2 senedir hasretinden kavrulduğum gözlere bakarken ne hissedeceğimi bilmiyordum. Üniversite için İstanbul'a ilk geldiğim zamanlar Emir'le sık sık görüşürdük aslında yanıma gelirdi yanına giderdim. Her gün mutlaka mesajlaşırdık son 2 seneye kadar da bu durum hep böyle devam etmişti. Ta ki Emirin hayatına birisi girene kadar.
2 sene önce her sabah annemle yaptığımız rutin konuşmada laf Emir ve kız arkadaşına gelmişti. Her gün konuşmamıza rağmen bana bundan bahsetmeyen Emir'e ilk kez o an kırılmıştım. Sesime yansıtmadığım duygularımla annemle sohbet edip telefonu kapatmıştım.
Telefon kapanır kapanmaz yüzüm öyle bir düşmüştü ki yanımda oturan Gülse bile korkmuştu. Onun hayatına birinin girmiş olma ihtimali beynimin ücra bir köşesinde vardı zaten. Arada beynimi kemirirdi ve ben çıktığı yere geri sokardım. Ta ki o güne kadar.
Annemin anlattığına göre aylardır birliktelermiş. Emir ailesiyle bile tanıştırmış. Bana konusunu bile açmamıştı halbuki. Ben onu ikinci ailem olarak görürken o bana sevdiği kadını bile anlatmamıştı. Anlatsa kaldırabilir miydim orası ayrı ama onun gözünde kardeş konumunda dahi olamamak bile fazlasıyla kırmıştı beni. Sonra asıl meseleye odakladım kendimi Emir aşık olup ailesiyle tanıştırdıysa yakında evlilik gelirdi. Yıllardır sakladığım korkularım gün yüzüne çıkmıştı işte. Her ne kadar tanıştırmasa da ,o kadınla beni tanıştırdığında onun kardeşi konumunda olacaktım. Belki nikah şahidi bile yapardı beni. Bende arkadan nikahına beni çağır sevgilim şarkısını açardım. Mutlu son.
O gün saatlerce düşünmenin sonunda karar vermiştim. Emir hayatımdan çıkacaktı.
Saçmaydı. Mantıksızdı ama o kaybolmuşluktaki tek çözümümdü. Onların düğününe gidemezdim ben. O kadar yürekli değildim. Sevdiği kadınla tanışıp görümce konumunda da olamazdım. Bu yüzden Emir hayatımdan çıkacaktı. Ben onu unutup yeni biriyle tanışıp aşık olacaktım. İşte o zaman Emirin hayatına tekrar girebilirdim. Onun bana baktığı gözle ona bakasıya kadar ondan uzak duracaktım.
O günkü düşüncemi kısa zamanda faaliyete geçirmiştim. Bana attığı mesajlara soğuk cevap vermeye başlamıştım. Yanıma gelmek istediğinde, yanıma gel dediğinde bahane bulmuştum. Onun da sabrı bitmişti. Ve mesaj atmayı kesmişti. Birbirimizle tek bağımız sosyal medya ve ailelerdi. Stajlarımı bahane ederek Ankara'ya bile gitmemiştim yüzünü görmemek icin. Hep ailemi yanıma istemiştim. Konu aşk olunca ortaya çıkan korkaklığımın arkasına sığınarak kaçmıştım. Kaçabildiğim yere kadar. Ve galiba tam da şu an yakalanmıştım.
Özlem kalbimi kasıp kavururken iki sene sonra ilk kez kalbimin istediği şeyi yaptım ayaklanıp kocaman sarıldım kendisine kollarımı beline sararken başımı da göğsüne yasladım. Belime dolanan elleriyle gözlerim doldu. Onu çok özlemiştim ben. Ayrı geçirmediğimiz dakikalarımız vardı zamanında oysa şimdi aramıza iki sene girmişti.
Uzun bir sarılmanın ardından ondan uzaklaşırken gözlerimi kırpıştırıp göz yaşlarımı geri itmiştim. O benim yüzümü incelerken biraz geri çekilip kendimi toparladım.
"Senin ne işin var burda?" Gözlerini benden ayırmazken buruk bir gülümseme belirdi yüzünde biliyordum kırgındı bana ama gerçekleri bilse daha çok üzülürdü. Vicdan azabı çekerdi böyle olması en iyisiydi ikimiz içinde.
"Hem bir ortaklık için geldim hem de biraz tatil yapayım dedim. Seni görünce de bir selam vermek istedim." Yutkunamadım bir an. Buraya gelmişti muhtemelen günlerce kalacaktı ama benim ruhum bile duymadan geri dönecekti. Suçluydum.
Uzaklaştırmamalıydım kendimi. Allah bilir iki senedir kaç kere gelmişti buraya hiç birinde haberim dahi olmamıştı. Çok büyük bir hata yaptın Su
Kendimi toparlayıp cevap veremeden Baran atladı arkamdan. İyi ki de atladı. Ben konuşsaydım ağlardım muhtemelen.
"Bizi tanıştırmayacak mısın Susam?" Kullandığı iğrenç lakaba göz devirirken Emir asık bir suratla elini uzatıp kendini tanıtıyor.
"Emir ben. Su'yun çocukluk arkadaşıyım. Sen kimsin?" Çocukluk arkadaşı? 2 senedir suratına bakmadığın adamın kendini ne diye tanıtmasını bekliyordun acaba hanım efendi.
Baran elini uzatırken gözlerini kısıp Emirin yüzünü inceliyor. Eminim şu an sevdiğim adamın Emir olup olmadığını düşünüyordur.
Baran hayatımda gireli nerdeyse bir sene olmuştu. Başlarda beni abisine ayarlamaya çalışmıştı. En sonunda patlayıp sevdiğim bir adam olduğunu söylemiştim. Kim olduğunu bilmiyordu ama çocukluktan kalma bir sevda olduğundan bahsetmiştim. Ve bı de artık görüşmediğimizden.
"Bende en sevdiği bir tanecik harikulade arkadaşı Baran. Memnun oldum." Baranın sözlerinden sonra Emirin suratı iyice asılırken hemen kendini toparlayıp yapmacık bir gülümseme kondurdu suratına.
Baran elini sıkıp yerine otururken Gülse'yle selamlaşmıştı Emir. İkisi de birbirini çok sever atışmadan duramazlardı. Tabi ben araya mesafe sokunca onlar da uzaklaşmıştı.
"Gülse'cim görmeyeli daha da kilo almışsın bakıyorum. Ağır yaşamlara katılıp da ünlü olunca bizi unutmazsın umarım." Ben gülmemek için dudağımı dişlerken Gülse tek kaşını kaldırıp o çok bilmiş ağzını açtı.
"Ah canım benim sen hiç sıkıntı çekme benim için. Ben malum gencim metabolizmam da hızlı. Asıl sen dikkat et. Malum bir yaştan sonra bünye kendini toparlıyamıyor." Emir benden 4 yaş büyüktü. Yaşı küçüktü belki ama Emirin yaş takıntısı olduğu için ve Gülse bunu Emirin üstünde kullanmaktan çekinmezdi.
Onlar atışmaya devam ederken biz Baranla göz göze geliyoruz. Gözlerinde gördüğüm şeyle irkilip hızlı hızlı kafamı olumsuz anlamda sallıyorum ama o umursamıyor beni tabi ki.
"Emir bizimle otursana hem senin işin de bitmiş gibi." Emir Baranın sözleriyle sanki bunu bekliyormuşçasına benim kalktığım sandalyenin yanına ilerliyor. Hayır keşke bana da sorsan ponçik kalbim 2 sene aradan sonra seninle yan Yana yana oturmayı kaldırabilir mi?
"Olur bende otele geçecektim zaten işim bitmişti." İçten içe sevinç çığlıkları atan kalbimi mantığım susturdu. Ya hayatında biri varsa? Annemin anlattığı kız bir anda kayıplara karışmıştı. Annemin söylediğine göre sebepsiz bir şekilde ayrılmışlardı. Ama onunla ayrılmış olmaları hayatına başka birini almadığı anlamına gelmezdi ki. Ve ben bunu onun ağzından duymaya hazır mıydım? Sanmıyorum.
İçimden oflaya oflaya kendi sandalyeme geçiyorum.
Açılışı ben pastayla yapsam da bizimkiler yemek söylemişti. Aradan geçen zamanda onlar yemeklerini bitirip tatlıya geçerken ben acıktığımı hissedip yemek sipariş etmiştim. Biten yemeğimle beraber midem tıka basa dolmuştu ama geceyi kahvesiz kapatamazdım.
Müşteri sayısı iyice azalan cafede sipariş verebileceğim birini göremeyince iş başa düştü deyip ben ayaklanıyorum.
Burası Baranın abisi Boranın cafesiydi ve geçen yaz aylarca burda çalışıp Borana yardım etmiştim. Üstelik hala çok sıkıştıklarında gelip yardım ederdik. Bunun bi sebebi de Boranın bizden asla hesap almamasıydı. Bildiğin adam herkese bilgi vermişti. Herkes de bizi tanıyınca hesap ödeyemiyorduk. Gelip ettiğimiz yardımlar da gönlümüzü ferahlatıyordu bi anlamda.
Bizimkiler nereye gittiğimi bilse de ben ayaklanınca Emirin bana kayan bakışlarına açıklama ihtiyacı hissediyorum.
"Kahve alıp geliyorum." Soru sormasına izin vermeden arkamı dönüp mutfak bölümüne koşar adımlarla ilerliyorum.
Masaya oturduğundan beri ya Baranla ya da Gülse'yle konuşmuştu. Benle hiç muhattap olmamıştı. Ama biliyordum ki hesap soracaktı. Ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrim yoktu. Onu unutamamıştım. Unutmayı geç sevgim gün geçtikçe artmıştı. Değil başka birisini sevmek başkasına o gözle bakmak istediğimde bile midem bulanıyordu. Belli ki onu unutamayacaktım. Bundan sonra ya iki yıl için özür dileyip kendimi affettirecektim. Ya da bu iki yılda yaşadıklarımı ömrümün geri kalanına yayacaktım.
Ah be sevdiğim ne olurdu senin de gönlün bana kaysaydı.
Normalde sadece çalışabilenlerin girdiği mutfağa girerken tanıdık olan garsonlara selam veriyordum. Kahve makinesinin başında Ömür teyzeyi görünce sinsi bir şekilde sırıttım. Kahveyi fincana koyuyordu. Fincanı doldurup tepsiye koyduğu anda arkasına geçtim. Şimdi arkasına dönüp garsonlardan birine seslenecekti. Tabi bi anda karşısında beni görüp korkacaktı hii diye bir nida çıkarıp kızım Allah iyiliğini versin bı anda çıkılır mı diye söylenip üstüne bı 10 dakika trip atacaktı.
Ömür teyze arkasını dönüp de beni gördüğünde beklediğim gibi korkmuyor. Daha yeni benim suratımda olan sinsi sırıtış yüzünü ele geçiriyor.
"Yaaaaa ama senin korkup hii diye bir nida çıkarıp bana trip atman gerekiyordu Ömüşüm bu surat ne Allah aşkına." Ömüş teyze garsonlardan birine seslenip kahveyi veriyor ve tekrardan bana dönüyor.
"Receb'e özellikle söyledim sen cafeye geldiğin anda bana haber uçuruyor yani canım boşuna beni korkutmaya çalışma." Oflayıp kahve makinesinin başına geçerek iki kahve yapıyorum. Biri şekersiz.
Kahve hazır olana kadar arkamı dönüp bana kısık gözlerle bakan Ömüş teyzeye trip atıyorum.
"Aşk olsun ne kadar ayıp şurda iki gülüp eğleniyoruz onu da baltalıyosun Ömüş Sultan." Ömüş teyze gelip yanaklarımı çekiştirip sıkıyor.
"Ya Ömüş Sultan yapmaaa. Hem eğlencemi bölüyorsun. Hem yanaklarımı sıkıyorsun. Yok sana yanak manak."
"Kuzum sen hiç sıkıntı etme ben eğlenecek bir şey-"
"Sen yine benim elemanlarımla mı uğraşıyorsun?" Ömüş teyzemin lafını bölen sesini duymayı asla beklemedigim geçen hafta Maldivlere tatile giden Boran bey oluyor. En önemli kısmı söylemedim dimi. Kiminle gittiğini bilmiyoruz beyefendinin. Ama tek olmadığı konusunda hem fikiriz. Bizim üçlüyle.
"Ooo siz niye zahmet edip de buralara geldiniz beyefendiciğim. Türkiye'ye geldiğini de sosyal medyadan öğrenirdik biz. Gelip karşımıza falan çıkıyorsun size hiç yakışıyor mu?." Saçlarımı arkaya savurup hıhlıyorum. Sonrasında pişen kahveleri tepsiye yerleştirip mutfak kapısına doğru ilerliyorumm Giderken bir haber bile vermemişti bize beyefendi. Attığı storylerle haberimiz olmuştu. Şimdi de trip zamanıydı.
Arkamdan geldiğini duysam da hiç umursamıyorum. Kimlerle tatil yapıyorsa onlarla konuşsun. Masaya yaklaşırken masadaki erkeğin kim olduğunu soruyor. Duraklayıp sesleniyorum.
"Biz sana soruyor muyuz kimlerle tatile gittiğini sana ne kardeşim. Git kimlerle tatil yapıyorsan onlarla otur." Saçımı tekrardan savurup gidecekken hızlı adımlarla yanıma gelip kolunu omzuna atıyor
"Oy oy oy çen bana küstün mü iyi bende sana aldığım ayakkabıları vermeyeyim o zaman." Şu an bir çocuk gibi rüşvete kanmamam gerekiyordu. Ama arkadaşlar ayakkabı bu. Benim en büyük ikinci zaafım. Birtanem tek tanem ikinci aşkıma nasıl kanmam?
Dudağımı dişleyip tribimi bitirsem mi diye düşünürken o vereceğim cevaptan çok emin bir şekilde sırıtıyor. Ya ben her seferinde bu adamın ayakkabı rüşvetlerine kanmak zorunda mıyım?
"Aman tamam sana da trip atılmıyor. Ee nerde benim ayakkabılarım." Cafenin ortasında kolu benim omzumda benim elimde bir kahve tepsisi öylece durduğumuzu farkedince ekliyorum.
"Hadi geçelim masaya masada ki de Emir çocukluk arkadaşım ters bı hareket yapma deşerim seni." O homurdanırken biz masaya geliyoruz bile. Başta farketmesem de biz öyle cafenin ortasında durduğumuz andan itibaren Emir direk bize bakmaya başlamıştı masaya gelesiye kadar da bakışlarını hiç çekmeyip çatık kaşlarla Boranı özellikle omzumdaki elini seyretmişti.
"Abicim hayırdır niye zahmet edip de yanımıza geldin story atsaydın biz burada olduğunu anlardık zaten." Baran'ın soktuğu lafla tepsiyi masaya koyup çak diye elimi uzatıyorum.
"Sen nasıl bir kralsın be. Gel alnından öpüceğim." Şekersiz yaptığım kahveyi Emirin önüne koyup Baran'ın yanına ilerleycekken şerefsiz Boran ağzını açıyor.
"Güzelim. Ayakkabı." Gözlerimi devirip Emirin yanındaki sandalyeme oturuyorum. Paşamız da yan masadan sandalye çekip benim yanıma oturuyor.
"Bu arada ben Boran." Boran elini benim önümden Emire uzatırken ismini söylüyor. Tam gözümün önünde el sıkışırlarken gözüm Emir'in kolundaki bilekliğe kayıyor. Bizim bilekliğimiz.
Ortaokulda Emir'le birlikte bileklik yapıp satıyorduk. Tabi bunlarla yetinmemiştik. Çok farklı alanlara da yönelik çok iyi para kırmıştık. Sonra bir gün Emir benim için çok güzel bir bileklik yapmıştı. Emir ve Su yazıyordu üstünde. Ben de bana yaptığı bilekliğin aynısından ona yapmıştım. Bilekliklerimizde hiç bir fark yoktu ama onunkini ben benimkini o yapmıştı. Ben hiç çıkarmamıştım meğer o da çıkarmamış.
Ben... Ben çok büyük bir haksızlık yapmıştım. Onun kardeşini çalmıştımm Ne çekersem çekeyim bunu ona yansıtamazdım. Evet kesinlikle kendime gelmeliydim. O beni kabul eder miydi? Bilmiyordum ama kabul etmesi için her şeyi yapmalıydım. O bileklik hala kolunda olduğuna göre beni silmemişti. Kesinlikle kendime gelmeliydim...
*****