Yorulmayı seviyorum. Bu bende tatminsiz bir duygu aslında. Yoruldukça ve daha fazla şeye dokundukça yaşam benim için daha anlamlı oluyor. Tabi bunda mesleğimin de etkisi büyük. Psikiyatr olmaya babam sayesinde karar verdim aslında. Çocuk yaştaydım onda bazı şeylerin normal dışı olduğunu fark ettiğimde. Neden bir insan istisnasız her gün bir kalıp kek yaptırıp hepimizi de etrafına dizip yer ki ya da neden her gün sofrada yaprak sarma ve içli köfte olur.. Bunları çocuk aklım pek anlamıyordu ama sadece farkındaydım babamın bu üç yemekle başka bir bağı vardı. Sanırım 14 yaşında falandım, babamın dedemin odasında konuşmasını duyduğumda..
"Acısı hala geçmedi mi oğlum" dedi dedem ağlayarak. Babama her zaman hüzünle bakar bu arada o zamanlar bunun sebebini de bilmiyorum tabi çünkü babam bize her zaman sevgiyle ya da merhametle bakar.
"Geçmiyor be baba ama artık eskisi kadar acıtmıyor" dedi babam. Ben o zaman anladım babamın sandığımdan daha da büyük bir derdi vardı ve o zaman araştırmaya başladım psikolojiyi. İçine girdikçe de içinden çıkamaz oldum. İnsan zihni bir derya. İçine girdikçe daha derine kulaç atmak istiyor insan. Bir de çocukluğumdan itibaren sakin bir çocuktum ben, gözlemlemeyi çok sevdim. Sinirlenmekten hiç hazzetmedim çünkü bizim etrafımızda bir tek benim kardeşim Kenan Kurt sinirlenirdi. Her şeye bağırır, hemen kızar, hatta küserdi. Bu arada üçüzlerim var. Vakti geldiğinde onlardan da bahsederim. Filozof diye dalga geçiyordu benimle çocukken. Yaşımdan büyük laflar ediyormuşum.. Gerçekliği tartışılır belki ama ben doğarken mesleğimi seçip doğmuşum sanki.
Bir psikiyatr olarak en sevdiğim kısım ise insanların yalan söylemesi.. Yalan söylemek mükemmel bir konfor alanıdır. İstediğin kişi olabilirsin, istediğin hayatı yaşadığının sanılmasını sağlayabilirsin ve daha da cezbedici yanı bir sınırı yok. Sen ne kadar uzatmak, ne kadar büyütmek istersen o kadar devam eder. Ben ise insanların kendine yarattığı bu dünyayı bir toplu iğne darbesine mahkûm etmeyi seviyorum. Çünkü üniversite eğitimim haricinde birçok eğitim daha aldım ve jest okuma, mimik tanıma, mikro ifade, beden dili gibi birçok konuda da eğitim verebilecek kadar iyiyim. Bir uzmanla konuşan her ileri seviye zihin yorgunu önce yalan söyleyerek başlar konuşmasına. Öyle kendinden emindir ki önce o inanmıştır anlatacağı şeye. Aslında ile başlayan ve dolu dünya cümle barındıran ütopya.. Hepsini sadece dinlerim, ta ki konuşma bitip de birini daha kandırdım tatminini karşımdaki yaşayana kadar. Sonrası tek cümleyle onlar da anlar ben o sandıkları herhangi doktordan biri değilim..
"Buraya kadar tamam.. Şimdi Bay Pi'desin. Sor bakalım kendine, kendinle tanışmaya hazır mısın?"
O gözlere yerleşen dehşet hâli, ardından gelen asılan yüz her defasında gülme isteği uyandırır bende ama dedim ya ben işimde iyiyim, gülmem...
Hakkımda birçok kişi çok az şey bilir annem, babam, kardeşlerim de dahil. Ben anlatmak istediğim kadarını anlatırım çünkü. İç dünyam biraz karışık ama en baştan anlatıp da kimseyi korkutmak istemem. Biraz gizem seviyorum sanırım.
Siz de seveceksiniz, söz veriyorum.
Bugün ise 5 yıllık meslek hayatımda rast gelmediğim bir durumla karşı karşıyayım. İtiraf ediyorum çok uzun zaman sonra ilk defa şok oldum, bocaladım ve utandığımı hissettim. Halbuki insanlar hakkımda ne düşünüyor umurumda bile olmaz. Megoloman değilim yanlış anlaşılmasın sadece insanların konu başkası olduğunda istedikleri her şeyi söyleme hakları olduğunu sanmaları benim de onları umursamamamı sağlıyor. Basit bir denklem yani.
Biraz değişik bir hastam var, kapalı alanda kalma fobisi var ama ayy çok korkuyorum çıkarın beniii durumu değil, adam bildiğiniz nefes alamıyor kapalı alana girdiğinde. Evinin terasına bir çadır kurmuş yaz kış orada kalıyor. Üç beş tane doktor gezmiş hatta ben de üç harfliler mi var bir bakın diye hocalara gitmiş ama nafile sonuç yok. Kıramayacağım bir tanıdığım rica edince ben de kalktım adamın evine gittim. Uzun bir seans yaptık çok zor bir vaka değil ama biraz uğraş istiyor, elbet hallederiz.
Adamın yanından çıkınca bir şeyler içmek için bir kafeye gittim ama baktım telefonumun şarjı bitmiş ve kapanmış, powerbank var ama arabada, aksilik geldi mi üst üste gelir ya malum saatimi de sabah takmayı unutmuşum. Bir sonraki görüşmeye ne kadar vaktim var bilmediğimden kafeden girince girişte yalnız oturan bir hanıma yaklaştım.
"Afedersiniz, saat kaç acaba?"
Kadın kafasını kaldırıp baktı bana sonra birden bağırmaya başladı.
"Ne ahlaksız herifsin be sen, utanmıyor musun bir genç kıza bu gece beraber olabilir miyiz demeye? Para sorun değil ne demek hadsiz! Senin kardeşin yok mu. Pislik!"
Adına şok olmak deyin, dumur olmak deyin, amiyane tabirle mala bağlamak deyin öylece kaldım. Kafedeki birçok kişi çatılı kaşlarıyla bakıyor bana ama nasıl desem iri bir adamım. 2 metreden uzun boyum ve buna orantılı vücudumla çok da yanına yaklaşılabilir bir adam değilim açıkçası ama özellikle erkekler yine de temkinli. Kıza bakıp gülümsedim sadece ve boş bir masaya oturdum. Bir kahve söyledim o arada garsondan saati öğrendim, daha 1 saatim olduğu için kahvemin tadını çıkarmaya başladım ancak çok geçmeden az evvel benim alıma al moruma mor ekleyen hanım geldi masaya.
"Merhaba."
Kafamı çevirip baktım ama cevap vermedim. O devam etti.
"Az evvelki davranışım için özür dilerim. Ben gazeteciyim de insanların atılan iftira karşısında nasıl tepki verdiklerini gözlemliyorum bu konuyla alakalı bir araştırmam var da.. Katkı sağladığınız için teşekkür ederim."
Kadının yüzüne lafı bitene kadar bakmadım ama o an küçük bir dersi hak etmişti. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım ve bağırmaya başladım.
"Neee bir gecelik beraberlik için 500 dolar mı. Çıldırdın mı sen be, altından mı yapıldı seninki. Para sorun değil demiştin diyor bir de utanmaz!!!"
O an kadın az evvel benim girdiğim şoka girdi. Gözleri kocaman oldu birden, yüzü bembeyaz kesildi. Etraftakiler ona bakmaya başladı, kadın utançtan ne yapacağını bilemedi. Usulca yaklaştım buna.
"Kusura bakma ben psikiyatrım da insanların ani suçlamalar karşısında nasıl tepki vereceklerini hep merak etmişimdir. Deneme fırsatı verdiğin için sağ ol.."
Kızın ağzından tek kelime çıkmadı, dondu kaldı muhtemelen ama ben kalktım masadan, hesabı ödeyip çıktım. İstedikleri her yerde, istedikleri herkese, istedikleri her şeyi yapabileceğini sanan insanlar aynıyla karşılık bulabilmeli bence ve ben bunun için biçilmiş kaftanım. Biraz kısasa kısasta hayat vardır zihniyeti taşıyorum.. Yüzüme bir gülümseme yerleşti ve yol boyunca devam etti bu hâl. Uzun sayılmayacak bir yolculuktan sonra malum adrese ulaştım.
Az evvel o gülen adam nerde?
Binadan içeri girdim. Paravanın arkasında beni beklediğini bildiğim 7 yüz.. Onlar beni asla görmedi... Onlar beni asla görmeyecek! Ben şimdi bir infaz emri, bir yeniden doğuş emri vereceğim ve onlar sadece uygulayacak. Çünkü onlar şah ama ben kralım..
Ben Ali Pars Yiğiter.. Namı diğer Bay Pi. Emin ol kendinle ilk defa bu kadar açık konuşacaksın..
Sen.. Kendinle tanışmaya hazır mısın?