Fehim düşünceler için de boğuluyordu. Bir yanda küçüklükten beri sevdiği kız onunla evlenmenin hayalini kuruyor bir yandan da sabah abimsin diyen ve akşamına sevgilisini getirmesinin üzgünlüğünü yaşıyordu. Bu duygu Fehim'i aşırı bozguna uğratmıştı. Hiç beklemediği yerden darbe yemişti. Kalbi sızlıyordu. Derin düşüncelerde kendini kaybetmeden bulması gerekliydi.
'Beni sevmeyen bir kız için geleceğimi karartmayacağım. Madem öyle onlar da, bende mutlu olayım.' diye içinden geçirdi.
Fehim babasına baktı, zaten gözleri her şeyi anlatıyordu. Tüm hayatları kurtulacaktı. Kim olsa düşüncelerinde evet derdi. Halil, gözlerini oğluna dikmiş cevap vermesini soluksuz beklerken Fehim babasına olumlu bakışını sunduğunda Halil mutluluktan kalp spazmı geçirebilirdi. Ölesiye kalbi hızlı atıyordu.
Azat ve Milan aslında biliyordu, bu teklifin cazip gediğini rahatlıkla cevabı bekliyorlardı. Halil diz üstü oturmuş elleri üzerinde Azat Ağaya bakarak,
"Siz nasıl isterseniz Ağam. Ama kızım on gün sonra reşit, o zaman olsa ?" dedi mahcubiyet içinde cevabı bekliyordu. Azat, Milan'a baktı. Milan, Azat'a küçük bir tebessüm sundu. En yakın dostu yakında evlenecekti, çok mutlu olmuştu.
Azat ,
"Tamam on gün, ama o güne kadar, " dedi durdu. Fehim'e bakarak devam etti.
"Sen bu evde kalmayacaksın, Havin artık benim karım sayılır. Adamlarım yer ayarlar sana," dedi. Ciddi ve sert ifadesi odada soğuk rüzgarlar estiriyordu. Fehim ile Halil bu sözleri duyar duymaz bir birine baktı. Halil gözleriyle oğluna yalvarıyordu. Fehim ona da tamam bakışı atınca,
"Tamam beyim kalmaz." dedi Halil.
Azat Ağa,
"Havin ne zaman öğrenecek. Şimdi söyleyelim işte, " dedi. Gözlerine bakıp 'Benim kadınımsın' dememek için kendini zor tutuyordu.
Milan o an sessiz kaldı. Aslında Havin'e sorulması gerektigini biliyordu. Biliyordu ama o an konuşmasa daha iyiydi. Ne Azat ne de kendi ailesi sormamıştı. Ona söz düşmezdi.
Halil,
"Ben söylerim Ağam güzel bir dille anlatırım. Ağa hanımı olacağını. " sözleri bitmeden gülümsemeye başlamıştı. Besleme diye büyüttüğü kız Ağa hanımı olacaktı. Gururlanmıştı bile şimdiden göğsü kabarmıştı.
"Tamam o halde biz kalkalım. Milan sizinle ilgilenecek. " dedi Milan'a baktı, kalkalım işareti yaptı. Oturdukları şilteden kalktılar, odanın çıkışına doğru yöneldiler. Halil ve Fehim arkalarında takip ediyordu. Çıkış kapısına geldiklerinde Azat ve Milan ayakkabısını giyinmişti. Azat, Halil ile Fehim'e elini uzatarak ,
"Sorun istemiyorum ," dedi ardından kaşlarının çatığını serbest bırakıp,
"Tekrar görüşene kadar Havin'e iyi bakın. Gözünden süzülen yaş eceliniz olur." derken sesindeki tehdit Milan'ı bile ürkütmüştü.
"Tamam Beyim aklınız kalmasın." diyen Halil'in sözünü tamamlamasını beklemeden arabasına doğru yol alıyorlardı. Arabaya yaklaşırken yalnız kalan Milan, Azat'a doğru bakarak,
"Keşke Havin'e sorsaydınız? Böyle olmadı sanki ? Belki başkasını ? " sözünü tamamlamasına bile fırsat vermeden Milan'a bir anda döndü.
"Benimle olmasa, onunla evlenecekti. Bu evde mutsuz bir ömür kalması daha mı iyi?" dedi. Sesindeki tını ürkütücü çıkmıştı.
Belki sözlerinde haklıydı kendince ama bir tarafı istemez diye cesaret edememiş ve sorma ihtimalini kaldırmıştı. Artık onun olduğu kesindi. Alışır, sever düşüncesiyle arabanın kapısını açmaya el atarken,
"Şu çocuğa kalacak yer bul. Sabaha da eve erzaklar gitsin. Her şey ile ilgilen." dedi.
Milan başını tamam olarak sallayıp, geri eve dönüş yaptı. Azat arabasına binip kapısını kapatınca arkasına yaslanıp gözlerini kapattı. Her gözünü kapattığında Havin düşüyordu zihnine, kapının önünde karşılaştığında bu kadar yakından görmek, çok farklı duygular hissetmesini sağlamıştı. Gözleri bir anlığına çakıştığında yıldırım çarpmıştı bilmeden.
Kalbindeki kıpırtı normal miydi?
Biliyordu Havin farklıydı. İlk gördüğü an çekmişti Havin kendine, eros oku atılmıştı. Ağlar dolanmıştı. Bundan sonrasının ne olacağını bilmese de...
Gözünü açıp dikiz aynasındaki gördüğü yansımasına gülümsedi. Arabayı çalıştırıp köyden uzaklaştı. Konağa gidiyordu. Ailesine sabah ilk iş bundan bahsedecekti. Anasının mutluluktan havalara uçacağını biliyordu.
Babası ölmüştü. Bir tek anası Meryem kalmıştı. Herkes Meryem ana derdi. Herkese iyiliği dokunmuştu. Hanımağalığın verdiği bir ağırlığı vardı. Herkes saygı duyardı. Dinç bir yapısı, kara kaş, kara göz alnında kaşının ortasında güneş dövmesi vardı. Meryem ana Azat Ağanın tek vaz geçemediği, babasının emanetiydi. Ağalığı, büyüğü olan Azat'a uygun görmüştü.
Azat konağa gitmişti. Kimseye görünmeden odasına girdi. Eli karanlıkta ezberlediği düğmeye ulaştı. Odası bir anda aydınlandı. Havin ile hayatının da aydınlığa kavuşmasını diledi. Ceketini çıkarıp çift kişilik yatağının kenarındaki komidine bıraktı. Gri örtüsü serili olan yatağına oturdu. Gömleğinin düğmelerini açıyordu. Pantolonuna iliştirdigi gömleğini çekiştirip çıkardı. Üst bedeni çıplaktı. Bedeni göz alıcı çekiciydi. Pantolonunun kemerini çözdü, çıkardı. Komidinden çekmeceyi açıp lacivert renkte pijamasının altını giyindi. Ayağında siyah terlik, odasındaki balkona çıktı. Gecenin karanlığında ,hafif esen sıcak rüzgar bedenine nüfuz ediyordu. Derin bir nefes aldı. Mutluydu. Annesinin evlen baskısından sonunda kurtulacaktı.
Arkasına baktı, odasında göz gezdirdi. Çift kişilik yatağı, kahvenin tonu komodini, elbise dolabı, yerde serili olan el yapımı kilim, iki penceresinde takılı olan tüller, gri ton fon perdeler ve banyodan ibaretti.
On gün sonra bu odada Havin'le birlikte yaşayacaktı. Her şey Havin'i aklına düşürüyordu. Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar bile. Aşık mı olmuştu? Sürekli bu soruyu kendine sorup durdu. Bilmediği bir şeydi. Bu duyguyu tanımıyordu. Hiç kız arkadaşı olmamıştı. Hoşlanma ya da aşk gibi bir şey ilk kez onu buluyordu.
Temiz havayı içine çekti. Sonra yatağına adımladı. Örtüyü kaldırıp içine girdi. Üzerini örtmeden tavana dayadığı gözlerinin, uykuya dalmasını bekledi. Her baktığı yerde kahve gözler karşılıyordu. Düşünerek uykuya daldı.
*****
Havin;
Babannem ve yengemin merak içinde sordukları sorular beni bunaltıyordu. Hiç birine verecek cevabım yoktu. O adamlar yanlışlıkla bile köye uğramazlardı. Bir de bizim ev, bu beni de şaşkınlık içinde bırakıyordu. Yağmur, bana bakış atıp boş ver dercesine gülümsediğinde beni de gülümsetti. Biz otururken kapı tıklanınca evin küçük erkeği Dijvan, kapıyı açmak için odadan çıktı. Gelen Ahmet'ti ,kendinden önce sesi gelmişti. Odaya girdi.
"Abla hadi gel misafirler gitti." dediğinde amcam lafa daldı.
"Ahmet, oğul kim gelmiş size, de hele?" Yengem ve babannem pür dikkatini vermiş Ahmet'in dilinden dökülecekleri bekliyordu.
"Amca valla bende bilmiyorum. Söylemediler." dedi doğruyu söylüyordu.
Çünkü biz yalan söylediğimizde yüzümüz pancar turşusu gibi oluyordu. Sadece biz bu durumu anlardık. Oturduğum yerden kalktım. Ahmet ve ben odadan çıkarken,
"İyi geceler," dedim. Yağmur bizi geçiriyordu. Evden çıkıp karşı evimize geçtik. Odaya girdiğimizde herkes oturuyordu. Bir tek Fehim abim yoktu. Bende oturdum. Hiç bir şey sormadım, öylece oturuyorduk.
Amcam,
"Havin döşekleri serde yatalım." dediğinde kuzenim Eşref,
"Baba abim nerede?" dediğinde hepimiz amcama döndük.
"Gelen adamlar var ya onlarla gitti. İşçi lazımmış ondan gelmişler. Çalışacağı yerde kalacak buraya uzak diye, gel git yapmasın dediler." derken içimde bir kıpırtı oluştu.
En azından orada kalacak ve kendimi rahatsız hissetmeyecektim. Belki orada birini sever ve tamamen kurtulurdum. Bu düşüncelerle yerimden kalktım. Mutluydum. Hızla yün döşeklerini yere serdim. Kendimde mutfaktaki yerimi serip güzel bir uykuya daldım.
*****
Bozbey konağında sabah erken saatlerinde koşturmaca başlardı. Çalışanlar tüm nizamiyle disiplinliydi. Bu dezeni anam sağlardı. Anamın elinden uçanla kaçan kurtulurdu. Aslında onlar da kurtulamazdı.
Yataktan kalkar kalkmaz ilk işim duş almak olmuştu. Üzerime siyah pantolon, beyaz gömlek giyinip odamdan çıktım. Oturma odasında yere serilmiş muşamba üzerinde çeşit çeşit kahvaltılıklar konulmuştu. Çevresine kardeşlerim Hazal, Cemre, anam oturmuş beni bekliyordu. Bende yaklaştım yerime geçerken ,
"Günaydın konak güzelleri,"dedim oturdum.
Anam ,
"Daha odada eksik güzeller var. Bir evlensen de bizde güzel görsek, " dedi.
Anam günlük rutin evlen baskısına, daha kursağımdan bir lokma geçmeden başlamıştı. Bir yudum çay içip,
"Ana on gün sonra düğün var. Hazırla kendini, " dedim. Önce durdular. Sonra bana doğru boş boş baktıklarında başımı aşağı yukarı hareket ettirdim. Hâlâ inanamıyorlardı.
"De get benimle uğraşıyor bir de!" dedi elindeki tandır ekmeğini geri bıraktı.
Anamın yüzünde kızgınlıktan oluşan kızarıklar artarken,
"Valla ana gerçekten evleniyorum. Adı Havin," dedim.
Bana bakıp gerçek olduğunu anlayınca anam zılgıt çekmeye başladı. Hazal ve Cemre halay çekiyordu. Konağa düğün havası girmişti. Hepimiz gülüyorduk. Sonra sakinleşip oturdular.
"Azat kim bu kız, nereden? On gün ne alaka?"