Karanlığın Anahtarı

613 Words
Sözlerim havada asılı kaldı. Aras’ın bakışları sertleşti ama bu sertliğin altında alışık olmadığı bir çaresizlik vardı. İlk defa kontrol edemediği bir durumdaydı. Ve bu durum, en zayıf noktasıyla ilgiliydi. “Bu bir inat değil,” dedi sesi düşük, “bu bir tehdit.” Farkındayım, dedim. Elimdeki kâğıdı tekrar aldım. Parmaklarım artık titremiyordu. Gözlerim satırların üzerinde gezindi. “Geçmiş sandığın şey, henüz bitmedi.” Bu cümle korku vermiyordu artık. Aksine bir cevap arayışı uyandırıyordu. “Benim bilmediğim bir şey var,” dedim yavaşça, “ve bu insanlar bunu biliyor.” Aras bir adım yaklaştı. “Ben de öğrenebilirim,” dedi. Başımı kaldırdım, göz göze geldik. Öfke yoktu bakışımda ama mesafe hâlâ vardı. “Hayır,” dedim net, “sen öğrenmek istemiyorsun, kontrol etmek istiyorsun.” Doğrudan isabet etti. Aras cevap vermedi, çünkü haklıydım. Derin bir nefes aldım. “Benim geçmişim… benim sorunum.” Aras’ın çenesi gerildi. “Artık değil,” dedi. Hafifçe gülümsedim ama bu gülümseme yorgundu. “İşte sorun da bu zaten.” Bir adım geri attım. “Sen her şeyi kendi sorunun sanıyorsun.” Sessizlik çöktü. Gecenin ortasında iki farklı dünyanın insanı gibi duruyorduk. Aynı yerde ama bambaşka yollardaydık. Başımı çevirdim, yoldaki siyah araca baktım, yerde yatan adamlara, sonra tekrar Aras’a döndüm. “Bu insanlar kim?” Kısa bir an sustu, sonra: “Yılmaz’ın adamları değiller,” dedi. Kaşlarımı çattım. “Emin misin?” “Evet.” Tek kelime tartışmaya kapalıydı. İçimdeki huzursuzluk büyüdü. “Demek ki,” dedim yavaşça, “bu iş sandığımızdan daha büyük.” Bakışları karardı. “Ben de aynı şeyi söylüyorum,” dedi. Başımı salladım. “Hayır. Sen bunu kontrol etmek istiyorsun, ben ise anlamak.” Söyleyecek bir şey vardı ama elimi kaldırıp onu durdurdum. “Lütfen. Bu kez, karışma.” Sustı. Bu sessizlik, önceki sessizliklerden farklıydı. İçinde bir mücadele vardı. Bir tarafı onu durdurmak istiyordu, diğer tarafı ise gitmesine izin vermek. Ve ilk defa ikinci taraf kazandı. Arkasını döndüm. Taksiden uzaklaştım. Adımlarım artık daha netti. Nereye gittiğimi bilmiyordum belki ama ne yapacağımı biliyordum. Gerçeği bulacaktım. Şehrin merkezine doğru ilerledim. Kalabalık artmış, ışıklar çoğalmış, gece canlı bir hâl almıştı. İnsanların arasında yürümek görünmez olmamı sağlıyordu. Bu an ihtiyacım olan tek şeydi: görünmemek. Bir köşede durdum, telefonumu çıkardım. Uzun zamandır aramadığım bir numara vardı. Parmağım bir süre havada kaldı, sonra aradım. Telefon çaldı. Bir, iki, üç kez. Açıldı. “Kim bu?” Sert bir ses. Tanıdık. Gözlerimi kapattım. “Benim.” Kısa bir sessizlik. “Dilşem?” Ses şaşkındı. “Evet,” dedim. “Sen yıllardır” “Sorulara vaktim yok,” kestim onu. “Sana bir şey sormam gerekiyor.” Karşı taraf sustu. “Dinliyorum.” Derin bir nefes aldım. “Geçmişimle ilgili bana söylenmeyen ne var?” Ağır bir soru sessizliği derinleştirdi. “Bunu telefonda konuşamayız,” dedi. “Konum at,” dedim ve telefonu kapattım. Yarım saat sonra eski bir binanın önünde durdum. Şehrin eski mahallelerinden biriydi burası. Binalar yıpranmış, sokaklar dar ve karanlıktı ama tereddüt etmedim. Kapıyı çaldım. Kısa süre sonra açıldı. Karşımdaki adam geçmişimden kalan az sayıdaki insanlardan biriydi. Yüzündeki ifade iyi bir şey söylemeyeceğini belli ediyordu. “İçeri gel,” dedi. Adımımı attım, kapı kapandı ve bir anda başka bir dünyaya geçmiş gibi hissettim. “Bu işin içinde kim var?” diye sordum direkt. Bana uzun uzun baktı, sonra yavaşça: “Sen.” Kaşlarımı çattım. “Ne demek bu?” Derin bir nefes aldı. “Sandığın kişi değilsin.” Her şeyi değiştiren cümleydi bu. Aynı anda sokağın karşısında bir araç durdu. Aras içeride değildi ama gözleri oradaydı. Arabadan inmedi ama gitmedi de. “Tek başına değilsin,” diye mırıldandı. Ama bu kez bunu söyleyen sadece o değildi. Çünkü karanlıkta onları izleyen başka gözler de vardı. Gerçeği ararken, kendimin bile bilmediğim bir parçasıyla yüzleşecektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD