DEMİR ADEMOĞLU
"Aklını kaçırmışsın sen!"
Bahadır'ın yüzüne bakmaya çalışıyordum ama geceden kalmış olmak ona odaklanmamı zorlaştırıyordu. Bunu gizlemekte öyle başarılıydım ki o bile geceden kaldığımı ve ona odaklanamadığımı anlamadı.
"Sabah sabah bu konuyu konuşmaya pek hevesli değilim. Sadece kahvaltını etsen olmaz mı?" diye sızlandım. Büyük bir yudum kahve içtim ama bana herhangi bir faydasının olmadığının da bilincindeydim.
"Gece geldiğimde seninle konuşmaya çalıştım zaten kafasız herif! O kadar sarhoştun ki salyanı bile toplayamaz haldeydin, o yüzden konuşmaya çalışmak yerine müziğin sesini sonuna kadar açıp bana hiçbir şey söylemeden yüzüme bakmaya başladın. Sen sızana kadar başında beklemeye karar verdim. Çok geçmeden de sızdın zaten..."
"Tamam, olabilir ama hala sabah sabah benimle bunu konuşmana çok da sıcak yaklaşmıyorum."
"Ben yaklaşıyorum, ayrıca sabah değil. Öğlen oldu. Yemek üzere olduğun omlet sana zamanı büktürmesin."
"Bahar bugün ne kadar da çok konuşuyorsun."
Derin bir nefes aldı, çok konuştuğunun o da farkındaydı ama bunu kabul etmek istemediği belliydi. Benim için endişeleniyorsa bu oldukça komik gelirdi. Benim için? Bana hiçbir şey olmaz diye bağırmak istedim çünkü zaten kaybedecek hiçbir şeyim yoktu.
"Böyle intikam alamazsın..." dediğinde birden alkol vücudumdaki ve aklımdaki etkisini azalttı.
"Bu bir intikam planı değil, babasının borcunu ödemek için bana gösteri düzenliyor hepsi bu..."
"Bana yalan söyleme! Seni herkesten iyi tanıyorum Demir. O aptal Asım Kalender'i kendine borçlandırmak için gösterdiğin teferruatı anlamadım mı sanıyorsun?"
Ellerimi masanın üzerine koyarak Bahadır'a baktım. Belli belirsiz ama kendimden emin bir şekilde tebessüm ettim.
"Başarısız bir müteahhit olmasını ben sağlamadım. Ayrıca, madem başarısız oldu bira olsun sektörden elini çekseydi... Gelip benden yüklü miktarda borç aldı, paramın o kadar büyük bir kısmını sadaka olarak dağıtamam."
"O kadar büyük bir kısmı mı?" dedi alayla Bahadır ve burnundan gülerek konuştu,
"Servetinin çeğreğinin çeğreğinin çeğreği bile değildi."
"Pekala, servetimin vergilerini takip etme görevini artık başkasına verme zamanım gelmiş sanırım..."
"Kimseye o kadar güvenmezsin."
"Evet, haklısın. Kimseye o kadar güvenmem ama yıllardır her bokumu bilen adamında karşımda oturup bana böyle şeyler söylemesinden pek memnun sayılmam."
"Demir... Ne demek istediğimi gayet iyi biliyorsun dostum. Hiç kıvırarak zaman kaybettirme bana."
"Adama geri ödemesi için borç verdim ve ödemedi. Hepsi bundan dolayı."
"Adam senden aldığı borçla kapış kapış gidecek bir ton apartman dikti ama sen ne yaptın? Tüm müşterilerine ondan önce ulaşarak bunun önüne geçtin. Yani aslında geri ödemedi değil, senin yüzünden sana olan borcunu ÖDEYEMEDİ! Aradaki farkı anlıyor musun?"
"Erkekler bu kadar konuşmamalı..." dedim ve masadan kalktım. Elime kahve fincanımı alıp arka bahçeye açılan verandaya çıktım. Havanın hafif serinliği beni memnun etti, yaz mevsiminden ya da gereksiz güneşli günlerden çok hoşlandığım söylenemez. Yağmur ya da bulutlu havalar daha güvenli geliyor gözüme. Bahadır, arkamdan verandaya geldi. Konuyu konuşmak için gösterdiği ısrar tadımı kaçırıyordu. Haklı olması, daha da çok canımı sıkıyordu.
"Demir, yaptığının adil olmadığını biliyorsun."
"Ne konuda?" diye sordum. Gerçekten böyle mi düşünüyordu? Beni tanıyan biri ve yaşadıklarımı bilen biri için böyle düşünmesi zoruma gitmişti. O benim kadim dostumken böyle dememeliydi.
"Şimdi de duyarlı bir birey olma yoluna mı koyuldun? Yapma Bahadır. Neler yaşadığımı benden iyi sen biliyorsun, böyle davranmaya hakkın yok."
"Asıl senin böyle davranmaya hakkın yok. Kız, nişanlı dostum. Nişanlı! Anlamıyor musun? Hayatını mahvedebilirsin!"
"Ali Baysal'ı sevdiğini sanmıyorum."
Derin bir nefes aldı ve cevap vermeye devam etti. Asla pes etmiyordu.
"Sevip sevmemesi olay değil, Eftalya onunla evlenecekse ve bunlar ortaya çıkarsa onuru zedelenir."
"Benden aldıkları şeyin yanında bu bir hiç denecek kadar az. İnsanlar bunu zamanla unutur ve yıllar sonra onu Ali'den kurtardığım için bana teşekkür eder."
"Vazgeçmeyeceksin öyle değil mi?"
"Hayır, hiçbir zaman istediğimi almadan vazgeçmem."
"Ne kadar sürecek bu böyle?" diye sordu. Açıkçası bu soru beni diğer tüm sözlerinden ve sorularından daha çok rahatsız etti. Sebebi de bunun nereye varacağını ve nasıl sonlacağını, ne kadar süreceğini bilmiyor olmaktı.
Cevap vermedim. Benim cevapsız kalışımdan işkillendi. Gözlerini kısarak birkaç adım daha yaklaştı ve tamamen yüzüme odaklandı. Yutkundum, cevap bekliyordu.
"Ben ne kadar istersem o kadar sürecek Bahadır. Bu konuda seninle daha fazla konuşmayacağım, anladın mı?"
"Ne yani? Benden gizleyecek misin?" diye sordu.
"Evet, elbette gizleyeceğim. Beni buna sen zorluyorsun. Bu işi çok ciddiye almaya başladın."
"İş zaten ciddi, kızı tehdit ederek burada tutuyorsun. Üstelik günah babasının ve kızın olanların hiçbirinden haberi bile yok. Böyle davranılmasını hak etmiyor."
"Bir katilin kızına sempati duymayı bırakman gerekiyor."
Derince nefes aldı ve başını iki yana sallayarak yanımdan ayrıldı. İçeriden ceketini üzerin alırken arkamı dönüp onu izledim.
"Nereye gidiyorsun?" diye sordum.
"Vespera'ya gidiyorum. Unuttun mu? Bugün milleti başımıza topladın ve şimdi onların için birinin hazırlıklarla ilgilenmesi gerekiyor bilmem anlatabiliyor muyum?"
Tamamen aklımdan çıkmıştı. Gece klübümüze bugün tüm mafya liderlerini çağırmıştım. Annem, yaşadığı zamanlarda benden bu işlere asla bulaşmayacağıma dair söz almıştı ama işte artık hayatta bile değildi. Yani... Sanırım, biçilmiş bir haftan olarak bu işlere bulaşabilirdim.
"Babanı da davet ettin mi?" diye sordu gitmeden önce. Kaşlarım çatıldı birden,
"Sence?" diye sordum.
"Bu aralar sağına soluna belli olmuyor, davet ettin mi?"
"Ettim... Etmek zorunda kaldım diyelim. Onunla her ne kadar konuşmasam ve ondan nefret etsem de bugün orada olması gerekiyor gibi hissettim. Ne kadar kuvvetlendiğimi görmesi egomu okşayacak ve biraz olsun benden uzak durması gerektiği konusunda eminleşir. Beni aramayı bile bıraktırabilir bu durum ona."
"Babana zarar verecek kadar ileriye gitmezsin Demir, saçmalamaya başladın iyiyden iyiye. Bu işlere karıştığından beridir gerçekten kendin gibi davranmıyorsun ve beni endişelendiriyorsun."
"Endişlenecek bir şey yok. Uslu duran kimseye dokunmayacağıma dair sana söz verdim. İpe sapa gelmez bir mafya olmak gibi isteklerim hiçbir zaman olmadı."
"Bu işlere neden bulaştın ki?"
"Saygınlıklarını kazanmak için, babamın pısması ve eskisi kadar sesinin çıkmaması için..."
"Annen bunları bilseydi sana bıraktığı servetinden dolayı pişmanlık duyardı."
İşte şimdi istemeden de olsa haddini aşmıştı. Bunu gözlerimden anladığında tek kelime etmeden evden ayrıldı. Gece verilecek davet için hazırlıkları kontrol edecekti. Gece klübünün aşağısında, gizli bir kısım vardı. Herkesi oraya toplayacak, herkesin kumar oynamasını sağlayacaktım. Birkaç densiz kadın bile ayarlamıştım, bunu yaparken de hiç zorlanmamıştım. Zaten bunun için para alan bir sürü kadın vardı etrafımda.
Aklıma gelen fikirle yüzüme bir gülümseme oturdu. Eftalya... Söylediğim her şeyi yapmak zorundaydı öyle değil mi? Ne dersem diyeyim, yerine getirecekti. Onu, o kadınların arasına sokmak gibi bir görevim yoktu. Her ne kadar ona karşı bir sempati beslemesem de onunla ilgili araştırmalar yaptığım dönemde bir şekilde bir bağ kurmuş olmalıydım. Ona, benden başkasının dokunması fikrine asla gelemiyordum. Herhangi birinin... Herhangi bir noktasına dokunduğunu düşünmek bile istemiyordum...
Ama onu bu gece sıradan bir garson olarak kullanabilirdim. Aşağılanmış, örselenmiş hissederdi. Tam da böyle yapacaktım. Cebimden telefonumu çıkarttım ve büyük bir zevkle ona mesaj yazmaya başladım.
Dans için haftanın belli bir günün seçmiştim ama ona benim için sadece dans edeceği konusunda bir teminat vermemiştim. Babasının bana olan borcu epey yüklüydü...
Parmaklarım tuşlara bastı ve isteklerimi net bir şekilde tamamlayarak mesajı gönderdim. İçeriye girdim, telefonumdan adamlarımdan birini aradım. İlk çalmada açtı telefonu;
"Buyurun Demir Bey!"
"Akşam için bir fazla garson üniforması hazırlayın. En küçük beden olacak şekilde ayarla ayrıca kuru temizlemeye götürdükten sonra da bana getir. Gecenin ilerleyen saatlerinde de Eftalya Hanım'ı almaya gideceksin."
"Emredersiniz efendim!"
"Kuralları biliyorsun."
"Evet efendim, onunla gereksiz sohbet etmeyeceğim, göz teması kurmayacağım ve ona asla dokunmayacağım."
"Güzel..."
Telefonu kapattıktan sonra fincanı kahvaltı masasının üzerine bırakıp üst kattaki odama doğru merdivenleri çıktım. Odamın önüne geldiğimde, Eftalya için hazırlanan odanın kapısına gözüm kaydı. Kapıyı hiç tereddüt etmeden açtım. Giydiği bornozu yıkamamışlardı, bu yüzden teninin kokusu bornoza oradan da tüm odaya yayılmıştı. Yüz kaslarımın gevşediğini fark ettiğimde tadım kaçtı. Kaşlarımı çatarak kendi odama hızla girip kendimi duşa attım. Gece için hazırlanmalıydım, eğleneceğimden hiç şüphem yoktu...