“Batırdım her şeyi” diye fısıldadı. Ancak bu kadar mahvedebilirdi. Köyün içinde bir karmaşa vardı. Herkes gashinin gitmesi gerektiğine inanıyordu. Onu buraya getirdiği için Regin’e kızıyorlardı. Yaşlıların konuşmalarına daha önceden uymayanlar bile uymaya başlamıştı.
Bir de Regin vardı ki emirlerini dinlemiyordu bile. Onu görmeye yanaşmıyordu ve adamlarının götürdüğü haberleri kabul etmiyordu. Çadıra kim giderse gitsin yarım saat ya da bir saatten önce dönmüyordu. O felç eden zehirle hepsini yarım saat olduğu yerde bırakıyordu.
Yüzünü sıvazladı. Bununla başa çıkamıyordu. Ne yapması gerektiğinden emin değildi. “Şuan kimseye söz geçiremiyorum” başını iki yana sallayıp içkisinden bir yudum aldı. “Nasıl böyle aptalca bir şey yapabilirim ki?”
En başından beri ona izin vermemesi gerekirdi. Başını geri attı. O adamı kurtarmasına izin vermemeliydi. Bir de o gashi için onunla tartışmıştı. Şimdi o gashiyi koruyarak Dragon’a eziyet ediyordu.
Amon, bir süre yeğenine baktı. Gerçekten de işin içine kadınlar girince erkekler altüst oluyorlardı. Chepi ile hayatın kolay olduğu söylenebilirdi ama onu ikna edene kadar bin bir zorluk çektiğini gayet net hatırlayabiliyordu. O zamanlar muhtemelen o da böyleydi.
Başını iki yana salladı. Gashi onların sınavıydı belli ki ve Dragon, Regin’i kendisine istiyordu. Herhalde bunun gayet net farkındaydı aksi halde gashiyi bu kadar kafasına takmazdı. “O soluk benizlinin gitmesini kendin için mi yoksa köy için mi istiyorsun?” derken yüzündeki gülümsemeyi silemiyordu. Gerçekten bu kadar çok mu kendisine benziyordu?
“O, Regin’in kafasını karıştırıyor” dedi Dragon. “Buraya ait olmadığını düşünmesine neden oluyor”
Güzel bir bahaneydi gerçekten. Ancak kendisi için tabi ki Amon’u kandırmaya yetmiyordu. “Belki de haklıdır. Buraya ait değildir” dedi sakince.
“O bu köyün şamanı!”
Elindeki tahta bardağı o kadar çok sıkmıştı ki elinde parçalandı. Birkaç damla kan masanın üzerine aktı. Amon, kaşlarını kaldırarak ona baktı. “Asla gerçekten kabul edilmemiş bir şaman” dedi. “Köyün bir kısmı ona hala ayashe diyor. O soluk benizliyi getirdikten sonra geri kalanları da öyle demeye başladı”
O ayashe falan değildi. Regin, ay ruhunun vücut bulmuş haliydi. Sadece güzelliğiyle bile fark edilebilirdi. Dans eden kadınların arasına bile o parlıyordu. Dragon, o dansı bir kere daha görmek isterdi doğrusu. Onun dans edişindeki ahenk ve zarafet kimsenin sahip olmadığı görkemli vücuduyla sanki müzikle sevişiyordu.
Amon, onun acı çektiğini görebiliyordu. Bunu zaten kimse kolay yaşamıyordu herhalde. Chepi, bunu görmüş müydü zamanında? Ruhlar ve tanrılar ona bunu göstermiş miydi? Belki de bu yüzden kurallara karşı gelip Regin’in kısırlaştırılmasına izin vermemişti. Bir sonraki liderin doğumu için…
“O olmasa da olur” dedi özellikle çok acımasız davranıyordu. “Chepi şamanlığı yine devam ettirebilir. Başka birini bulup eğitebilir. Köy onsuz da yoluna devam eder”
Dragon onsuz devam etmek istemiyordu. Artık o kadar sarhoş olmuştu ki Amon’u bile çift görmeye başlamıştı. Ne acınası bir durum bir savaşçı için. Hâlbuki hayatındaki her zorluğun üstesinden gelmeyi hep başarmıştı. Bu kadar zorlandığı için hayıflanıyordu.
Amon, yeğeninin üzerin örttü ve mumları söndürdü. Dragon’un fazla zamanı yoktu. Ne yazık ki bir an önce kendisini toparlaması gerekiyordu aksi halde yaşadıkları toplum zayıflıkları kabul etmiyordu.
Dragon ise lider olarak zayıflık gösteremezdi asla. Ne yazık ki o da kendisi gibiydi. Chepi’nin onu reddettiği ilk dönemlerde Amon’da böyle sarsaklamıştı. Başını çevirip kapının girişine baktı. Askerler onun artık bir karara varmasını bekliyorlardı hiç şüphesiz.
Bu gece burada kalsa daha iyi olacaktı…
“Ona gashi demekle bana demek arasında ne fark var ki ikimizde soluk benizliyiz”
Chepi onu ilk defa kızgın görüyordu herhalde. En azından daha önce hiç böyle burnundan soluduğunu görmemişti. “Dragon, erkeğin buraya ait olmadığını anlatmaya çalışmış olabilir” dedi sakin bir şekilde. “Senin buraya ait olduğunu hepimiz biliyoruz”
Buraya mı aitti gerçekten? Chepi dışında kim onu gerçekten kabul ediyordu ki? Şaman olmasına izin vermeleri bile Amon’un baskısıyla olmuştu. Bu olayla beraber daha da belli oluyordu her şey. Sanki bunca zaman üzerini örttükleri duygular ortaya çıkıyor gibiydi.
“Bana ayashe diyorlar” dedi en sonunda dönüp ona bakarak. “Ayashe sence kabul ettikleri anlamına mı geliyor. Dragon direk gashi olduğumuzu söyledi”
Dragon muhtemelen onun için böyle bir şey söylememişti ama soluk benizli erkeği benimsemesi onu kızdırmış olmalıydı. Şuan ki halleri gerçekten Amon ve kendisinin gençliğine benziyordu. Bu kadar mantıksız mıydılar gerçekten?
Chepi başını yana eğip hafifçe gülümsedi. Amon, Dragon’un bakışlarını dans ettiği gece fark etmişti. Belki de tanrılar ve ruhlar bir şeyi göstermek istiyorlardı. Chepi bundan çok memnundu doğrusu. “Dragon, sana saygısızlık edemez” dedi en sonunda. “Sen onun hayatını iki kere kurtardın”
Canını yakmak istemişti. Regin bunu gözlerinde görmüştü ve anlamlandıramıyordu. Neden böyle bir şey yapmaya çalışmıştı ki? “Günde beş kere adamları çadıra geliyor” dedi. “Jason’u göndermemi bekliyorlar”
“Sende onları zehirliyorsun”
Bu bir savaştı. Dragon onunla savaşıyordu ve Regin bunu karşılıksız bırakamazdı. O kadar zayıf değildi. “Sadece bana bir şeyler anlatacak kadar zamanımız olsun istedim” dedi en sonunda başını iki yana sallayarak. “Ancak kimse buna izin vermiyor”
Dragon’u anlıyordu çünkü Chepi’de aynı hissediyordu. Adamın burada olmasından hoşnut değildi. Ya Regin’i kandırırsa ya onu yanında götürmeye kalkarsa bir daha asla göremezlerdi birbirlerini. Bu düşünceler ağlamasına neden olacak kadar ağırdı. Böyle bir sınavı verebilecek kadar güçlü hissetmiyordu kendisini.
Ancak onun duygularını açıklamadan Regin’e hareketlerini anlatamazdı. Onları açıklamakta Chepi’ye düşmezdi. Bunları Dragon’un kendisinden görmesi gerekiyordu. “Dragon’un bunları nasıl ya da neden yaptıkları önemli değil” dedi en sonunda. Asıl bilmek istedikleri bunlar değildi. “Senin ne düşündüğün ne hissettiğin önemli”
Kafası karışmıştı açıkçası. Bunu Chepi’ye anlatsa anlar mıydı acaba? Jason, geri dönebileceğini söylemişti. Eğer isterse onu da yanında götürebileceğini de ancak Regin, geri dönmeyi isteyip istemediğini bile bilmiyordu.
Ona eskiden yaşadığı hayatı anlattığında bir asilin kızı olduğunu düşünmüştü ya da zengin bir ailenin mensubuydu. Yani bugün geri dönse kesin ailesine ait olan hayatı bulabilirdi ancak o zamanlar o kadar uzaktı ki kendi çocukluğuna bile benzemiyordu artık.
Geri dönmek isteyip istemediğini bilmiyordu. Ailesine ait her şeyi geri de bıraktığını sanmıştı ama Jason aslında hiçbir şeyin gitmediğini göstermek ister gibi gelmişti. Açıkçası gitmek istemiyordu çünkü burayı ve buradaki insanları seviyordu. Asıl sorun kararının giderek değişiyor olmasıydı.
Buradakilerin kendisine bakışları ve kendi hakkında konuşmalarını duydukça, Dragon, onun üzerine geldikçe kaçıp gidesi geliyordu. Chepi’ye doğru baktı. “Emin değilim” diye fısıldadı. Anne saydığı kadının gözlerindeki korkuyu görebiliyordu.