|DEĞERSİZ KÖLE|

2005 Words
EFTALYA Kendimi eve gelir gelmez duşa attım. Vespera gecesi benim için tamamen kabustan ibaretti. Demir Ademoğlu'nun dikkatini kötü bir şekilde üzerime kitlemiştim ama bunu istemeden yapmıştım. Daha da kafamı karıştıran nokta ise sıcak suyun altında bile beni rahat ve yalnız bırakmıyordu. Kızıl kafalı sürtüğün elinin Demir Demoğlu'nun bacak arasına doğru ilerlettiği eli bütün dengemi neden alt üst etti ki? Beni ne ilgilendirir?! O, sadece benim babamı öldürmekle beni kölesi haline getirmiş acımasız bir yeraltı adamı! Şampuan kokusu her burnumdan ciğerlerime dolarken üzerimdeki alkol kokusunun tamamen geçmesine oldukça mutlu olarak ve arınmış hissederek banyodan dışarıya çıktım. Herhangi bir arama almak istemiyordum ve kesinlikle çok fazla uykum vardı. Bornozum üzerimdeyken yerde duran pis kostüme midem bulanarak baktım. Sinirli bir şekilde yerden aldığım gibi onu banyodaki çöp kutusunun içine tıktım. Daha fazla onu andıran ve bu geceyi bana hatırlatacak bir şeyler görmek istemiyordum. İçeriden gelen telefon aramasıyla birlikte derin bir nefes aldım. Beni bu saatte arayabilecek iki kişi vardı, biri Alara diğeri ise Ali'ydi. Yatağın üzerindeki telefonuma baktığımda arayanın Alara olmasına hiç şaşırmadım. Gecenin ilerleyen saatlerinde beni neden aradığını da tahmin etmek çok zor değildi. "Efendim tatlım?" diye açtım telefonu. "Beni böyle yumuşatabileceğini sanıyorsan gerçekten yanılıyorsun." "Alara, seninle zıt düşmek isteyecğeim bir saatte değilim. Ağzıma sıçmak istiyorsan bunu yarının erken saatlerine erteleyebilir miyiz?" "Erteleyemeyiz çünkü Ali beni rahat bırakmıyor. Ona nasıl bir tavır sergilediysen nele olup bittiğini öğrenmek için beni bugün de aramalarıyla taciz etmeye devam etti. Ondan pek haz etmediğimi gayet iyi biliyorsun ancak ona biraz daha cevap vermezsen gerçekten benim yakama yapışacak. Kıçı kırık nişanlının aramalarına cevap vermediğin için ise beni ayartıp geceyi senin evinde geçirmemiz için ısrar etti." "Kabul ettiğini söyleme bana." "Aslında, büyük bir memnuniyet ile kabul ettim diyebilirim." "Alara..." "Hayır! Sakın sitem etmeye falan kalkışma. Bana anlatman gereken tonla şey var. Sibel'in kendini siktirmek için can attığı Adem Demiroğlu ile nasıl bir bağlantın olduğunu baştan sona kadar anlatman gerekiyor aksi halde asla rahatlamayacak içim." "Ali ile gelirsen anlatamam." "Şimdi Ali 'yi de seni de... Giderek şu nişanlından nefret etmeye başladım. Demir Ademoğlu eğer bu süreçte onunla nişan atmanı sağlarsa büyük bir memnuniyet içine gireceğim." "Ali ile evlenmezsem olabilir ama bunun için çok geç. Benim durumumdaki değişimi gördükten sonra evliliği öne almaya karar verdi." "Harika! En azından farkında." "Neyin farkında?" "Seni bir kez kaybederse bir daha elde edemeyeceğinin farkında." "İçime su serptin nişanlım hakkında böyle konuşarak, teşekkür ederim." "Hiç önemli değil! Babanın zoruyla görücü usulünden hallice flörtleştiğin adamı savunma bana karşı." "Senin regl dönemin mi geliyor?" "Evet ve hepinizi kurşuna dizebilecek kadar öfkeliyim." "Geldiğinde güler yüzlü bir şekilde davranmazsan ikinizin de içeceklerine uyku hapı katarım ve sabaha kadar sizin sessizliğinizde film izlerim." "Beni uyutamazsın çünkü o yarı çıplak kostümle ilgili her şeyi anlatman gerekiyor. O adam seni o halde gördüyse gerçekten demir gibi olmuş olabilir." "Alara!" Sıkıntıyla iç çekti, "Aptal Ali arıyor, evden çıkmış olmalı. Yirmi dakika sonra görüşürüz bebeksi." Telefonu yüzüme kapattıktan sonra hızlı bir şekilde giyinmek için rastgele kıyafetler seçtim ve üzerime geçirdim. Saçımı taradıktan sonra üzerime parfüm de sıktım ve babamın odasına doğru gitmek için odamdan çıktım. Üst kattaki koridorda ilerleyerek merdivenlerin başlangıcından sola doğru döndüm. Kısa bir koridor daha yürüdükten sonra babamın çalışma odasının yanından geçerken yatak odasında değil de çalışma odasında kendisini alkole vurduğunu gördüm. Gözlerinin beyazı kızarmıştı ve bitkin görünüyordu. Ona kızmak istiyordum ama onu bu halde görmek beni üzüyordu. Ne olursa olsun ona her zaman şefkat gösteriyordum ve bu elimde bile değildi. "Daha fazla içmemelisin." diye dikkatini çekerek varlığımı belli ettim. Omzumu kapı pervazına yasladım. Odaya tam anlamıyla girmemiş bile olsam içerideki keskin alkol kokusu midemi kaldırmaya yetti. "Beni düşünme... Bunu hak etmiyorum." "Neyi hak ettiğinle ilgilenmiyorum. Geriye sadece sen kaldın ve seni de sirozdan kaybetmek istemiyorum." "Bensiz daha iyi bir hayatın olurdu." "Acındırma politikasını Demir Ademoğlu'na da yapsaydın keşke." "Bunu hatırlatmak zorunda mısın?" "Hemen nasıl da aklından çıkıyor da ben hatırlatmış oluyorum? Nasıl böyle bir hata yaparsın anlamıyorum. Yeterince mal varlığımız vardı ve eğer satamıyorsan bina dikmeyi bir noktada bırakman gerekiyordu baba ama sen elbette Asım Erden olduğun için hırsına kapıldın ve kendini durdurmadın değil mi? Geldiğimiz duruma bak!" "Bir şekilde meblağayı toplayarak borcu kapatacağım ama benim için biraz sabretmen gerekiyor tatlım." Tatlım? Bunca zaman bana böyle yakın bir hitap şekli kullanmayan adam bugün nasıl oluyor da bana böyle hitap edebiliyordu? Alaycı bir tebessümle başımı iki yana salladım. Aşağıdan gelen korna sesleri ile babam, arkasında duran cama doğru baktı. Tam olarak durumu kavramadığı için derince nefeslenerek açıkladım, "Ali ve Alara geceyi burada geçirmek istediler. Onlara dertli ve alkol kullandığını çaktırmazsan sevinirim. Ali'ye beni içine soktuğun durumun açıklamasını yapamam." Utanç içinde başını önüne eğdiğinde eli yine de büyük bir yüzsüzlük ile kristal bardağına doğru gitti. Göz devirdikten sonra odasından çıktım ve kapısını da yavaşça kapattım. Alara'nın, anahtarı olduğu için bana ihtiyaçları olmadan aşağıdaki geniş alanda durmuş yukarıya doğru bakıyorlardı. Alara, zoraki bir gülümseme ile yukarıdaki merdiven korkuluklarına dayanmış bana bakarken Ali daha neşeli ve daha mutluydu. Elindeki şampanyayı sallayarak gösterdi, "En sevdiğinden getirdim!" dedi. Sadece kıkırdamakla yetinerek merdivenlerden aşağıya indim. Alara ile birbirimize sarıldıktan Sonra Ali'nin dudakalrıma bir öpücük kondurmasına izin verdim ancak bunu yaptığım anda Demir'in söyledikleri aklımda canlandı. İstemeden içimdeki tiksinme duygusunu harekete geçirmişti. Ali'den kendimi çektiğimde anlamaması için gülümsemeye devam ediyordum. Onu üzmek ya da kırmak istemiyordum ancak şu an onunla yakın temas kurmaya dayanamıyordum. "Film izlemeye ne dersiniz?!" dedim burada olmalarına çok mutlu ve heyecanlıymışım gibi. İkisi de beni onaylayınca Ali'nin elinden şampyanyı aldım. "Hayatım, sen kış bahçesine geçerek filmi seçmeye ne dersin? Biz de bir şeyler hazırlayalım." Reddetmedi çünkü ona hitap etme şeklimden oldukça memnundu. Büyük ihtimalle ondan uzak durma sebebimi de evde olmama ya da Alara'nın gözünün önünde olmamıza yoruyordu ancak alakası bile yoktu. Bizzat sebep Demir Ademoğlu'nun söyledikleriydi! Büyük bir memnuniyetle çatı katındaki kış bahçesine doğru ilerlerken ben de Alara ile mutfağa doğru ilerledim. "Bir an seni öptüğünde kusacaksın sandım ama şaşırtıcı çünkü onunla seviştiğini söylediğinde bile böyle yüzün bembeyaz olmamıştı." "Sana o kadar özelimi anlatmanın yanlış bir şey olduğunu hissettirmeye başladın." "Hadi oradan! Her şeyini bilmem iyi bir şey aksi halde seni yanlış yöne doğru giderken kim durduracaktı!" "Gittiğim bir yön falan yok." "Görmediğimi düşünüyorsan çok büyük bir yanılgıdasın." Bir yandan mısır patlatmak için gereken şeyleri hazırlamıştım. Alara ise her şeyin yerini bildiği için kuruyemişleri ve kuru meyveleri hazırlıyordu. "Gördüğün şey ne?" "Ali'den giderek soğuduğun ancak ondan ayrılmaya asla cesaret edemediğin elbette! Söylesene Eftalya, onunla nikah kıyıldıktan sonra hayatının bir azaba döneceğini ve istediği her an önünde domalmak zorunda olduğunu düşündüğünde buna tahammül edebiliyor musun?" "Neden birden bire bu kadar keskin ve acımasız konuşmaya başladığını merak ettim." "Öncelikle yumurtalıklarım parçalanmak üzere biraz sebep bu ama sebebin çoğunluğu seni sevmem ve aptal bir evlilik yapmanı istememem." "Bundaha önce tartıştık Alara, Ali beni seviyor ve beni üzmemek için elinden geleni yapıyor. Önemli olan da bu. Ben kimseye aşık olamam, bunu biliyorsun. Öyle duygularım ya da öyle duygulara merakım yok. Erkeklerle hiçbir zaman işimin olmadığını biliyorsun." "Keşke biraz olsaydı! O herife kızlığını verecek olmana şaşkınlık içinde bakıyorum ama sevişmelerinizin ön sevişmeden öteye gitmemesinden dolayı çok mutluyum." "Bu konuyu kapatabilir miyiz?" "Bence seninle şimdiye kadar yatmamasının sebebi küçük olması... Evlendikten sonra her şey için çok geç olduğunda açacak ve sen de şok olacaksın! Boşanmak için sebep olarak bile kullanamazsın!" Göz göze geldiğimizde mimiklerimiz öyle komikti ki birden kahkaha atmaya başladım. O da kendini tutamayarak kahkaha atmaya başladı. "Senden nefret ediyorum!" dedim gülmekten karnımı tutarken. "Hayır bana bayılıyorsun!" Evet, o hayatımda olduğu için kendimi çok şanslı hissediyordum. Benimle olmasından ve benimle dürüst bir şekilde iletişim kurmasından çok mutluydum. O olmasa büyük bir depresyonun içinde bile olabilirdim. Şampanyayı ve koyacağımız kadehleri alarak kış bahçesine doğru merdivenleri adımladık. Ali, bir aşk filmi seçmişti ve Alara'nın yüzünü buruşturmasına sebep olmuştu. Garip bir şekilde ben ve Alara için aşk filmleri çok kaliteli olmadığı sürece tam bir işkenceden ibaretti. Bir elin parmağını ne yazık ki geçmiyordu izlediğimiz aşk filmleri. Yine de tek kelime etmeden yerimizi aldık. Ali'nin yanına oturduğumda beni tek kolunun altına aldı ve kendine doğru çekti. Saçlarıma kokulu bir öpücük bıraktığında aklımda Demir dönüp duruyordu. Sanki vücuduma daha yanımda bile değilken hayaliyle bir alev bırakıyor ve sonrasında yaramaz bir çocuk gibi benden kaçıyordu. Onu yakalayamıyordum ama kurtulamıyordum da. Öyle büyük bir şekilde çekimle ona odaklanıyordum ki ondan nefret etmem ve iğrenmem gerekirken bu gecenin ardından hala onu düşünüyor olmak sinirlerimi yıpratıyordu. Ali, şampanyadan bizden daha fazla içti. En sevdiğini getirdim derken aslında kendisinin en sevdiğini ve bana da zorla sevdirdiği en azından onun öyle düşündüğü şampyayı getirmişti. Alara'nın ona attığı bakışları görmek ise içten içe gülmeme sebep oluyordu. Filmin ortasında cebimdeki telefonumun çalmasıyla birlikte herkesin irkilmesi bir oldu. Cebimdeki telefonun bu saatte çalmasının tek bir sebebi olabilirdi o da Demir Ademoğlu. Telefonu meşgule atarak onlara nasıl bir yalan söyleyeceğimi düşündüm ve yüzlerine kaygısız bir şekilde baktım, "Babam çalışma odasında ve bir şey isterse beni aramasını söylemiştim. Bir bakıp gelsem iyi olacak. Film de bitti zaten, hemen gelirim." Alara da ben ayaklanınca ayaklandı. Yüzüne açıklama bekler gibi baktım, Ali'nin dikkatini çekecek bir şey yapmasını istemiyordum. Ellerini iki yana açtı, "Lavaboya gideceğim. Bu kadar şey içmenin bir sonucu olacak elbette!" İkisi de benden daha fazla tüketmişlerdi ben ise içinde bulunduğum birçok şey yüzünden içememiştim bile! Ali, esneyerek arkasına doğru yaslandığında Alara ile kış bahçesinden aşağı kata doğru indik. Ben odama doğru giderken o da arkamdan geldi. Telefonum yeniden çalmaya başladığında bir hışımla telefonu cebimden çıkarttım ve Alara'ya baktım, "Sen tuvalete gitmiyor muydun?" diye sordum. "Sen arayan kişiyle konuşurken ben e banyonu kullanabilirim bence!" Arka arkaya elimde titreyen telefon yüzünden Alara ile tartışmaya zamanım yoktu. Savaşmayı bırakarak pes ettim ve odama girerek telefonu açtım. Alara arkamdan kapıyı kapattı ve dibimde bitti. "Beni saat dilimini umursamadan aramasan olmaz mı?" "Çalışanlarımı istediğim zaman ararım." "Senden de farklı bir davranış beklenemezdi. Haklısın." "Bir daha seni aradığımda beni asla meşgule atmayacaksın. Anladın mı?" "Nişanlımın kollarının arasındayken senin aramanı açamazdım. Öyle değil mi?" Beklemediğim bir sessizlik oluştu. Nefesi birden hoparlöre doğru gürültüyle gelmeye başladığında öfkelendiğini ve burnundan soluduğunu anladım. Onu her hareketim sinirlendiriyordu ama ben neden sinirlendirdiğini anlayamıyordum. Beni umursamaması gerekiyordu. Onunla atışmalarımın, onun için sadece neşeli bir oyundan ibaret olması gerekmiyor muydu? Ne de olsa beni ciddiye bile almıyor ve bir oyuncak gibi kullanıyor, giydiriyor, süslüyordu. Öyle değil mi? "Neden aradığını söyleyecek misin?" diyerek sorduğumda aramızdaki 'siz' hitabından kurtulacak kadar birbirimizin özel alanını yıktığımızı düşündüğüm kavgadan güç alıyordum. Bacaklarımın arasından girdiğine emin olduğu sevgilimin organı hakkında bile yorum yapmıştı. "Yarın bana kahvaltı hazırlaman gerekiyor. Bilgilendirmesini geçmek için aradım. Sabah erken kalkar ve koşuya çıkarım. Ben geldiğimde kahvaltım hazır olmuş olursa çok mutlu olurum aksi halde bunu düzgün bir şekilde yapana kadar her gün bana kahvaltı hazırlarsın. Filtre kahveyi demlemeyi de es geçme. Neyi nasıl sevdiğimi sana geldiğinde anlatırlar. Yarın Cemil seni erken saatlerde gelir ve alır." Ağzım açık kalmış bir şekilde öylece kalakaldım. Telefon yüzüme kapandığında cevabımı beklememesine şaşırmadım zaten reddetme lüksüm yoktu bu yüzden kendinden emin bir şekilde isteklerini dile getiriyor ve ardından yüzüme kapatabiliyordu. Telefonu kulağımdan çekerken aralanmış ağzımla Alara'ya baktım. Neler döndüğünü anlamadığı için tuttuğu tuvaleti yüzünden bacaklarını birbirine yapıştırmış kıvranacak yüzüme bakıyordu. Bu hali, girdiğim şoktan çıkmamı sağladı ve gözlerimi devirdim, "Gidip mesaneni boşaltır mısın?" Koşarak banyoya girdiğinde kapıyı kapatmadı. Bıkkın şekilde kendimi yatağımın üzerine bıraktım. Alara, banyonun içinden seslendi: "Ne dedi o herif? Neden bu saatte aramış?" "Ona kahvaltı hazırlamamı istiyor." "Dalga mı geçiyor seninle? Ciddi misin? Gidip onun için omlet falan mı yapacaksın yani?" "Filtre kahve bile demleyeceğim." "Siktir! Sen ciddisin!" "Demir Ademoğlu da ciddi." "Peki kaçta gitmen gerekiyor?" "Cemil diye bir çalışanı var. Beni almaya o geliyor." "Güzel, ben de seninle geleceğim." Banyodan pantlonunu toplayarak çıktığında kendinden gayet emin bir şekilde yüzüme bakıyordu. Hiç tepki vermeden yüzüne bakarken onunla savaşmaya hiç niyetim yoktu ancak ciddi duruşu beni tedirgin etti. Bir de Alara'nın uçarı istekleriyle ilgilenemezdim. "Olmaz." "Neden? Sana yardım ederim." "Buna asla izin vermez." "İzin istemiyoruz ki!" "Alara yalvarırım beni daha fazla ısrar ederek sıkıntılı duruma getirme. Yeterince daralmış ve nefes alamıyormuş gibi hissediyorum zaten! Lütfen!" Nasıl bir bıkkınlıkla söylediysem bunu çatılmış kaşları şefkatli bir biçimde havaya kalktı ve göğsünde birleştirdiği kolları çözüldü. Yanıma doğru gelerek beni kollarının arasına aldı. Gözlerimi kapattığımda, sağ gözümden bir damla yaş sessizce yanağımdan çeneme doğru yakıcı bir şekilde ilerledi. Neye üzülüyordum? Böyle hissetmeme mi? Yoksa bana Demir Ademoğlu'nun böyle hissettirmesine mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD