|MİNİ ETEK|

1177 Words
EFTALYA Ali ile tartışmamızın sonucu benim beklemediğim bir şekilde tepkisiz sonuçlandı. Evliliği erkene almak konusundaki ısrarının altında benim onu kör kütük sevmediğimi bilmesi yatıyordu ancak bu sabah bana hiç mesaj atmaması garip bir şekild içime serin sular serpti. Odanın kapısı sabah erken saatlerde tıklatılınca bunun babam olduğunu düşündüm ve sıkıntıyla iç çektim. Başımı hiç düşünmeyeceğim, tahmin bile edemeyeceğim bir belaya soktuğu için boğazına yapışmam gerekirken bunu yapamamak içimdeki öfkeyi iki ucu kızgın bir demire dönüştürüyordu. Hiçbir yerden tutamıyordum. Kapım birden, benim gelmesi için müsade etmemi beklemeden, açılınca hızla bakışlarımı o yöne çevirdim. İçeriye girenin Alara olduğunu görünce elimle yüzümü sıvazladım, "Sana evin anahtarını hiçbir zaman vermemeliydim. Beni her seferinde pişman ediyorsun." diyerek sızlandım. "Ben de sana evcil hayvan takip cihazı takmadığım için çok pişmanım ve her uzun zaman cevap vermediğind buna pişman oluyorum. Aklını kaçırmış gibi davrandığını söylememe izin verirsen daha ağır bile konuşabilirim." "Beni rahat bırakmayı denesene! Ayrıca paranoyak gibi davranan sensin, sadece bir gece boyunc mesajların cevap vermedim." "Evet!" dedi ve kapıyı kapatıp tam önümde canımı alacakmış gibi dikilmeye başladı. Gözlerinin içine bakarak yatağımd bıkkın bir şekilde doğruldum. En azından, yaşadıklarımı sindirebilecek kadar bir zaman tanınmasını dilerdim hayattan ama bu pek mümkün gibi gözükmüyordu. "Bu kadar vurdumduymaz olmandan nefret ediyorum ama arada bir bu dönemine giriyorsun ve gerçekten çok öfkeleniyorum! Eftalya, neler oluyor? Konu Ali mi? Canını mı sıkıyor?" Göz devirerek sorusunu geçiştirmeyi denedim ama umursamadan yüzüme daha çok yaklaştı. "Eğer sabah sabah ağzımdaki kokuyu çekmek istemiyorsan burnumun dibinden suratını çekmen gerekiyor!" "Siktir oradan! Sen dilini bile temizliyorsun, her zaman diş kontrolüne gidiyorsun. Senin ağzın değil bokun bile kokmaz! Şimdi öt!" "Sen küfür mü ettin?" dedim şaşkınlıkla. "Eftalya!" diyerek sesini yükselttiğinde daha çok doğruldum ve onun yatakla arasındaki boşlukta doğrularak ayağa kalkıo banyoya doğru yöneldim. Tam bir sınır ihlalcisi gibi peşimden gelmeye devam etti. Klozete oturup tuvaletimi yapmaya başladığımda gide diye düşünmüştüm ama ne banyodan çıkmak gibi bir girişimi vardı ne de herhangi bir rahatsızlık duyuyordu. "Gerçekten... Biraz olsun rahat bırakama mısın?" "Neler olduğunu anlattığın an seni rahat bırakacağım." "Neler olduğunu anlatsam koşarak polise gidersin Alara, bunu net bi şekilde biliyorum." Normalde asla böyle bir info vermezdim ona ama beni gafil avlamıştı. Uyku sersemliğim üzerimdeyken yüzün baktım tepkisini görmek için. Kaşları çatılmış vaziyette bana bakarken ona şimdi bunu nasıl açaıklayacağımı düşünüyordum. Bir yandan da bilmesinin bana bir yararı var mı yoksa ona bir zararı dokunur mu diye düşünmeye başladım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra yanından geçerek odanın içine geri döndüm. Kendime birkaç kıyafeti rastgele seçtim. Pijamalarımdan kurtulmam gerekiyordu. "Sen... Eftalya sen nasıl bir işin içine bulaştın?!" "Tam bulaşmış sayılmam. En azından bunu kendi irademle yapmadım." Pes etmiştim. Bu sırrı tek başıma taşıyamazdım özellikle de Ali benden şüphelenmişken arkamı toplayacak ve benimle işbirliği yapacak biri gerekiyordu. Bu kişi de Alara'dan başkası olamazdı. Ondan başkasına güvenemezdim. "Anlatacak mısın yoks polisi arayıp seni sorguya çekmeleri için zorlamamı ister misin?" Tam ağzımı açacakken telefonum çaldı. Bunun olmasını beklemiyordum ama benden önce telefona koşan kişi Alara oldu. Yatağın üzerinden telefonu eline aldığınd üzerinde yazan kişi ismiyle gözleri büyüdü ve bir bana bir de telefonun ekranına baktı. Demir Ademoğlu... "Eftalya! Bu adam seni neden arıyor?! Ne haltla dönüyor bana hemen anlatacaksın! Hemen!" Telefonu, elinden aldım ve açmak istedim ama bana engel olmaya çalıştı. En sonunda, beni engellediği için sinirlenerek ona bağırdım; "Sana her şeyi anlatmamı istiyorsan bırak da şu aptal aramaya cevap vereyim! Lütfen Alara! Lütfen!" Telefonu serbest bıraktığında aramanın kendi kendine sonlanmasına oldukça az bir zaman vardı büyük bir ihtimalle. Telefonu açarak kulağıma götürdüm. Alara, bana eliyle işaretler ederek aramayı hoparlöre almam gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. Pes ettim ve aramayı hoparlöre aldım. "Telefonu bir daha bu kada geç açma. Senin için telefonun başınd beklemek istemiyorum. Dans etmediğin sürece o kadar vaktime değmezsin." Derin bir nefes aldım, Alara'nın yüzüne baktım ama tepkilerini aramanın sonuna saklıyormuş gibi pür dikkat bizi dinliyordu. "Lavabodaydım, ancak yetişebildim." "Her neyse. Gereksiz bilgilerini dinlemek istemiyorum." "Beni zorbalamak için aradıysan yanlış gün." "Benim yanlış bir günüm yok Eftelya. Benim eğer canım istiyorsa doğru an ve doğru zamandır. Sana ek iş buldum, bunu söylemek için aradım. Babanın borcunu sadece dans ederek ödeyebileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun." Dudaklarım bir an titredi. Demir Ademoğlu'nun ek iş olarak bahsettiği iş her şey olabilirdi. Adam öldürmek, bir cinayetten sonra ev temizlemek... Her şey! Her şey olabilirdi! En iyi seçeneceği aklımda canlandırmaya özen gösterdim. Belki de masumane bir ev temizliği isteyecekti. "Ek iş mi? Sadece dans edeceğim konusunda anlaştığımızı sanıyordum." "Ben hatırlamıyorum. Sadece haftanın belli bir günü benim için dans edeceksin dedim. Bundan ibaret olduğunu söylemedim. Açıklama isteyecek bir konumda da değilsin. Bu gece Vespera'da bir davet olacak. Sana birini göndereceğim. Garson olarak gelecek ve tüm gece çalışacaksın. Kendi arabanla gelmeni istemiyorum, seni aldaracağım. Saat 20.00 da evden alınacaksın hazır ol. Geç kalan insanlardan haz etmem." "Garsonluk mu?" "Aptal mısın Eftalya?! İkiletme beni! Birazdan biri gelip sana kıyafetini getirecek. Evine girmemesini söyledim. Kulağın sağır değilse basılan kornayı duyarsın. Öyle değil mi?" Bunu söylemesinin ardından aşağıdan bir korna sesi evin içinde yankılandı. Alara, cama doğru giderek pencereden evin aşağısına baktı. "Geldi." dedim sadece telefona ve Demir bana cevap verme zahmetine bile girmeden telefonu kapattı. Alara'ya hiçbir şey demeden aşağı kata doğru indim. Peşimden gelmedi. Telefonu elimden bıraktığım gibi, içimdeki her türlü duyguya rağmen adeta bir robot gibi hareket ettim. Merdivenlerden aşağı indim, kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Sokakta, siyah, lüks bir arabanın camından sarkan kolun ucunda, siyah bir giysi kılıfı tutuluyordu. Yaklaştım, cam sessizce aşağı indi ama içerideki şoför tipini göremedim. Kılıfı bana uzattı, hiçbir şey söylemeden. Ben de aynı sessizlikle aldım. Araba, ben daha kapıyı kapatamadan hızla uzaklaştı, lastiklerinin çıkardığı hafif bir sesle. Bıkkınlıkla, belki de biraz da uyuşuklukla içeri girdim, kapıyı kapattım ve odama çıktım. Alara tam da tahmin ettiğim gibi, kolları göğsünde sıkı sıkıya bağlanmış, kaşları çatılmış ve yüzünde endişeyle öfkenin karıştığı bir ifadeyle beni bekliyordu. Hiçbir şey söylemeden yatağa doğru ilerledim ve siyah kılıfı yatağın üzerine bıraktım. Fermuarı çekmemle birlikte Alara'nın iç çekişi odada yankılandı. İçinden çıkan, Demir Ademoğlu'nun 'garsonluk' dediği kıyafet, tam anlamıyla bir provokasyon, bir aşağılama sembolüydü. Kıyafet, koyu, neredeyse gece gibi lacivert bir kadifeden yapılmıştı. Üst kısmı, vücudu saran ve omuzlardan ince, zarif bir tokayla tutturulan bir yelek gibiydi. Göğüs kısmı son derece dar kesimliydi ve dekoltesi alabildiğine derin, sınırları zorluyordu. Yeleğin hemen altından, beli iyice incelterek vurgulayan, aynı kumaştan yapılmış, şaşırtıcı derecede kısa bir mini etek başlıyordu. Eteğin boyu, hareket ettiğim her an için bir meydan okumaydı adeta. Önü, hafifçe daha kısaydı, dizlerimin üst kısmını tamamen açıkta bırakırken, arkası belki bir-iki santim daha uzundu. Tüm kıyafet, vücut hatlarımı acımasızca ortaya seren bir silüet oluşturuyordu. Tamamlayıcısı olarak, ince, siyah, naylondan yapılma zarif bir fiyonk kayış ve onunla uyumlu, aynı derecede 'resmi' duran mini bir papyon vardı. Bu, bir garson kıyafeti değil, erkeğin bakışlarına sunulmak üzere tasarlanmış, kasıtlı bir kıyafetti. Alara, bir an sessiz kaldı, sonra öfkeyle patladı: "Garsonluk mu?Buna mı garsonluk diyor o herif? Eftalya, bu... bu bir uniforma değil, bu bir kostüm!" "Sikeyim!" diyerek küfrettim ve yatağın ucuna oturarak kafamı ellerimin arasına aldım. Alara, bu sefer dah şefkatli bir şekilde yanıma oturdu ve daha yumuşak bir sesle sordu, "Nele oluyor Eftalya? Demir Ademoğlu, senden ne istiyor?" Cevap basitti ama artık emin olmadığım şey, Demir Ademoğlu'nun benden tam olarak ne istediğiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD