Flashback: Krallıktan Kaçış
Emma ve Arın, büyük taş duvarlarla çevrili Krallık zindanlarının loş ışığında nefes nefese kaldılar. Zincirlerinden kurtulmuşlardı ama koridorları dolduran muhafızlar, kaçmalarını neredeyse imkânsız hâle getiriyordu. Ayak sesleri giderek yaklaşıyor, alev meşaleleri karanlık koridorları ürkütücü bir şekilde aydınlatıyordu.
Arın, sol elini havaya kaldırdı ve alçak bir sesle büyü mırıldandı. Aniden, ikisinin de vücutları sanki havaya karışmış gibi kayboldu. Bir illüzyon yaratmıştı. Gelen muhafızlar, etraflarına bakınıp durdular ama ortalıkta kimseyi göremeyince hızla uzaklaştılar.
Emma, nefesini tutarak Arın’ın koluna dokundu. "Bu büyü ne kadar sürecek?" diye fısıldadı.
Arın alnındaki teri silerken dişlerini sıktı. "Bir dakika bile sürmez. Kaçmalıyız."
Koridor boyunca sessizce ilerlediler. Kapıya yaklaştıklarında, önlerinde kılıçlarını çeken iki muhafız belirdi. İllüzyonun etkisiyle görünmez olsalar da en ufak bir hareket yanlış bir ses çıkarsa yakalanabilirlerdi.
Emma hafifçe Arın’a döndü ve kısık bir sesle fısıldadı. "Bir fikrim var. Ama bana güvenmen gerekecek."
Arın gözlerini kıstı. "Ne yapmayı düşünüyorsun, Emma?"
Emma gülümsedi, elini yavaşça kaldırdı ve bir büyü mırıldandı. Bir anda, bulunduğu yerde bir kopyası belirdi. Saçları darmadağınık, gözleri korku dolu ve zincirleri hâlâ bileklerine dolanmıştı. Kopya Emma, sahte bir çığlık attı ve iki muhafız bir an için irkildi.
"Kaçıyor! Kaçıyor! Yakalayın onu!" diye bağırdı bir muhafız, silahını çekerek kopyaya doğru atıldı.
Bu sırada gerçek Emma ve Arın, görünmezlikleri bozulmadan kapının kenarından hızla geçtiler. Birkaç adım ilerlediklerinde Arın derin bir nefes aldı ve elini kaldırarak dış kapının kilidini büyüyle açtı.
Kapı büyük bir gıcırtıyla açılır açılmaz ikisi de dışarı fırladılar. Gökyüzü kapkaranlıktı ama uzakta ağaçların arasında saklanabilecekleri bir orman vardı.
Emma, hızla Arın’ın kolunu çekiştirdi. "Koş!" dedi sert bir fısıltıyla.
İkili nefes nefese ormana doğru ilerlerken, arka taraftan muhafızların sesleri yankılanıyordu.
"Onları bulun! Kaçmalarına izin vermeyin!"
Emma ve Arın, karanlık ağaçların arasında kaybolurken, Emma gözlerini hafifçe kapattı ve içinden bir dua fısıldadı. "Dayan Ayla, seni bulacağız."
Kan ve Kaçış
Üç gündür durmadan yol almışlardı. Emma ve Arın, Ayla'nın izini sürerek sonunda onu bulduklarında karşılarında dehşet verici bir manzara vardı. Ayla, toprağa diz çökmüş, yırtık elbisesi ve kan içindeki boynu ile Luke’un karşısında çaresizce duruyordu. Uzun saçları kesilmiş omuzlarına geliyordu darmadağınıktı, omzuna dökülen tutamlar kurumuş kana bulanmıştı. Gözleri alev gibi kırmızıydı. Dudaklarının kenarından hâlâ kan damlıyordu.
Luke, Ayla'nın çenesini sertçe tutarak onu yukarı kaldırdı. "Ne oldu prenses? Gücünü keşfettiğini sandın ama hâlâ bana karşı koyamıyorsun."
Ayla, nefes nefese kalmıştı. Vücudu titriyor, içinde fokurdayan gücü hissediyor ama onu nasıl yönlendireceğini bilemiyordu. Luke, sırıtarak Ayla'nın boynuna bir kez daha eğildiğinde, tam o anda bir gölge hızla arkasına yaklaştı.
"Ondan uzak dur!" diye gürledi Emma.
Luke, başını kaldırdığında karnına saplanan tekmenin şiddetiyle birkaç adım geriye sendeledi. Emma, Ayla'nın yanına diz çökerek onun yüzüne dokundu. "Biz geldik, Ayla. Artık yalnız değilsin."
Ayla'nın gözleri boş bakıyordu, sanki bulunduğu anın bile farkında değildi.
Luke, dişlerini sıkarak doğruldu. "Siz gerçekten de aptalsınız." Eliyle havayı kavradığında bir büyü halkası belirdi. "Buradan sağ çıkacağınızı mı sandınız?"
Tam saldırıya geçecekken Arın, bir anda alevli bir büyü oluşturarak elini ileri savurdu. "Bunu dene bakalım, Luke!"
Alevler Luke’un etrafında döndü, ancak Luke son anda geri sıçrayarak büyüyü savuşturdu. "Güzel bir hamle... Ama yetersiz."
Emma, Ayla’nın elini tuttu. "Kalkmalısın. Buradan çıkmalıyız."
Ayla güçlükle doğruldu. Luke’un saldırıya geçmek üzere olduğunu gören Emma, son bir büyü fısıldadı. "Illusio Umbra!"
Aniden çevrelerine yoğun bir sis çöktü. Luke, bir an için etrafını göremeyince sinirle kükredi. "Saklanamazsınız! Hepinizi bulacağım!"
Emma, Ayla’nın beline destek vererek Arın’a baktı. "Gidelim!"
Arın başıyla onayladı ve üçü hızla ormana doğru koşmaya başladılar. Arkalarında Luke’un öfkeli bağırışları yankılanıyordu. Ama en azından Ayla’yı almayı başarmışlardı. Şimdilik...
Kaçışın Sonu
Ayla nefes nefese kalmıştı. Ayakları titriyordu, kalbi göğsüne sığmaz olmuştu ama artık kaçmak istemiyordu. Gözlerini yumdu, derin bir nefes aldı ve bir an durdu. Bütün hayatı boyunca kaçmıştı. Sürekli kovalanmış, saklanmış, yakalanmış ve tekrar kaçmıştı. Ama artık yeterdi.
Arkasında Emma ve Arın’ın savaştığını duyabiliyordu. Luke’un alaycı sesi kulaklarını tırmalıyordu. Ama Ayla, içindeki kırılma noktasına ulaşmıştı.
Yavaşça döndü. Gözleri alev gibi yanıyordu.
"Yeter artık!" diye haykırdı. Sesi öfke ve yorgunlukla titriyordu.
Luke, Ayla’nın bir anda durup bağırması karşısında şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Gözlerini kısıp ona dikkatlice baktı, sonra sinsice sırıttı. "Beni eğlendirecek bir şey söyleyeceksen, lütfen devam et, minik kuşum."
Ayla bir adım ileri attı. Elleri yumruk olmuş, gözleri yaşlarla doluydu ama bu sefer korkudan değil, öfkeden.
"Sürekli kaçmaktan sıkıldım. Sürekli saklanmaktan, yakalanmaktan, kurtulmaya çalışmaktan bıktım!" Gözyaşları yanağından süzülüyordu ama sesi kararlıydı. "Ne istiyorsun Luke? Gücümü mü? Al o zaman! Al ve bırak beni!"
Luke başını yana eğdi, yüzünde eğlenceli bir ifadeyle. "Oh, sonunda teslim oluyorsun demek? Ne kadar da dramatik."
Ayla acıyla gülümsedi. "Öldür beni Luke. Belki o zaman bu kan ihtiyacınız biter."
Emma ve Arın, Ayla’nın söyledikleri karşısında şok içinde donup kaldılar. Emma, Luke’a saldırmak için bir adım attı ama Arın onu durdurdu. "Bize güven," diye fısıldadı.
Luke ise, Ayla’nın sözleri karşısında gözlerini kısarak onu inceledi. Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra, yavaşça Ayla’ya doğru yürüdü.
"Öldürmemi mi istiyorsun?" diye fısıldadı, sesi pürüzsüz ama tehditkârdı. Ayla’nın önünde durdu, parmaklarını çenesinin altına koyup yüzünü kendine kaldırdı. "Bunu gerçekten istiyor musun, prenses?"
Ayla gözlerini kaçırmadı. "Bunu yapmazsan, beni her zaman avlamaya devam edeceksin. Beni öldür ve bitsin."
Luke, bir an sessiz kaldı. Sonra ani bir kahkaha patlattı. "Sen gerçekten ilginç birisin, Ayla." Kahkahası kesildiğinde gözleri sertleşti. "Ama hayır. Seni öldürmek bana hiçbir şey kazandırmaz. Seni yaşatıp güçlerinden beslenmek varken, neden seni harcayayım?"
Ayla dişlerini sıktı. "Demek asıl istediğin bu."
Luke eğilip Ayla’nın kulağına fısıldadı. "Sana bir teklifim var, minik kuşum."
Ayla titredi ama geri çekilmedi. "Ne teklifi?"
Luke yüzünde şeytani bir sırıtışla, "Bana ait ol," diye fısıldadı. "Benim ol, bana boyun eğ, ve kimseye zarar gelmesin."
Ayla’nın kalbi duracak gibi oldu. Emma ve Arın tepki vermek üzereydi ama Luke’un bir hareketiyle onları durdurdu.
Ayla nefesini tuttu. "Sana ait olmak mı?"
Luke başını eğerek onu inceler gibi baktı. "Sadece bir mal gibi değil... Senin ne kadar özel olduğunu biliyorum. Gücünün farkındayım. Eğer bana boyun eğersen, kimse sana zarar veremez. Krallıkta güçlü biri olabilirsin. Ama direnmeye devam edersen..." Gözleri kısıldı. "Bu kaçış ve acı sonsuza kadar sürecek."
Ayla’nın içi öfkeyle yanıyordu. Ama sözlerinin ne anlama geldiğini biliyordu. "Ben asla sana ait olmayacağım."
Luke sırıttı. "Bunu zaman gösterecek, minik kuşum."
Ayla nefes alıp titreyen bedenini dikleştirdi. "Benim ruhum özgür, Luke. Beni zincire vuramazsın."
Luke’un yüzündeki eğlence bir an kayboldu, sonra omuz silkerek geri çekildi. "Göreceğiz..."
Ama o sırada, Arın büyü fısıldamaya başlamıştı.
Ve savaş yeniden başladı.