8.Bölüm

1260 Words
Cem, Elif’i bodrum katına kapatmasının ardından onun üzerindeki kontrolü güçlendirmeye karar vermişti. Her şey, Elif’in kendisine ait olmasına ve kendi dünyasında ona istediklerini zorla kabul ettirmesine yönelikti. İçindeki karanlık tutkular onu sürüklerken, Elif’in zayıflığı önemli bir zevk kaynağı haline gelmişti. Günler geçtikçe Elif, Cem’in onun üzerindeki denetimini hissetti. Artık bodrum katındaki karanlık ve soğuk dört duvar arasında yalnızlıkla baş başaydı. Bir sabah Cem, Elif’in uyandığını ve yüzündeki huzursuzluğu gördüğünde içindeki karanlık sevinci pekişti. “İyi misin, sevgilim?” diye sordu, alaycı bir ses tonuyla. Elif, onu gidişinin nasıl olduğunu bilse de cevap vermek zorundaydı. “İyiyim,” dedi, ama sözleri genellikle gergin ve zayıf çıkıyordu. Cem gülümseyerek, “Bu çok güzel. Ama biliyor musun, bugün seni biraz daha iyi hissettirmek için bazı şeyler yapmamız gerekecek,” dedi. Elif’in hissettiği korku, onun yüreğine yeniden yıldız sinyalleri gönderiyordu. Sonunda gözlerinde batan ışığı kısmen görüşlerine dönüşmeye niyetinde bir işler elde ediyordu. Bir zamanlar naif olan sesi, artık Elif’in kalıcı korkusu haline geldi. Cem, Elif’i fiziksel olarak da zayıflatmak ve ona moral çöküntülerini daha da büyütmek amacıyla yemek vermemeye karar verdi. Sadece gereken birkaç gün aç kalarak, Elif’in dayanma gücünü test etmek istiyordu. Elif, günler boyunca açlık hissetmeye başladı. Metabolizmasının daha fazla yavaşlaması, yapısını bozma potansiyelini hissettiriyordu. Cem, bilerek ona karşı bu zorlayıcı tavrını sürdürürken, bir yandan Elif’in dayanıklılığını da ölçüyordu. “Sana biraz su vereceğim ama düzenli yemek yemeni sağlamam gerekecek.” diye söyledi, sesindeki zorlama ve sinsi tatma güzel karmaşık cümlelerle yükseldi. Zamanla, Elif sadece açlık ve yorgunluk hissetmeye başladı; bu zayıflık onun ruhunu da hedef değeri olarak belirlemişti. Gözleri de görmediklerini unutmuşçasına geç görünürken Cem, Elif’in psikolojik çatışmasını bir zevk aracı olarak yaptığı kısmını izleme peşindeydi. “Beni sevmelisin, bu yüzden bu aşamadan geçmen lazım,” dedi. Elif’in gözleri gözyaşlarıyla doldu ama Cem’in gaddarlığıyla stratejilerini ayarlamak için tüm o acı yitirmeden, sessiz kalmaya çalışıyordu. İçinde korkularını hissediyor olsa da Cem’in önünde kendisini kaybetmeye, başkalarına alabildiğine bağımlılığının kenarlarına dokunmaya zorunlu geldiğinden, başına gelen konmadığı bir felakete sürüklenebileceğini bulabiliyordu. Bir gün Cem, Elif’in dayanma gücünden keyif alarak, “Sence ne zaman daha iyi hissedeceksin?” diye sordu. Elif umutsuzca, “Lütfen… bana bir yemek ver,” dedi, sesi titreyerek. Ama Cem’in tavrı sertleşti. “Hayır, önce bana itaat etmeyi öğreneceksin. Öncelikle seni yeniden yetiştirmeliyim ve bunun için beni sevmen gerek.” Cem’in acımasız kontrolü altında Elif’in ruhu daha çok yıpranıyordu. Altında bir şişkinlik var ama sesi çıkmaz hale gelmişti; sadece duyguları çatışmaktaydı. Hasret çektiği günler ve aile özlemi, görünmeyen duvarda köklenmişti. Elif, acımasız kontrolün ortaya çıkardığı düşüncelerin yine imşalında bulduğu yüzeyin yanında sonsuza kadar kaybolmuştu. Her şey gözleriyle sona gelmişti; ama Cem’in gözünde var olamadı. Aslında aklı, hâlâ geçmişte meşkurluk içerisinde hayatta olduğu hatırlamasıydı. Cem, bir yandan da kıskançlığının getirdiği karanlık kapısının gün dönüş noktasını kapatıyordu. Günler geçtikçe açlık ve ruhsal zayıflık Elif’in bedenini ele geçirirken, Cem için bu durum zevkin ve kontrolün simgesi haline gelmişti. Bir gün daha beklemek zorunda kalarak acının esas gerçeği karşısında boğulmasını sağladı. Elif, içindeki direnişi serin hissettirmekten başka bir şey yapamadı; ama Cem’in yüzündeki tebessüm tanınmaz bir özne sağlayarak sevinçli bir nefesle ona yansımadı. Cem, Elif’in üzerindeki baskın kontrolünü sağlamak adına her geçen gün daha da acımasızlaşmaya başlamıştı. Elif’in ruhuna sızan karanlık, günlük yaşamlarının merkezine yerleşmişti. Her hareketi, her geçmiş anısı, Cem’in kontrolünde şekilleniyor ve onun iradesine karşı gelme cesareti kalmamıştı. Bir gün Cem, Elif’in odasına girdiğinde kararlılığıyla karşılaştı. Elif, gözleri dolu dolu hale gelince Cem, onu sıkı sıkı izledi. “Bugün seni biraz ödüllendireceğim,” dedi, alaycı bir tonla. “Ama önce, yapman gereken bir koşul var.” Elif, bu cümledeki tehdidi hissediyor, içsel bir korkuyla neye odaklandığını kavramaya çalışıyordu. Cem, Elif’in karşısında dururken, griliğin arka planındaki duruşunun ne kadar sarsıcı görünebileceğinin bilincindeydi. “Eğer gerçekten yemek yemek istiyorsan, benden bir öpücük alman gerekecek,” diye ekledi. Bu sözler, Elif’in içindeki kıskacın daha da daralmasını sağladı. İçindeki savaş, onu terk ederken hassas bir karar vermesi gerektiğini öğretti. Cem’in sözlerine karşı gelmemek için kendini korumalıydı. Ne yapacağını bilemeyen Elif, bunun bir tehdit olduğunu biliyordu, ama aynı zamanda bir nevi umut da taşıyordu.. İçindeki çatışmaları daha derin bir hal alırken, kendini bunu yapmaya ikna etmek için zihninde özgürlük iken onunla yetinmeyi düşündü. “Tamam,” dedi Elif, sessizce ve başını önüne eğerek. Cem’in gülümsemesi, galip geldiğinin bir işareti gibi görünüyordu. Elif’in pes edişi, Cem’in yanında güçsüzleştiğini gösteriyordu. Bu, Cem için mutlak bir zaferdi; ona karşı duyduğu hislerin bütünlüğünde artık sorgulanamaz hale gelmişti. Cem, Elif’in korkularının üzerine kurulu olan kontrolük kabullerinin ardında yeniden açılma hedeflerine ulaşarak yanına yaklaştığını hissetti. Yakınlık, ikisinin arasında hissedilen mücadeleyi tazeleyerek daha da ön planda sürekli olarak kalmasına neden oluyordu. “Güzel, şimdi öpebilirsin,” dedi, daha da acımasızca bir gülümseme ile. Elif, içindeki dirençle boğuşurken, Cem’in yüzündeki avcı tebessümünü gördü. Kendi içinde gizli bir özgürlük duygusu canlanmaya çalışırken, Cem’in yeniden başka bir güce sahip olabilmek için bir korku da barındırıyordu. Yine de Elif, duygularının ona hükmetmesine izin vermeden, başını hafifçe öne eğerek Cem’in dudağına yavaşça yol aldı. Sadece bir an, dünyalarının dışındaki tüm sesler kesilerek, ikisi başka bir evrene sürüklendi. Sonraki saatler boyunca, Elif midesindeki açlığı unutarak, Cem’in onun için hazırladığı yemeği büyük bir iştahla yedi. Tabaklarından her bir lokma, onun için hem bir ödül hem de bir ikna aracı gibiydi. Cem, gözlerini Elif’ten ayırmadan onu izliyor, her ısırıktaki zevki onunla paylaşma gizli hevesiyle bağlantılıydı. Ama o neşeli anlar, günün başka bir sahnesinin habercisi olabileceği gerçeğini gizleyemezdi. Yemeğini bitirdikten sonra, Cem Elif’i gerçekten tanımak adına daha karanlık bir oyunun içine çekmeye niyetlenmişti. Elif, henüz ne olduğunu kavrayamadan, Cem birdenbire yanına yaklaştı ve gülümseyerek ona bakan gözleriyle tuhaf bir güven vererek, "Şimdi hazırlan," dedi. Elif’in gözleri büyülendi. Koskoca bir an, Cem’in soğuk ve hesaplı tavrının altında yatan derin duyguları anlamaya çalışırken, ani bir hareketle Cem, Elif’in bileğini yakaladı ve yavaşça yatağın başlığına kelepçeledi. Elif, ne olduğunu idrak etmeden hızlı bir şekilde, kaygı işaretleriyle dolmuş gözlerle Cem’e bakıyordu. Göğsü sıkışmış, dizleri titriyordu. Cem, şimdi Elif’in karşısında güçlü ve hâkim bir figür gibi duruyordu. Onun o derin, keskin bakışları Elif’in ruhunu bir korku ve merak arasındaki ince ipte dengede tutuyordu. “Bu vakitten sonra Ali'yi zihninden yok edeceksin,” dedi Cem, sesinde kararlı bir otorite hissedilirken. Elif, bu cümledeki tehdidi ve gücü hissederek, hem korku hem de çaresizlik içinde başını eğdi. İçinde gitgide büyüyen çatışmalar ve Cem’in geçmişte kendisine öğrettiği bağımlılıklar, sözleri yutmaya zorladı. Ama bir yandan da, onun sahiplenici tavırları içinde kalmasına neden olmuştu; belki bu kadar derin bir bağlılık yaratmak, geçmişteki yalnızlık hislerinin intikamıydı. Cem'in gülümsemesi, Elif’in ruhunu sarıp sarmalarken özünde bitmek bilmeyen tutkuya doğru giden bir yol açmış oldu. Cem yine Elif’in yanına geldi. Yüzünde bir ifadeyle oldukça kendinden emindi. “Bugün biraz daha özgür olabilirsin,” dedi; ama bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Elif bu duruma derin bir korkuyla yaklaştı; bu, onun için ilginç bir değişimin yanı sıra devam eden kontrol oyunlarının da sinyaliydi. Bu yüzden, ruhun bu evde ölümsüzleşmeli,” dedi. Elif’in aklındaki düşünceler çelişkiliydi. İçinde mücadele etmeye devam eden ihtimaller, özgürlük ve yeniden kontrol kazanma isteği arasında gidip geliyordu. Daha sonra Cem, Elif’den beklentilerini net bir şekilde ifade etti. “Özgür olmanı sağlamak için önce sınırlarını kabul etmelisin. Belki biraz daha yakınlaşmalıyız,” dedi. Elif’in içindeki savunma mekanizması harekete geçti. Cem’in cümleleri, ona karşı olan karşıt duyguları bir yönüyle anlamasını sağlıyor ama tam olarak ikna edici olmaktan uzaktı. Elif, Cem’den gelen bu tehdidi algılayarak bir şekilde kabul etmek zorunda kaldı. Cem, onun üzerindeki kontrolünü daha da pekiştirmeye kararlıydı. Elif, içindeki diğer seçimlerle savaşıyordu; Cem’in hissettiği bu baskılar karşısında hâlâ onuru için savaşmaya niyetliyken kendisini dışarıda bırakmamalıydı. Kadınsı içsel hislerinin boğuştukça kalpleri yerinde hepsi titrerken Elif, Cem’in ona sunduğu bu ana meydan okumalarında kendisini kaybetmesini beklemekten başka bir şey kalmıyor olduğunu hissetti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD