri girdi. “Efendim geliyor” dedi. Kalbim hızlandı. Yılmaz’ın dudakları kıvrıldı, “Güzel” dedi. Dakikalar saat gibi geçti ve sonra bir patlama bina sarsıldı camlar titredi kalbim göğsüme çarptı. Yılmaz yerinden kıpırdamadı sadece dinledi. İkinci patlama bu sefer daha yakından geldi. Adamlar panikledi. “Efendim” dediler. “Sus” dedi tek kelimeyle ve herkes sustu. Yavaşça bana baktı. “Gösteri başlıyor” dedi. Koridordan silah sesleri geliyordu, bağırışlar, koşuşturmalar ve sonra adımlar ağır, kararlı yaklaşıyordu. Kalbim hızlandı. Kapı bir anda açıldı ve onu gördüm. Aras. Ama bu bildiğim Aras değildi. Üzerinde kan vardı, gözleri karanlıktı, nefesi ağırdı ama durmamıştı durmayacaktı. “Onu bırak” dedi sesi yankılandı soğuk, kesin. Yavaşça ayağa kalktı. “Hoş geldin” dedi sanki beklediği misafir gelmişti. Aras bir adım attı, “Onu bırak” dedi bu sefer daha tehlikeliydi. Yılmaz başını yana eğdi, “Senin bu kadar ileri gideceğini biliyordum” dedi. Bir adım daha attı gözleri bana kaydı, “İşte bu yüzden onu seçtim” dedi. Aras’ın çenesi kilitlendi, “Adını ağzına alma” dedi. Hava kesildi. Yılmaz hafifçe güldü, “Geç kaldın Aras” dedi kalbim durdu. “Çünkü o artık benim oyunumun içinde” dedi bir adım bana yaklaştı. Aras’ın gözleri bana döndü. O bakış ilk defa korkutmadı çünkü içinde tek bir şey vardı: Beni bırakmayacak bir adam.
O gece bir adam benim için dünyayı yakmaya geldi.