1. Bölüm
Yorganın altına iyice sığınıp odanın soğuğundan kaçmaya çalıştı. Sabahın hala erken saatleriydi. Güneş Yenice sıcak yüzünü göstermeye başlamıştı. Odadan tıkırtılar geliyordu. Babaannesi sobayı yakmaya çalışıyor olmalıydı. Burnuna yanmış odun kokusu gelmeye başlayınca gülümsedi. Sıcak yorganın altında bedenini gevşetip gözlerini yavaşça açtı. "Günaydın Ayşe Sultan "dedi uyku mahmuru sesiyle.
Babannesinin tonton yanakları tebessümden dolayı kırıştı." Günaydın Esmem. Kınalı kuzum. Hadi uyan kahvaltı edip amcanlara geç. Yengen çağırdı. Yardım lazımmış."
Babannesinin pamuk sesiyle gülüşünü genişletti kız." Tamam bal yanaklım. Hemen kalkıyorum. Yengem de benim yaptığım işi çok beğenir ya." dedi istihzai bir şekilde.
Nenesi küçücük güldü kızın bu haline. Esme daha yataktan kalkmadan salona açılan mutfaktan elinde tepsiyle gelmişti bile. Kız istemeye istemeye yataktan kalktı. Elini yüzünü yıkayıp yarısı siyahlaşmış eski aynada yüzüne baktı.
20 yaşındaki bir kıza göre daha olgun görünüyordu. Hayatın getirdiği ağır şartlar onu erken olgunlaştırmıştı. Anne ve babasızlık insanı çabuk büyütüyordu. Nenesi de olmasa nazlanacak kimsesi yok gibiydi.
Beyaz tenliydi Esme. Simsiyah saçlarının uçları bukleliydi. Kavisli kara kaşları iri siyah gözleri vardı. Siyah kirpikleri uzun ve ok gibiydi. Bakanın içine işlerdi. Çok güzel ve alımlı bir kızdı. Erken yaşta babasını kaybetmişti. Annesi ise o daha bebekken terketmişti onları. Sebebini bir türlü öğrenememişti. Hiçkimse bu konudan söz etmezdi.
Derin bir soluk alıp Babannesinin yanına geçti. Oda ısınmıştı hafiften. Yorganını katlayıp divanı düzenledi. Bir odada hem oturup hem yatıyorlardı. Bir de mutfak, tuvalet ve banyo vardı. Küçücük yuvalarında babaannesiyle mutluydu. Çayları dolduran yaşlı kadına gülümseyerek yer sofrasına oturdu.
"Düğün iki gün sonra kızım 'dedi babannesi.' Git ne iş varsa yardım et. Sonra Semra, amcanın başına ekşir. Hem amcanın misafirleri gelecekmiş düğün için. Onlara kalacak yer ayarlanacak. "
Başıyla onayladı kız. Gaziydi amcası. Yüzbaşıyken çatışmada yaralanmış bacağı aksak kalmıştı. Durumları iyi sayılırdı. Eli maddi olarak pek babaannesiyle kendine uzanmasa da severdi amcasını. Ama eşi Semra Esmeyi sevmezdi pek. Amcasının üç kızı bir de oğlu vardı. Esmeyle yaşıt olan kızı Sevde evleniyordu. Gidip hazırlıklara yardım etse iyi olacaktı.
Son bir zeytin attı ağzına. Sıcak çaydan da bir yudum alıp kalktı ayağa. Babannesinin yanağından bir makas alıp dolabına yöneldi. "Üzerimi değiştirip çıksam iyi olur o vakit. Misafir de gelecekse Semra cadısının suratı hiç çekilmez şimdi" dedi. Dilini ısırıp suçlu suçlu babaannesine baktı.
Babaannesi de pek sevmezdi Semrayı ama yine de saygılı konuşmasını tembihlerdi Esme'ye. Neyse ki üstünde durmamıştı babaannesi. Yoksa bir küçük azar yerdi.
Üzerine rahat bir elbise geçirip uyurken dağılan saçlarını tarayarak ördü. İş yaparken rahat olmak istedi. Üzerine geçirdiği siyah paltoyla hazırdı artık.
Nenesinin yanağına sulu bir öpücük bıraktı. Kapıya çıktı. Soğuk iliklerine işlerken sıkı sıkı sarıldı eski paltosuna. Sabahın ayazında ağzından buharlar çıkıyordu. Hızlı hızlı yürümeye başladı bomboş yolu. Evleri köydeki evlere göre biraz uzakta kalıyordu. Tepeye doğru çıkıldıktan sonra görünüyordu diğer evler.
Amcasının iki katlı evi göründüğünde rahat bir nefes aldı. Yine de korkuyordu ıssız yolda tek yürümekten. Evin dış kapısından içeriye girdiğinde yengesinin telaşlı telaşlı koşturuşunu gördü. Esmeyi görünce duraksamış küçümser bir tavır süzmüştü.
"Nerde kaldın sen 'dedi ters bir sesle.' Ayda yılda bir işe yarayacaksın yoksun ortalıkta."
Esme gözlerini devirmemek için zor tuttu kendini. Bunun yerine "Geldim işte yenge," demekle yetindi.
Aşağı kullanılmayan odayı boşaltıyorlar bir yandan da temizliyorlardı kızlar. Misafirleri burada ağırlayacaklardı anlaşılan. Sevde ve Kübranın yanına gidip işin bir ucundan da Esme tuttu.
Kübra çipil mavi gözleriyle gülümsedi Esmeyi görünce. "Hoşgeldin. Annemden nasibini aldın yine sanırım."
Amcasının kızları kendisinin aksine sarışın ve mavi gözlülerdi. En küçükleri Meryem görünmüyordu ortalıkta. Bir de Asım abileri vardı. Askerden yeni gelmişti.
"Hiç sorma. Yine ucuz yırttım. Allahtan çok işi var belli ki. Yoksa bu kadar çabuk kurtulamazdım."
Sevde üstten bakışıyla Esmenin yanına geldi. Pek iyi anlaşamazlardı. Kardeşi Kübranın aksine Esmeden hazzetmezdi. "Annem haklı 'dedi iğneleyici sesiyle.' Misafirleri ağırlayacağımız yerin temiz olması lazım. Babama bu kadarını da borçlusun."
Nasıl bu kadar kötü olabildiğini anlamıyordu Esme. Onlara ne yapmıştı ki böylesine nefret ediyorlardı ondan. Yine de seslenmedi Sevdeye. Yaptığı işe odaklandı.
Öğleden sonrayı biraz geçiyordu işler bittiğinde. Amcası ve Asım abi eski kamyonetle misafirleri karşılamaya gitmişti. İkindiye doğru evde olacaklarını söylemişti. Suya girip çıkmaktan üşüyen ellerini sobanın yanında ısıtmaya çalışıyordu. Yengesi hala dolanıyordu evin içinde. Kübra yorulmuş sedirde uzanıyordu. Sevde küçük aynayı önüne almış saçlarının süsüyle uğraşıyordu.
Kübrayı dürttü "Kim gelecekmiş de yengem bu kadar özeniyor."
Dudak büktü Kübra. "Tam bilmiyorum ama babamın hala görevde olduğu zamanlarda askerlik yapıyorlarmış sanırım. Babam çok özeniyor misafire. Annem ondan böyle titizleniyor."
Merak etmişti Esme. Amcası 12 yıl önce gazi olmuştu. Gelecek olanlar da yaşını almış kişiler olmalıydı.
Paltosunu giyip yengesine seslendi. " Yenge ben babanneme bakayım bir. Yine gelirim akşam üstü."
Kapıdan çıkarken yengesinin tersleyen sesini işitti. "Gelmesen de olur. Ne işe yarıyorsun sanki." Bazen gerçekten bunalıyordu Esme. Her zaman böyle değillerdi gerçi. Düğün yaklaştığı için yengesi iyice aksi olmuştu.
Sesini çıkarmadan indi merdivenlerden. Son basamağı da dalgın dalgın iniyordu ki tüylerini diken diken eden o sesi duydu.
"Nasılsın güzelim?"
Sevdenin nişanlısı Mertti bu. Esmeye doğru iyice sokulup koluna dokundu.
Hızla çekti kolunu kız. Tersledi adamı.
"Dokunma bana. Utanmıyorsun değil mi. Kuzenimle evleneceksin iki gün sonra. Hala benden ne istiyorsun ."
Mert duracak gibi değildi. Daha da ileri gidip kızın beline elini attı. "Kıskandın mı kız? Sen iste kaçırayım seni. Gidelim burdan. He de yeter bana."
Esmenin midesi bulanmıştı. Ara ara laf atardı Mert. Ama üstünde durmamıştı. Çünkü bu kadar haddi aştığı olmamıştı daha önce.
Adamın tutuşundan kurtulmaya çalışırken konuştu.
"Allah belanı versin. Bana bulaşma. Seni istediğimi de nerden çıkardın. Midemi bulandırıyorsun."
Adamın tutuşundan kurtulamamıştı ki Sevdenin bağırtısını duydular.
"Ne yapıyorsunuz siz?! Nişanlımın kollarında ne işin var Esme. Bunu da mı yapacaktınız bana?"
Sevde nişanlısının sesini duyduğunu zannedip balkona çıkmıştı. Onu Esmeyle konuşurken görünce merakla inmişti merdivenden. Onları böyle sarmaş dolaş görünce delirmiş Esmenin üstüne atlamıştı.
Kız bir yandan kendini kurtarmaya çalışırken bir ya da da Sevdeye açıklama yapıyordu.
"Ben birşey yapmadım Sevde. Birden belime sarıldı. Yemin ederim bir suçum yok."
Kızın örgülü saçlarından tutup çeken nişanlısının elinden Esmeyi kurtarmaya çalışıyordu Mert. "Boşver onu sevgilim. Kıskanmış belli ki. Senin yerine geçmeye çalışıyor. Ama benim gözüm senden başkasını görmüyor. Merak etme. Bırak gitsin onu."
Esme şok olmuş bir halde Mert denen pisliğe baktı. "Ben mi sarıldım sana. O lafları ben mi söyledim. Niye yalan söylüyorsun." Kızın sesi kızgın ama titrek çıkmıştı.
Yengesi ve Kübra da çıkmıştı bağırtılara. Yengesi merdivenin başında "Ne oluyor Sevde." diye seslendiği sırada kapı açıldı.
Amcası yanında üç adamla birlikte kapıdan girdi. Esme mahcup bir şekilde amcasından kaçırdı gözlerini. Sanki bir kusur işlemiş gibi hissediyordu.
"Ne oluyor burda?"
Sevde öne doğru atıldı. "Senin bu yere göğe sığdıramadığın yeğenin Merte sarılıyordu. Nişanlımı elimden almaya çalışıyor."
Esme susmadı "Sen hiçbir şey görmedin. Bana iftira atıyor bu adam. Kendi sarkıntılık etti bana. Zorla belime sarılan oydu."
Mert efendi bir tavırla Hüseyin amcasının karşısına geçti.
"Riyakar pislik."
"Hüseyin baba. Esme beni sevdiğini söyledi. Sevdeyle evlenme kaçalım beraber dedi. Onu tersleyip yollayacaktım ki Sevde bizi öyle gördü. Esmenin söylediği gibi olmadı hiçbirşey."
Esme şok olmuş vaziyette Mertin anlattıklarını dinliyordu. Nasıl bu şekilde iftira atabilirdi. Kendi söylediklerini Esme söylemiş gibi aksettirebilirdi. Sinirden bütün vücudu titredi.
" Yalan söyleme. Bunları sen söylemedin mi bana. Midemi bulandırıyorsun."
Sevde Esmenin üzerine yeniden atılıyordu ki Hüseyin bey "Yeter! " diye kükredi. "Misafirlerimiz var. Saçmalıklarınızı sonraya saklayın."
Gelenlere dikkat etmemişlerdi şimdiye kadar. Esme hala öfkeden yanan gözlerini amcasının yanındaki adamlara çevirdi.
Şöyle bir bakarken bir çift ela gözle karşılaştı kara gözleri. Adam geniş omuzlu ve uzun boyluydu. O kadar ulaşılmaz görünüyordu ki. Yutkunurken soğuk ve sanki suçlayıcı bakan o gözlerden kaçırdı gözlerini. Beton zemine sabitledi bakışlarını. Dudaklarını dişledi suçlu suçlu. Şimdi ne olacaktı. Ya amcası ona inanmazsa. Ya gerçekten onun suçlu olduğuna inanırlarsa.
İçten içe korkmuştu. O ela gözlere sahip adamın onu suçlu görüp yanlış tanımasından.