9. BÖLÜM

1183 Words
“Annem diyor ki senin şamanımız olman köye lanet getirecekmiş” dedi küçük çocuk ürkek bir şekilde. “Yaşlılar senin ayashe olduğunu söylüyor” Dizindeki yarayı dikkatli bir şekilde temizlemeye başladı. Hafifçe gülümsedi. “Sen ne düşünüyorsun bu konuda?” diye sordu sakince. Bir çocuğun düşüncelerini dile getirmesinden sinirlenecek değildi. “Annen haklı mı sence?” Çocuk kocaman açılmış gözlerle ona inceledi. “Babam, senin ay ruhunun vücut bulmuş hali olduğunu söylüyor” dedi. “Ay ruhu, senin kadar güzel olmalıymış” Demek aile içinde fikir ayrılığına denk gelmişlerdi. Eline aldığı yaprağı dikkatli bir şekilde yaraya bastırdı. Canını yakmamaya çalışıyordu. Ancak çocuk rahatsız bir şekilde kıpırdandı. “Adın ne?” diye sordu sonunda. Onu konuşturmak daha iyiydi. “Ailen” dedi oğlan çocuğu. Mutluluk demekti. Ne kadar da güzel bir isim seçmişlerdi. Hafifçe gülümsedi. “Benim adım Regin” dedi. Çocuk başını salladı. “Biliyorum” dedi. Yaprağı dikkatle iplerle bağladı. “Peki, sen annene mi yoksa babana mı hak veriyorsun” “Dünkü dansını gördüm” dedi Ailen bir süre düşündükten sonra. “Kötü biri öyle dans edemez” O kadar hoşuna gitmişti ki onun saçlarını karıştırdı ve alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk anında kıpkırmızı kesildi. “Sen iyi bir çocuksun” dedi kocaman bir gülümsemeyle. “Dikkatli oyna” dedi. Çocuk koşarak çadırdan çıktı. Genç kadın bir süre onun arkasından baktı ardından gülümseyerek işine döndü. Askerler kıl çadıra girdiğinde yeni toplanmış bitkileri ayırmaya başlamıştı. Üç kişi çadıra girdiğinde sanki çadırda yer kalmamıştı. En başlarındaki adam ona baktı. “Şef Dragon, sizinle konuşmak istiyor” dedi sakince. Dragon onu çağırmak için üç tane izbandut gibi adam göndereceğine neden bir çocuk göndermemişti ki? Zaten konuşmaları gerektiğini biliyordu da bu biraz fazla değil miydi? Elindekileri bırakıp üzerini düzeltti ve adamların arasından geçip dışarı çıktı. Adamlar arkasından geliyorlardı. Adımlarını hızlandırıp onlardan uzaklaşmaya çalışıyordu. Bu şekilde çağırılmak hiç hoşuna gitmemişti. Çadırın kapısını açtı sertçe ve içeri girdi. “Beni bir suçlu gibi üç adamın eşliğinde mi çağırıyorsun?” derken sesi sinirinden oldukça sert çıkmıştı. Adam başını çevirip ona baktı. Bu çadıra Amon zamanında defalarca gelmişti. Ancak sanki küçülmüş ve içerideki hava da azalmış gibi görünüyordu. “Onlar seni korumak için” dedi ve arkasındaki adamlara başıyla işaret etti. Adamlar ses çıkarmadan dışarı çıktı. Korumak mı? Sioux kabilesinin içinde kimden koruyacaktı ki kendisini? Ellerini beline koyup başını yana eğdi. “Bu kabilede kim bana zarar verebilirdi ki?” “Sana ayashe diyen yaşlılar” dedi en sonunda Dragon sakince yere oturarak. “Yaşlı olabilirler ama bu köyde onları destekleyenler var hala” Ailen’i düşündü. Kendisinin varlığı kabiledeki aileleri bile birbirine düşürüyor gibiydi. Bu durumdan hoşnut değildi. Başını çevirip kapıya doğru baktı. Bu durumdan hoşnut değildi. Bu kabilenin refahı için buradaydı başka bir şey değil. “Otur” dedi Dragon, sesi sertti ama emreden bir tonda değildi. Genç kadın onun karşısına geçip dizlerinin üzerine oturdu. Ona şimdi dikkatli bakınca hiç de on yıl önceki çocuğa benzemediğini fark edebiliyordu. Çok büyümüştü. Çok değişmişti. Deri kayışların altında saklanmış bileğinden ince üç çizgi halinde yara izi görülüyordu. Aynı şekilde boynunda da vardı. Uzun zaman öncesine ait olduğu belli oluyordu. Vahşi hayvan pençelerini o kadar çok görmüştü ki neredeyse bıraktığı izlerden tanıyacak hale gelmişti. Bir aslan ya da panter olabilirdi. Tenin rengi kızıldan ziyade içeride güneş ışıklarını hapsetmişçesine parlak ve güçlüydü. Sağlıklı ve dinç duruyordu. Bir omzuna doğru attığı ince şal tam olarak onu saklayamamıştı. Etrafına yaydığı enerjiden kim olduğu çok net belli oluyordu. “Saçlarını kesmişsin” derken istemsizce konuşmuştu. Bu kabilede erkekler yalnızca savaş kaybettikleri zaman saçlarını keserlerdi. Açıkçası ona baktığında bunun hayalini bile kuramıyordu. Kimseye kaybedemezmiş gibi görünüyordu. “Dağlarda bana engel oluyordu” dedi sakince Dragon. “Uzun saç savaşa giren bir Sioux için uygun değil. Herhalde zamanında kaybettiğimiz bütün savaşlar bu yüzdendi” Ah, mantıklı geliyordu ama bu yoruma istemeden gülümsedi. Gelenekçi olmadığını göstermenin başka bir yolu olamazdı herhalde. En azından yeniliklere açık olması demek Regin’i kabul etmesi demekti. Dahası Dragon, bunu mecburen yapardı. Onun nasıl biri olduğunu çok iyi biliyordu. “Rüyaların ne âlemde?” Onlar rüya değildi görüydü ancak bunu ona anlatamazdı. Genç kadının yüzündeki gülümseme silindi ve sıkıntılı bir hal aldı. “Hala arada sırada görüyorum” dedi. “Sadece bir tehlike yaklaştığında ama” O rüyalar Dragon’un hayatını kurtarmıştı. Regin’i korumaya çalışmak aptallıktı. O tehlikenin gelişini hemen önceden gördüğü için kendin koruyabilir ya da kaçabilirdi. Hatta daha önce deneyimlediğine göre üzerine bir yılan bile atabilirdi. “Çadırını köye daha yakın bir yere kuralım” dedi Dragon geri doğru yaslanıp. “Sana gelen insanlar yaralı ve hasta olanlar köye yakın olman daha mantıklı” Evet, öyleydi ama her ne kadar şaman olarak adlandırılsalar da aslında büyücü olarak görülüyorlardı. Köyün biraz da olsa dışında kalmalarının sebebi ruhlarla ya da tanrılarla konuştukları zaman onları kızdırırlarsa köye zarar gelmesin diyeydi. Regin, kendi adına onlarla hiç konuşmamıştı. Chepi ise bir kere konuştuğunu söylüyordu. Ustası olan şaman Donoma’nın ona bir kere bunu nasıl yapılacağını gösterdiğini ve tanrıların ona şaman olması gerektiğini söylediğini söylemişti. Dirseğini masaya dayadı ve elini yanağına yasladı. “Köy istemez” dedi en sonunda. “Senin dediğin gibi henüz hepsi beni kabullenememişken bir de yakına gelirsem iyice korkarlar” “Artık köyde daha fazla savaşçı var” dedi Dragon sakince. “Ava çıkmamız gerekiyor. Köylüyü beslemeliyiz. Ekinleri hazırlamalıyız. Kara kış üstümüze çökmeden önce yapılacak çok iş var. Hepsi iyi adamlardır ama kazalar her zaman olur. Senin daha merkezi bir yerde olman lazım” Mantıklı konuşuyordu ve hatta Regin’in de istediği bir şey söylüyordu ve fakat yine aynı konuya geliyorlardı. “Bu şefin kararı” dedi en sonunda ellerini yere dayayıp arkasına yaslanarak. “Bu durumu köye açıklamakta senin sorumluluğun” Ona karşı koyanın zaten vay haline bir durum vardı. Dragon ayağa kalkıp çadırın biraz gerisinde duran yere kazılmış çukura doğru gitti. İçinde ateş yanan çukurun için taşlarla sağlamlaştırılmış ve üstüne sac kurulmuştu. Üzerinde bir demlikten buhar tütüyordu. Yan tarafında duran otlardan bir tutam elindeki tahtadan bardağa attı ve üzerlerine sıcak su boşalttı. İki bardağı da masaya götürdü. Kokusundan kestane ağacı çiçeği olduğu anlaşılıyordu. Derin bir nefes alıp kokusunu içine çekti. İnsanı rahatlatıyordu doğrusu. Dragon, uzun bir pipoya biraz tütün ekledi ve yanında getirdiği ucu tüten bir dalla yaktı. “Bundan sonra köyü benle beraber yöneteceksin” dedi dumanını içine çekerek. “Bana insanların karşısında karşı çıkmanı istemiyorum.” “O zaman öncesinde fikrimi sormak zorundasın. Söylediğin her şeyi onaylayamam” Dragon, belli etmese de ona saygı duyuyordu. Zaten başka bir şansı da yoktu. Regin, açık ve net göstermese de çok güçlüydü ona saygı duymazsa asıl lanetlenirdi. “Önceden özel konuşuruz” dedi. “Ortak karara bağlandığımızda açıklarız ama bazen senden bağımsız hareket etmek zorunda kalabilirim” “O zaman geldiğinde eminim rüyalarım bana yardımcı olur” Erkek bir süre ona baktı. Ardından elinde olmadan güldü ve elindeki pipoyu ona doğru uzattı. Regin daha önce hiç tütün içmemişti. Amon ve Chepi önemli bir şey üzerinde konuşurken içerlerdi hep. Bu bir tür barış simgesi gibi bir şeydi. Reddetmek ayıp sayılıyordu. Genç kadın eline aldı ve dumanı içine çekti. Hazırlıksız yakalanan ciğerleri öksürmeye başladı. Dragon, bunun üzerine geri yaslanıp onu izledi. O hatırladığı kız çocuğu çok değişmişti. Genç bir kadın olmuştu. Onunla nasıl bir geleceği olacağını merak ediyordu doğrusu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD