4

1441 Words
Alparslan duydukları karşısında hem öfke duymuş hem de umut etmişti. Eğer Asya gerçekten de dediği gibi ona yardımcı olursa birçok delile ulaşabilirdi. Ama aklına gelen diğer seçenek onu hayal kırıklığına uğratma olasılığı olduğuydu. Asya'ya gerçekten güvenebilir miydi? "Alparslan," dedi Çetin'in babası Abdullah Bey yanına gelerek. Daldığı düşüncelerden sıyrılıp yaşlı adama döndü Alparslan. "Efendim Abdullah amca." Alparslan bir yandan da Zeynep Hanım'ın durumunu da merak ediyordu. "Oğlum burada yapacak bir şey yok evine, okuluna git. Zeynep teyzeni odaya aldılar, sakinleştirici verdiler. 'Doktor sabaha kadar uyur' dedi. Birde sen helak olma buralarda." Yaşlı adamın gözlerine hüzün bulutları çökmüş, oğlu ve karısı iyi olana kadar da dagilmayacak gibiydi. "En ufak şey de arayın Abdullah amca, kardeşim Çetin benim" dedi Alparslan. "Tamam Alparslan, ararız." Yaşlı adam omuzuna çökmüş acı ile geri Zeynep Hanımın kaldığı odaya ilerledi. Alparslan hastaneden çıkınca derin bir nefes aldı. Aklı, düşünceleri, duyguları karmakarışıktı. Ankara'nın ayazı çıkmış sonbaharda dem vuruyordu yapraklara. Yürüdü Alparslan nereye olduğunu bilmeden, düşünceler içinde sadece yürüdü. Aklındaki soruların cevabı olabilecek miydi emin değildi ama babasını aramak istedi. Boş bir park gördü, anneler çocuklarını havanın alacakaranlık olmasıyla evlerine doğru götürüyordu. Geçti, oturdu bankın birine. Cebinden çıkarttığı sigara paketinden tek bir dal çekip, yerleştirdi dudaklarının arasına. Sigaraya bağımlı değildi ama bu ara üst üste gelen olayların etkisiyle daha çok içer olmuştu. Çetin'in hediyesi, üstünde turan olan çakmağı tuttu elinde. Yavaşça yaktı sigarasını, derin bir duman çekti içine ve sonra özgürlüğe üfledi dumanı. Telefonunu aldı eline, rehberden babasını buldu. Sigarasından bir nefes daha çekip arama tuşuna bastı. Telefon çalarken boğazını temizleyip, sigarasını söndürdü. "Oğlum," diye açıldı telefon. "Baba nasılsın?" dedi Alparslan sabit tuttuğu sesiyle. "İyiyim oğlum sen nasılsın?" Aslan Bey oğlunun ses tonundan anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. "İyi değilim baba. Bizim Çetin'i biliyorsun." Alparslan her zamanki gibi babasına dürüst olmuştu. "Biliyorum, yakın arkadaşın" dedi Aslan Bey konunun nereye gideceğini düşünerek. Oğlunun bu yaşına kadar kardeşim dediği tek kişiydi Çetin. Aslan Bey oğlunu çok severdi. Özellikle eşi Hülya Hanım vefat ettikten sonra iyice düşmüştü üstüne. Tek çocuklarıydı Alparslan, Hülya Hanım'ın vefatıyla dayanağı olmuştu biricik oğlu. Eşi altı yıl önce Alparslan'ın liseyi bitirdiği sene vefat etmişti. Alparslan annesine çok düşkündü ve onu zamansız ayrılık çok yıpratmıştı. İki yıl boyunca üniversite sınavına girmemiş, hayatla bağı bir süre askıya alınmıştı. Babasının çabaları sonunda meyve verdiğinde Alparslan yirmi yaşında bir delikanlıydı. Bu iki yıl için de boş gezen biri olmamıştı tabii ki. Babasının yakın ahbabı olan Haşim Beyin yanında çalışmış altın işlemeciliği konusunda kendini geliştirmişti. Özellikle yaptığı çizimler herkesi hayran bırakıyordu. Çizim konusunda çok yetenekliydi. Babası resim öğretmeni ya da mimar olmasını tavsiye etmişti, oğlunun yeteneğini görüp. Alparslan için deşarj olma yöntemiydi sadece hobiydi çizim yapmak. Alparslan'ın nu konuda düşüncesi ise 'sevdiğiniz şeyleri mecburiyetten yapmak size bir zaman sonra yük olmaya başlar ve sonra yaptığınız işten soğursunuz' yönündeydi. "Çetin yoğun bakımda baba," dedi tek nefeste. Söylemenin kolay bir yolu yoktu ve olmayacaktı da. "Nasıl oldu? Durumu iyi mi?" diye sordu Aslan Bey üzüntü ve şaşkınlıkla. Oğluyla üç gün önce konuştuğunda herhangi bir sorun yoktu. "Üniverside çocuğun birini korumuş. Karşı tarafta sıkıştırıp ölümüne dövmüş. Kimin yaptığını biliyorum baba ama ne kamera kaydı var ne de tanık," dedi Alparsan çaresizce. Aslan Bey oturduğu yerde dikleşti hemen. Oğlunun sesindeki üzüntüye dayanamadı. "Adını soyadını ver oğlum bir soruşturalım bakalım." Elinden geleni yapacaktı Aslan Bey, Çetin için. "Baba bir şey daha var. Kız kardeşi var bu çocuğun bazı şeyler anlattı doğru mu yalan mı araştırır mısın? İstanbul'a ait sene 2012-2013 arası." Asya'ya tam olarak güvenmek istiyordu ve bunun için öncelikle sözlerinin doğruluğuna kesin olarak inanmalıydı. "Olur oğlum kendin bir şey yapma benim aramamı bekle." Aslan Bey oğlunu kesin bir dille uyardı. Alparslan babasının öfkesini annesinin merhametini almıştı ona göre. "Sakinim baba, şimdilik," dedi Alparslan. Babasına Ahmet'in ismini ve Asya'nın anlattıklarını aktardı. Daha sonra da halini hatırını sorup, haber beklediğini söyleyip kapattı. Aslan Bey oğlu telefonu kapatınca hatırlı dostlarını arayıp durumu bildirdi ve olayları aktardı. Bunun üstüne Ahmet Hazer hakkında bütün bilgiler araştırılmaya başlandı. Alparslan oturduğu yerden kalkarak, evine doğru ilerledi. Babasına güveniyordu, elinin ne kadar uzun olduğunu da biliyordu bu yüzden içi rahattı. Ona kısa bir süre sonra bilgi vereceğini umuyordu, özellikle Asya'nın anlattıklarının doğruluğunu merak ediyordu. Evine geldiğin de anahtarıyla kapıyı açıp, içeriye geçti. 1+1 evi ona fazlasıyla yetiyordu. Çetin ile çoğu zaman beraber kalır, vize ve final zamanlarında sabahlarlardı. Çetin onun için gerçekten de önemliydi. Telefonu çaldığında Ömer'in aradığını görüp hemen açtı. "Efendim Ömer," dedi koltuğa otururken. "Reis birkaç şey öğrendim sen gittikten sonra acil dediğin için beklemek istemedim." Normal bir ses tonuyla konuşsa da sesine heyacanı yansımıştı. "İyi yapmışsın Ömer anlat bakalım." Alparslan salondaki koltuğa oturduktan sonra geriye yaslanıp gözlerini kapattı. "Ahmet Hazer, 24 yaşında. Bir sene okula geç başlamış, bir sene de liseden sonra ara vermiş. Şimdi yanında takılan çakalların hepsini parasıyla tutuyor. Yani daha fazla para verip onu satacak birini bulabiliriz," dedi Ömer. Reis'e yardım ettiği için gerçekten sevinmişti. Çetin ve Alparslan ona abilik yapmış her zaman korumuştu. "Bu çok iyi haber Ömer sağ ol" dedi Alparslan üç gündür aldığı en iyi haberdi bu. "Tamam Reis sabah detayları konuşuruz." Ömer bir nebze de olsa yardımcı olduğu için kendini daha iyi hissetti. "Olur zaten kampüse uğrayacağım," dedi Alparslan. Telefonu kapattıktan sonra mutfağa gidip kahve suyu koydu. Banyoya geçip kısa bir duş alıp çıktı, üstünü giydi. Mutfağa geçip kahvesini yaptı ve sabahtan beri birşey yemediği için sandiviç hazırladı kendine. Televizyonun karşısındaki koltuğa oturup, haber kanallarını açtı. Şehit haberlerini görünce gözleri doldu yine ama ağlayamadı. Bir zamanlar ne çok beklerdi telefonun başında bu haberi almamak için. Boğazı düğümlendi, yarıda bıraktı yemeğini. Sigarasını yakıp, derin bir nefes çekerken düşündü. Ölüyoruz; genç, çocuk, yaşlı demeden ölüyoruz. Ama ne için öldüğümüz ve nasıl öldüğümüz bizi o kadar farklı yerlere koyuyordu ki. Çetin gibi sokak aralarında ölen gencecik çocukları vardı bu ülkenin. Vatanını savunmak için ülkesinin her köşesinde canı pahasına davasından vazgeçmeyen gencecik evlâtları vardı. Birde sessiz sedasız hiç uğruna ölen kadınları, anaları, genç kızları vardı bu ülkenin. Bir köşede de hayatı kötülük, para ve pis işlerin üstüne kurulmuş insanlar vardı. Kadın ticareti, uyuşturucu, kumar ve silah ticareti üstüne kurulmuş. Onlar asıl ölmesi gerekenlerdi ve öldüklerinde dünya bir pislikten daha kurtulacaktı. Ama hayat hiçbir zaman adil değildi. Her zaman iyiler, kötülerden daha çabuk gidiyordu bu dünyadan. Sigarası bitince, yorgunluğu çöktü üstüne. Üzüntüsü ikiye katlanınca, uykuya bırakmak istedi kendini. Kaçış yolu budur ya uyursam belki geçer dersin. Alparslan da böyle yaptı saatlerce huzursuz kıpırdandığı yatağında sonunda uyuya kaldı. Sabah telefonunun çalma sesiyle uyandı Alparslan. Başının ağrısını daha çok arttıran telefonu yerden aldı. Babasının aradığını görünce hemen açtı. "Baba," dedi uyku halinin verdiği çatallaşan sesiyle. "Günaydın oğlum, uyandırdım sanırım," dedi Aslan Bey oturduğu çalışma masasının başında. "Sorun değil baba, günaydın." Saate baktığında on olduğunu gördü. Kalkıp, oturur pozisyona geçti ve vücudunu esnetti. "Ahmet denen çocuğu araştırdım. Okul döneminde birçok okul değiştirmiş. Her gittiği yerden ailesinin bağlantıları sayesinde atılmaktan kurtulmuş. Arkadaş diyebileceği kimse yok, yanında gezdirdiklerine parayla emir veriyor. Lise döneminde bir olay olmuş galiba ama baya iyi gizlenmiş. Mahallede oturan bir kızla ilgili, kız sonra ölmüş ve dosya kapanmış. En son Çukurova Üniversitesinden gelme sebebi de bıçaklı saldırıya karışmış. Ailesi yine devreye girmiş tahminimce kan parası verdiler aileye. Genelde bu durumlar öyle halledilir, ailenin durumu yoksa kan parası verilir olay kapatılır. Sonra da Ankara Üniversitesine geçiş yapmış." dedi Aslan Bey elindeki dosyayı okuyarak. "Peki kız hakkında bir bilgi var mı? İsmi Asya" dedi Alparslan temkinli bir şekilde. "Kızın hiç suç kaydı yok. Kendi halinde sessiz bir kız. Güzel Sanatlarda resim bölümünü okuyor on dokuz yaşında," dedi Aslan Bey. Oğlunun ilgisi gözünden kaçmamıştı ayrıca. "Sağ ol baba." Babası güvenini yine boş çıkartmamış ona destek olmuştu. "Alparslan yardım edebilirim biliyorsun," dedi Aslan Bey oturduğu yerde dikleşti. Cevabını biliyordu ama yine de sormak istiyordu. "Bu benim meselem baba kendim halledeceğim," dedi Alparslan babasını yanıltmayarak. "Dikkat et kendine." Babasının uyarısını beklediği için daha yumuşak bir tonda cevapladı onu genç adam. "Tamam baba sende dikkat et, ilaçlarını saatinde almayı unutma," dedi Alparslan'da. Telefonu kapattıktan sonra, üstünü değiştirip çıktı evden. Üniversiteye geçip, kampüse doğru ilerledi. Güzel Sanatlar'ın dersliklerine ilerledi. Onu gören herkes şaşırıyordu çünkü Reis pek fazla geçmezdi onların olduğu kısımdan. Reis gözleriyle etrafa bakıyordu ki arkası dönük bir kız grubunun içinde oturan kızı hemen tanıdı. "Asya!" dedi sesini çok yükseltmeden. Asya dahil herkesin bakışları ona dönmüştü ses tonu düşük olsa bile herkesin gözü üstünde olduğu için ortamda sessizlik vardı. Kısa bir an sonra fısır fısır konuşmalar başlamıştı bile. Kimseye yüz vermeyen Reis, herkesin içinde bir kızı çağırıyordu yanına. Asya yerinden kalkıp genç adama doğru ilerledi. Biraz ilerideki boş banka oturdular. "Teklifin geçerliyse seninle ortak olmayı kabul ediyorum," dedi Alparslan. Genç kızın söyledikleri doğru çıkmıştı ve ona güvenmeyi seçmişti. Ahmet ise Reis'in kardeşinin yanına gittiğinin haberini almış hızla yanlarına ilerliyordu. Onları yan yana oturmuş konuşurken görünce sinirden kıpkırmızı oldu. "Asya!" diye bağırdığında sesini duymayan kalmamıştı. Asya ve Alparslan da dahil.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD