Elif, Cem ile birbirine söz vermiş bir çift gibi görünseler de kalbinde Ali’ye karşı güçlü hisler taşıyordu. Fakat Cem, Elif’in ruhundaki bu çalkantılı duyguları bilmiyordu. Bir gün, Elif’i yanına çağırdı ve ona önemli bir teklif yaptı.
“Biliyor musun, Elif,” dedi Cem, yüzündeki ciddiyetle, “Ailemizin bizden beklediği şeyi yapmak zorundayız. Resmi bir nikah kıyacağız.”
Elif’in gözleri büyüdü. “Bunu istemiyorum, Cem. Benim kalbim… Ali için atıyor.”
Cem, mavi gözlerini ona dikti. “Eğer Ali’nin yaşamasını istiyorsan, benimle evlenmeyi kabul etmek zorundasın. Buna başka bir yol yok.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Cem’in bu sözü, kendi kalbindeki aşkı ve bağlılığı yok sayıyordu. İnce bir sesle yanıtladı, “Ama Cem, ben seni sevemem. Kalbim Ali’ye ait.”
Cem derin bir nefes aldı. “Senin için her şeyi yapmaya hazırım, Elif. İstersen, Ali’nin yaşamına devam etmesini sağlamak için gücüm var. Ama bunun için seni gerçek olarak bağlamak istiyorum.”
Elif kararsız kaldı; Cem'in belirttiği tehlikeyi anlıyordu. Ali için duyduğu sevgi yanlız sonsuz değil, aynı zamanda tehlikelerle doluydu.
“Düşün, Elif. Eğer benimle birlikte olursan, Aileni de koruma fırsatına sahip olursun.” Cem, bunu söylerken içindeki duyguları açığa çıkarıyordu.
Bir an için Elif’in içi boşaldı; kalbinde Ali’nin güzel gülüşü ve sahip olduğu tüm sevgi tomurcuğu belirdi. Ama ardından Cem’in teklifindeki mantık ona bir kapı açtı.
“Tamam,” dedi Elif, nazik ama kararlı bir sesle. “Seninle evleneceğim.”
Cem’in gözleri parladı. “Bunu gerçekten mi diyorsun?”
Elif başıyla onayladı. “Evet, ama Ali'yi ve aileme hiçbir şekilde zarar gelmeyecek" diye ekledi.
Cem, Elif’in kararını kendisine bağlamak için elinden geleni yapıyordu. Daha sonra sadece nikah meseleleriyle baş başa kalacaklardı ve onun için tüm düzenlemeleri yapmak kazanmak için son bir fırsat olurdu.
Nikah günü geldiğinde, Elif’in içindeki karmaşa büyüyordu ama Cem yüzündeki gülümseme ile Elif’i sakinleştirmeye çalışıyordu. Ve Elif, Cem’in yanında durarak, bir süredir görmediği Ali’nin varlığına dair umudunu içten destekliyordu bu evlilik, belki de tüm kalplerin birlikte bir araya gelmesi için bir fırsattı.
Cem, Elif’i baştan çıkarmaya çalışanın karşısında bir duruş sergiledi ve ona olan inancı dayanma gücüne dönüşmüştü.
Elif’in kalbi yeniden uyanışa geçti
ikilesi kalbinin iki sutunu arasında kalmıştı ama Ali için mücadele etmek ve Cem’in yanında kalmak arasında yükselen bir umut belirdi.
Nikah günü yaklaşırken, Cem’in ailesi hazırlıklara hızla başladı. Cem’in annesi, Elif’in ailesini pamamciyelerde bir araya çağırarak dört gözle bekledikleri nikah töreninin detaylarını konuşmaya karar verdi. Elif’in ailesi, teklifin hemen ardından bu birleşmenin getireceği güzel anların hayalini kuruyor, Cem’in ailesi ise bu özel günde nasıl bir özen göstereceklerini tartışıyorlardı.
Cem’in annesi, Elif’in annesiyle birlikte güzeller güzeli bir nikah elbisesi alacaktı. Bir butik odasında toplandılar. Elif, tarihi bir güzellikteki ihtişamlı elbiseleri, dantel nakışlarını ve parıltılı detayları görünce heyecanlandı. Ama nefes kesen dekolteli bir elbise seçimi yapmayı da istiyordu. Bu, gençliğinin ve özgürlüğünün bir sembolüydü.
“Bu mükemmel bir seçim!” dedi Cem’in annesi, Elif’in gözlerinin parladığını görünce. “Dikkat çekici olacak, herkes senin üzerinde hayranlıkla bakacak.”
Elif, gülerek onayladı; içinde bulunduğu ortamdan kurtulmanın umuduyla doldu. Ama Cem, henüz içinde ne olduğunu anlamadan dükkanda dolaşmaya başlamıştı. Onların Elif’in güzelliği üzerinde düşünmesi Cem’i huzursuz ediyordu.
Bir süre sonra Cem odaya girdi ve tam da dekolteli elbisenin yanına yaklaşırken durdu. “Elif, madem benimle evlenmeyi kabul ettin, o halde bu elbiseyi giymenin doğru olduğunu düşünmüyorum,” dedi soğuk bir sesle.
Elif şaşırdı. “Ama Cem, bu ben… Kendimi bu elbise ile ifade edebilirim,” diye yanıtladı, ancak Cem katıydı.
“Biliyorum, ama gelenekler var. Bu düğün sadece bizim değil, ailelerimizi de temsil ediyor. Nikahında daha kapalı bir elbise seçmelisin,” dedi Cem’in tonunda bir sertlik vardı, ama aynı zamanda onu koruyucu bir niyet de barındırıyordu.
Elif’in içi acısa da Cem’in tutumunu anlıyordu. Ama düşündüğü gibi, Cem’in göstermek istediği koruyucu bir kimliğin ayağına pranga olduğuna inanıyordu.
Yine de Cem’in annesi elbisenin devamını görmekten keyif almaya çalıştı, “Belki daha kapalı bir model düşünebiliriz ama içindeki ışıltıyı kaybetmemeliyiz.”
Sonunda, Elif başka bir kıyafet seçeneği buldu zarif ama geçerli, Cem için kabul edilebilir. Kolları kapalı olan, ama bileklerinden aşağıya doğru ince detaylarla süslenmiş bir elbise.
Bir süre sonra Cem, Elif’in bu seçimine onay verirken içini çekti. “Elif, bu elbisede çok güzel görünüyorsun,” dedi, yüzünde bir gülümseme belirdi.
Elif, Cem’in onayını aldıktan sonra hafif bir rahatlık hissetti. “Teşekkür ederim Cem. Biraz huzur buldum,” dedi Elif.
Eğer sadece çiçeklerinden buğusu çıktıysa, ilişkideki gerilim de gittikçe azalacaktı. İki taraf da artık bu geçiş döneminin ardından birleşmenin sağlıklı bir yolunu arıyordu.
Sonunda, aileler arasındaki sohbetin tatlı bir atmosferde devam etmesini sağladı ve yeni bir sayfa açıp tüm niyetlerine sıcak bir dokunuş bırakarak elbiselerini birlikte seçmeyi başardılar. Cem’in gönlünde ise, Elif’in bu yeni hayatını güzelleştirmenin yollarını bulma arzusu yavaşça şekillenmeye başladı.
Nikah günü gelmişti fakat Elif’in kalbinde derin bir üzülme hissi yankılanıyordu. Duvardaki ayna, yüzündeki gülümsemeyi yansıtıyordu ama içindeki karmaşa bir an bile dinlenmiyordu. Kazağı mavi, sıkı bir deniz havasını duyumsuyordu; ama Ali'nin hayalleri her zaman kafasında parıldıyordu.
Evlilik, Cem ile olmaktan çok, gerçek aşka olan özleminin acısıyla karışıyordu. Gözlerini kapatıp, Ali’nin gülümseyen yüzünü hayal etti. Onunla geçirdiği o saf anları düşündükçe içi parçalanıyordu; ikisinin geleceği ve hayalleri, Cem’in dünyasında sıkışmış gibiydi.
Elif, Cem’in yanında durduğunda, kendisini hem bir kraliçe gibi hissetmenin peşindeydi, ama bileklerinde yaratmaya çalıştığı zincirler zorbalık hissettirmekteydi. Peki, bu mu gerçekten istediği hayat olacaktı?
Cem, salona geldiğinde Elif’in yüzündeki belirsizliği fark etti. Elif, mutlunmuş gibi gülümsesede, Cem’in de ruhunda bir şeylerin eksik olduğunu hissedebiliyordu.
“Elif, hazır mısın?” Cem alarm verici bir sesle sordu. “Tören başlamadan önce her şey yolunda mı?”
Elif, başını salladı ama içindeki hüzün onu ele geçirmişti. “Evet, Cem,” diye yanıtladı soğuk bir sesle.
Törende yakınlar başlarına toplanmaya başladıkça, Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Hayalleri, Cem’in yanında olmayı o kadar da istemiyordu. Fakat, Cem’in gücü ve dayanışması her şeyden önce geliyordu. Onun belli başlı bir cesareti vardı. Elif, Cem’in etrafında dönerken yalnızca onun kontrolü altındaymış gibi kendisini kaybediyordu.
Cem, Elif’in ruh halindeki karmaşayı hızlıca düşündü. Elif mükemmel bir şekilde kontrol altında tutulmalıydı. “Bir şeylerin seni üzüyorsa, bunu açıkça konuşmalısın” dedi, ama aslında bu konuda düşündüğü şey, Elif’in aklının bir yerde Ali ile meşgul olduğuydu.
Elif’in bir yanındaki Ali’ye kaçış isteği, Cem tarihinde yeniden düşünülebilir bir özgürlüğe yaslanmaktaydı. Ama Cem, Elif’in gözlerinde yalnızca kendisini görmek istedi; bu evlilik onun için bir saadet ve güven göstergesiydi.
Tören başlayınca, Elif’in duyguları yeniden alevlendi. Cem’in yanında durmak, fakat Ali’nin anılarıyla dolup taşmak bir diğerinde oluyordu. “Ali, keşke burada olsaydın,” diyerek iç geçirdi. Ama Cem, Elif’in elini sımsıkı tuttu. “Buradasın, Elif. Burada daha önemlisiyim ve seninle, bu geleceği birlikte yazarız,” dedi.
Hafifçe gülümseyerek, kendisine yudumlanarak geldi; ama Elif’in aklındaki soru işaretleri bir an zihninde doğdu. Cem’in hegemonyası karşısında, kendi hayallerini koruyabilecek miydi?
Elif, hayalleri ve gerçekliği arasında kalmışken, kalbindeki huzursuz duyguları Cem’in güvenini sağlamaya çalışarak bastırdı. Ama ruhunun derinliklerinde Ali’nin hayalleri sönmeyecekti.
Nikah töreni başlamıştı. Duvardaki ışıklar parıldarken, Elif’in içindeki huzursuzluk büyüyordu. Tek bir el hareketiyle hayatı boyunca beklemediği bir karara gidiyordu. Asıl kalbindeki hayal ise Ali’nin gülümsemesiyle doluydu. Ona dair hatıralar, Cem’in etrafında dönerken onu saran boğucu bir duyguyla çelişiyordu.
Törende, Cem’in ailesiyle insanların gülümseyip alkışladıkları sahne, Elif’in duygu ve düşünçe karmaşasını anlık bir eğlence gibi görüyordu. Cem, gördüğü Elif’e yaklaşarak, elini tutarak ona moral vermeye çalışıyordu. “Bu, yeni hayatımızın başlangıcı. Bunu sabırsızlıkla bekliyorum,” dedi Cem, ama Elif’in gözlerinde derin bir kasvet vardı.
Elif’in gülümsemesi sanki zoraki bir maskeydi. “Evet, Cem,” diye yanıtladı ama sesindeki huzursuzluk onun kararsız kalmış düşündüğünü ele veriyordu.
Cem, Elif’in temkinli ifadesinde kaygıyı hissetti. “Elif, burada olmaktan keyif alıyorsun, değil mi? Herhangi bir kaygın varsa açıkçası beni bilgilendirmen gerekiyor,” diye hissettiği gerilimi yumuşatmak istercesine konuştu.
“Ben… sadece biraz duygusalım,” Elif itirafta bulundu. Ama içten içe Ali’nin yerinde durduğunun hayalini kurmak onu daha da çaresiz hissettiriyordu. Cem’in gözlerindeki tatlı parıltı, aynı zamanda onun üzerindeki baskıyı da artırıyor gibiydi.
Törende Elif’in yürekten dilinden dökülen hayali, Cem’i tekrar koruma güdüsüne derin bir etkide bulundurdu. O anda Cem, Elif’in kesin kararını almadan önceki ölüm gibi bir bağ kurmaktan kaçınamayacağını neredeyse biliyordu.
Tören ilerledikçe, Cem bir cümle daha kurmaya karar verdi. “Elif, sonunda seninle dünya evine gireceğiz. Lütfen bu sürecin tadını çıkar,” diyerek Elif’e bir zorunluluk dahi hissetmek istemediğini anlattı ama fiziksel bir çekim sayesinde tâm kontrol edebilmek neredeyse zorunluluk haline gelmişti.
Daha sonra, imam çağırdı, ve tüm gözler Elif ve Cem’in üzerine odaklandı. Şimdi, birbirlerinin gözlerinde parlayan ışıkları görmek gerekiyordu. Elif, Cem’in yanında durarak Ali’nin hayalini düşünmekte hatta onu ruhunun içinde saklamakta ısrar ediyordu.
İki zıt duygu arasında mücadele ederken, Elif bir şey söyledi. “Evet, Cem. Sana evlenme sözü veriyorum, ama burada olanın dışında her hayal gibi bir umudum olsa da… kalbimde Ali’nin gülümsemesi kalacak,” dedi.
Cem gözlerindeki birkaç damlacık kaymağı bulup yakaladı. Bu, Cem’in etkileyici bir kararlılıkla yaptığı ısrarın bir anıydı; Ali’nin varlığı artık Elif’in içinde yarattığı düzenin kırılıp geçmesiydi. Ve Cem, Elif’in en büyük kaygılarına belki de cevap bulması için uğraş verildiğini bilmeden ona yanıt yaratıyordu.
“Çok dikkatli olmalısın, Elif. Hayatımız artık böyle başlamalı. Müzakereler ve hayaller derin olmalı,” dedi Cem derin bir sesle. Bu, Elif’in nihayetinde gerçek duygularıyla yüzleşmeyen tüm bir serin çatı gibi duyduğu bir yakındı.
Kendi ruhunda sakladığı incitici anılar içinde Elif, bir sonraki hamlede yaşamının bu dar yoluna doğru ilerlemeye çalışıyordu. Ama Cem’i, onun için bir çıkış yolu haline getirmek, başına yine öyle korkunç bir anlatı getirebilirdi. Bu defa onun yanında durarak hayallerinin yerini Ali’ye bırakmalı ve bu hayatının sonlanma yolunda bir sözcük olmamalı; ancak yaptığı seçim her ne olursa olsun, belirsiz kalamayacaktı.
Elif, içindeki tüm belirsizliklerle başa çıkma cesaretine erişebilecek biri olmayı umarak aklında kaygılarla,beklemeden artık pozisyona geçti.