Davetsiz Misafir!

2124 Words
Pars Denge ilginç bir olgudur. Bir kere yörüngesinden çıkarsa kolay kolay toparlayamayabilirsiniz. Ben denge kurucu olduğumda 20 yaşımdaydım. Üniversite 2. sınıf öğrencisiydim ama kimsenin bilmediği, Mehmet amca yani Mehmet Vardar sayesinde 14 yaşımdan bu yana içli dışlı olmadığım mafya babasının kalmamasıydı. Analiz benim işim artık biliyorsunuz. Buna neden denge de dahil olmasın ki diyerek kendi krallığımı kurmaya karar verdiğimde henüz gençtim ama o yaşımda kurduğum düzen sayesinde bugün bile her şey nizami, her şey olması gerektiği gibi. Tabi bunca yıllık tecrübe beraberinde muazzam kazanımlar getirdi. Mesela ben ayrık otlarını hemen fark ederim, Allah vergisi bir hafızam var ki gördüğüm yüz ya da duyduğum şeyi pek kolay unutmam. Zaten beni bu piyasada sağlam yapan da bu hafızam. Kendi içimizde bambaşka bir düzenimiz var ara ara elbet bahsederim ama genel anlamda merkez Bay Pi ve onun etrafında 7 şah. Obsidyen Meclisi. Bu 7 şahı seçmek işin en zor kısmı. Bunu hak etmeleri hiç ama hiç kolay değil ve bu 7 kişi en başından bu yana aynı, hiç değişmedi. Değişmesi gerekirse yani ölüm veya ihanet durumunda yeni gelecek kişinin belirlenme prosedürleri de hazır elbette. Bugüne kadar ihtiyaç olmadı neyseki. Daha birçok detay var elbette ama yavaş yavaş anlatırız. Her şeyin vakti var. Şimdi gelelim bugünün gündemine. Yılda bir kez yaptığım bir davet var. Daveti veren bilinmez ve en kritik detay bu davete sadece davetliler katılabilir. Kimlerin davet edileceğini 7 şahımdan aldığım geri bildirimle ben belirlerim. İçlerinde doktor da var mühendis de çiftçi de var iş adamı da.. Birçok meslek grubundan birçok kişi ve herkese gelmeden önce detaylar kendilerine özel gönderilen bir mektupla bildirilir. Ardından kafalarındaki soru işaretini giderebilmek için onlara en yakın şahın görevlendirdiği kişi ile görüşmeleri sağlanır. Yani demem o ki bu ciddi bir süreçtir. O kişilerin özellikle kendi alanları ile ilgili sorunları, önerileri ya da şikayetleri dinlenir ve bir yıllık planı o sorunları konu başlığı yaparak şahlarım arasında pay ederim. Hepsi görevlerinin yanında ilgileneceği konuyu bilir. Bunun bu yıl İstanbul'da yapılmasını istedim. 7 şahım da İstanbul'a geldi ama hepsinin yüzünde maske var ve onlar kendilerine ayrılmış odalardan sadece görüntülü olarak katılabilirler toplantıya. Bu bir nevi bir güvenlik önlemi. Onların birbirini tanımaması şart. Yalnız bu defa bir fark var. Bu defa davetiye gönderilen kişiler haricinde listede bir isim daha olduğu söylendi. Derin bir araştırma yapılmasını istedim ama gizli bir IP'den kaydı yapılmış belli ki yapan kişi işinde çok iyi ben de en iyilerle çalışmama rağmen IP adresine ulaşamadılar. Elimizde sadece bir isim var. Angelina Jeyford.. Kim, neci, neye benzer, amacı nedir bilmiyorum. Yine de güvenliğinden garsonuna kadar herkese o kişinin de kabul edilmesi bilgisini verdim. Neye benzediğini bilmiyorum sadece kırmızı bir wolsvogen araç markasıyla katılacağını öğrendim. Bu ilginç işte. Birisi benim kimsenin bilmesine imkan olmayan davetimi öğreniyor, yetmiyor içeri girebilme cesareti gösteriyor. Tanımaya değerdi doğrusu. Normalde davette numara sistemi yok, görüşmeler davetli listesindeki isim sırasına göre yapılır ama bu sene farklılık yapmak istedim numara verdim herkese. Bu hanıma da 25 numarayı verdim yani en son.. Görüşmeye başladıktan 2 saat sonra kulaklığıma bir bilgi düştü. "Efendim Bayan Jeyford ayrılmak istediğini bildirdi, talebi reddedildi." Dudaklarım kıvrıldı nihayet nereye düştüğünü anladı demek ki. Bir de ses kayıt cihazı getirmiş üzerinde, termal kameralarla tüm davetliler taranıyor halbuki, yanlarında telefon dahil hiçbir şey getiremezler. O gece giyecekleri kıyafetten ayakkabıya kadar bizim tarafımızdan ulaştırılır. Tedbir şart. Saatler süren görüşmelerden sonra herkesin taleplerini aldık saat artık gece 02:00. Güvenlikten ara ara bilgi alıyorum bu hanımla ilgili. Tavırları saatler ilerledikçe anormalleşmeye başlamış. Bardakla konuşmuş bir ara, sonra garsona bir müzik falan açın la sıkıldık demiş.. Türkçe olarak.. Sonra İngilizce olarak yiyecek bir şeyler yok mu demiş, Türkçe eklemiş midem kazındı diye. Şimdi dünyanın dört bir yanından davetliler var benim çalışmalarım globaldir. Bir ülkeyi ya da bir şahsı baz almaz. Dünyanın geneline hitap eden sorunlara çözümler üretmek için varız ve bu sürede bu davetler çok işimize yaradı. Ancak gelin görün ki bir çıkıntı var ve yine Allah'ın işine bakın ki Türk. Yani stres anında direkt Türkçe konuşmaya başladığı için ben öyle olduğunu var sayıyorum. Her yerde mi belli etmek zorundayız kendimizi gerçekten bilmiyorum. Kadının her yeni talebinde bana bildiriyorlar ve ısrarla taleplerinin reddedilmesini söylüyorum. Bayağı eğlenceli bir hâl almaya başladı bu iş. Saatler 04.00'ü gösterdiğinde herkesin görüşmesi bitti ve gelenler güvenli bir şekilde uzaklaştırıldı, ayrıca 7 başlı yılan üyelerine yani şahlarıma da bilgi verdim onlar da gitti. Bir tek bu hanımefendi kaldı, içeriyi çeken kamerayı açtım ne yaptığını görmek için. İçeride kimsenin kalmamasını fırsat bilmiş olmalı ki sağı solu taramaya başladı.. O kadar amatör ki bu yaptığı eğer ona birinin kazık atması değilse düpe düz cahil cesareti. Bilmiyor burası yılan adası! Biraz daha yaklaştırdım görüntüleri izlemeye başladım. Sürekli konuşuyor, bunun iki sebebi olabilir. Ya aşırı strese bağlı olarak anksiyete krizi tuttu ve sürekli konuşarak kendine güvende olduğunu göstermeye çalışıyor ya da dissosiyatif yani kişilik bozukluğu var. Hırçın, yanına gelen her garson ya da korumaya tehdit savuruyor şuan. En son söylediği cümleyi söylüyorum. "Bakın benim yer altı dünyasında şu herkesin çok yakından tanıdığı ve kim yardım istese koşa koşa yardım eden adam var ya hah onun yeğeniyim" dedi. Sanırım şimdilerde Dubai'de olan sosyal medyada videolar paylaşan kişiden bahsediyor. O kadar komik ki hali, korku iyice kendini belli etmiş olmalı ki saldırmaya başladı. Ardından nispeten sakinleşti duvar dibine çöktü ve uyumaya başladı.. Gerçekten bir deli mi yoksa cahil mi şaşkınım... Korumalardan birine kadını gönderin mesajı verdim. Tekrar maskemi takıp oturdum. Birkaç dakika sonra girdi içeri. Bir hayli uzun boylu, yüzünde kırmızı dantel bir maske var yüzünün yarısı kapalı sadece gözleri görünüyor belirgin bir mavisi var. "Hoş geldiniz." "Sikecem ha" dedi mırıldanır gibi ardından İngilizce devam etti. "Teşekkür ederim." "Buyurun oturun." "Yeni mi aklınıza geldi godoş" dedi yüzünde gülümsemeyle oturdu. Maskenin arkasından sırıtıyorum kendime mani olamayarak. "İsminiz?" "Mahmut amına koduğum" dedi yine mırıldanır gibi ardından devam etti. "Angelina Jeyford." "Bayan Jeyford bu güzel günde varlığınızla bizi mutlu ettiğiniz için teşekkür ederiz." "Mal mal konuşuyor abi bu" dedi. Nerdeyse fısıltı gibi söylüyor tüm bunları dudak okumayı bilmesem anlamam imkansız. "Ben kiminle konuşuyorum?" Ah acemiyim diye bu kadar bağırırsan korkarım gecenin sonunda seni Özel Odada misafir etmek zorunda kalacağım.. O zaman benim şovum başlasın. "Size gönderdiğimiz davetiyede bu bilgi yer alıyordu." Gözleri büyüdü yeniden bir küfür savurdu. "Iıı evet evet tabi. Ben unutmuşum 82 saattir bekliyorum ya.." Kahkaha atmama ramak kaldı, davetsiz olduğu bir toplantıya geliyor bir de posta koyuyor. Sanırım iyi günümdeyim hâlâ hayatta olduğuna göre. "Peki. Sizi bu davete getiren sebep nedir?. Ne paylaşmak istersiniz benimle?" "Sıçtın kızım. Ne diyecen herifçioğluna" dedi kafasını yere eğerek. Sonra kaldırdı kafasını ve ne kadar kendimi kontrol etsem de sesli gülmeme mani olamadığım şeyi söyledi. "Fok balıkları." Ben gülünce ciddileşti birden, kendi halini görsen yerlere yatmıştın bayan Jeyford. "Fok balıkları?" "Evet." "Fok balıkları birincil gündemimiz merak etmeyin. Onlarla yakından ilgileniyoruz." "Ne çeşit bir ilgilenme?" "İşte yılın belli aylarında toplu olarak öldürüp etleriyle ziyafet veriyoruz böylece kutsanıyoruz. Aynı şeyden bahsetmiyor musunuz?" Gözleri kocaman oldu sonra başladı sesli bir şekilde saydırmaya. "Sizin amınıza koyim ben, it oğlu itler. Sizi o fok balıklarının bıyıklarıyla boğmazsam görürsünüz." Bla. Bla. Bla.. Daha o kadar çok laf saydı ki sessizce dinledim. Artık karşımdakinin Türk olduğuna eminim. Sonra boğazını temizledi. "Iıı tabi tabi.. O zaman ben gideyim." Şuan öfkeden paçalarından bile lav akıyor hissediyorum. Biraz üzerine gitmekten zarar gelmez değil mi.. "Ayinimize katılmadan gidemezsiniz biliyorsunuz." "Hiii dinima imanıma kurban edecekler beni de kanımı içecekler." dedi kahkaha atıyorum ama sesim çıkmasın diye verdiğim mücadeleyle nobeli hak ettim bence. "Ayin hakkında bilgim yoktu.." "Soyunun lütfen." "Af buyur" dedi Türkçe olarak. "Soyunmanız lazım vücudunuzun birkaç yerine kesik atacağınız akan kanla arka bahçedeki çiçekleri sulayacağız böylece insanlığın arınmasına vesile olacağız." "Hele koduğuma bak. Şeytan diyor s****i kes kestiğin parçayı köpeklere ver doysun akan kanla da bu herifi boğ!" "Anlamıyorum sizi." "Ben ayine katılmak istemiyorum." "Üzgünüm mecburi." "Zorla mı?" "Biz zorla bir şey yapmayız ama isterseniz kıyafetinizi çıkarmanıza yardımcı olabilirim." "30 bin verdim lan ben buna, kiralık kiralık. Bir yerine bir şey olursa biçerim seni!" "Nasıl?" Birden kalktı ayağa arka arka yürüyerek dış kapıya gitti. "Ya lütfen kusura bakmayın benim eve gitmem lazım, orangutanım hastalanmış da." dedi ve fırladı kapıdan. Hemen talimat verdim. "Bırakın gitsin." Muhtemelen kimseye takılmadan gitti ama ses kayıt cihazını düşürdü.. Sanki onunla bir şey yapabilecekmiş gibi.. Sen meraklı küçük bir faresin ve ben de bir dolu peynir gemisi olan o adam.. Yine geleceksin... 👑 Asya Anam bacım vallaha billaha beni iğneli fıçılara atın, atın ulan beni denizlere. Ben nasıl bir malmışım, nasıl bir aptalmışım beeeen. Anam benim başımı nerelere vurayım. Saatlerdir ortada dolanıp duruyorum. İçeri giren geri çıkmıyor. Lan giren herkesi kıtır kıtır kesmesin bunlar. Anam valla billa beni keserlerse çok kötü olur. Ben bu güzellikle ülkenin yakışıklı ve güzel nesiller yetiştirmesinin anahtarlarından biri olabilirdim.. Valla çok yazık ederler bana.. Gavurlar bir de bir sandalye koymamışlar masada ayakta dinelip duruyom saatlerdir. Ayaklarımda zıkkımın dibi topukluluklar var zaten. Bir de en sona kaldım. Bir iki sefer daha gitmek için hamle yaptım sonuncu da dedem doğuruyormuş acil gitmem lazım dedim ama koruma göndermedi. Ulan vicdan merhamet bitmiş. Dedem o yaşında adam doğuruyor bunların bana yaptıklarına bak, inşallah sen de yaşlanınca aynı muameleyi yaşarsın. Bir süre daha edebimle oturdum sonra ama anam ben hiperaktif bir kadınım, duramam yerimde fizirdek gibi bir sağa yuvarlanırım bir sola. Baktım böyle olmayacak önce ayağımdaki zımbırtıları çıkardım. Lan bunlara 15 bin verdim acaba bu ayakkabıları okutabilir miyim? Neyse zarar vermeyim de satabilirsem satar yerine bir çeyrek altın alırım. Böyle böyle saatler geçti. Ne konuşuyonuz lan diye bir iki kez dalayım içeri dedim ama yok kapıdaki suratsız geçişe izin vermiyor. İçerideki kişi sayısı azaldıkça gelenlere salça olmaya başladım ama yeminli gibi hepsi de, bir laf alamadım ağızlarından. Ben de mecburen Cevriye'yle konuşmaya başladım, kendisini tanıyorsunuz benim baş düşmanım iç sesim. Akıl ver de çıkalım burdan diyorum, gelirken bana mı sordun diyor. Yelloz gelirken sormadıysam giderken soruyorum söyle işte. Benimle muhatap olmuyormuş hanımefendi. Ben çok meraklıyım sanki sana. Çirkef! Saatler geçtikçe iyice susadım mecburen masadaki bardakla duran suyu içtim. Bayılırım, organlarımı falan alırlarsa da elimden bir şey gelmez artık su iyi hoş da karnım acıktı benim iki tane havuç koymuşlar bardakların içine kemirdim ama yetmedi, birkaç tane püsküüt koyar insan bir çay koyar banar banar yerdim yok.. Birkaç da kuru yemiş vardı onları da gümlettim ama doymadım ben bir oturuşta 1 ekmek yiyen insanım bu ne böyle cücük kadar. Sonra içeri gidenlerin masalarına dadandım onların havuçlarını da kemirdim kuruyemişlerini de yedim baktım yetmiyor garsona yiyecek getirin dedim ama yokmuş. Böyle davet mi olur la. Anam bir gün yapıyor gelen davetlilerin ağzının yediği yetmez der gibi bir de burnundan sokmadığı kalıyor yaptığı 25 çeşit yemeği. Elin gavuru ne bilsin misafir ağırlamayı zaten. Garsonlar benim olduğum tarafa gelmemeye başladı bir zaman sonra. Ben de dayanamadım belli ki bu gece bu muhtişim vücuttum ayine kurban gidecek saldım. Oturdum yere ama altıma peçete serdim elbise kirlenmesin.. Ölsem bile belki kız elbiseyi kurtartabilir. Yere oturunca da biraz götüm acıdı yeniden garsona seslendim. "Şşş dayıoğlu." "Sorry" diyor bir de. O sorry deyince kahkaha atmaya başladım. Aklıma ne geldi dersiniz. "Ayem sori ne sori güzelim size noli düdüdüdüttürü bunlar malı götüriyi." Ben kahkaha atarken garsonun gözleri büyüdü, hiç deli görmedin mi la? "Hanımefendi iyi misiniz?" "Karnım kıyıldı bir ekmek arası peynir getir" dedim yeniden sorry dedi, herkes de gavurca konuşuyor. "Acıktım, yemek servisiniz yok mu?" dedim en son. Kibarlık deyince ben.. "Maalesef efendim." Ondan hayır gelmeyeceğini anlayınca kalktım tekrar biraz daha Cevriye'yle sohbet ettik aşırı matrak oluyor bazen bir fıkra anlattı dayanmadım yeniden kahkaha attım. Deli bu karı la. Saate baktım en son 3'tü. Gece 3 bu arada, adamlar beni salmıyor içeride 3-5 kişi kaldık ama onlar robot gibi ayakta duruyorlar saatlerdir ara ara kafalarını çevirip bana bakıyorlar sonra aynen devam. Ben daha fazla dayanamayınca sırtımı duvara yasladım uyumuşum. Ne kadar uyudum bilmiyorum geldi bir tanesi. "Bayan Jeyford Beyefendi sizi bekliyor." "Şükür babasının şarap çanağına tükürdüğüm." Kalktım ayağa üstümü başımı düzelttim girdim içeri. Karşımda büyük bir masa bir ucunda o bir ucunda ben oturdum bir yere kadar fena da idare etmedim, herif ürkütücü görünüyor yüzünde kocaman bir maske ve beyaz arada tısıl tısıl sesi geliyor. Bir ara kahkaha attı, ciddiyetsiz şey! Hiç sevmem laubali insanları ama bir nokta geldi ki la bu adam ne söyler. Soyun diyor bana, ırzıma mı geçecek lan bu benim, yoksa oramı buramı mı elleyecek tövbe bismillah. Dediğine bak kesikler atacakmış vücuduma da akan kaçla çiçek suluyacakmış yok ebenin amı! Arkadaşlar benim buradan kaçmam lazım ama nasıl.. Vallahi bunlar benim benzeri bulunmaz vucutumu ayinlerine meze yapacaklar. Baktım bununla aramızda mesafe çok ben biraz hızlı koşarım ayıptır söylemesi şimdi buradan bir fıyarsam tövbe yetişemez bana deyip döndüm arkamı. Nasıl koşuyorum nasıl koşuyorum Allah'tan ortalıkta ne koruma var ne garson, zıbardılar herhalde. Tabana kuvvet vosvosuma kadar koştum ama o arada zıkkımın dibi elbiseye bir bastım çotanak diye yerdeyim! Bir ağıt yakasım var ki sormayın ama yapamam! Kaçmam lazım hemen gelinciğime bindim. Plakasını her ihtimale karşı kapatmıştım. Bastım gaza eğer ben bugün de ölmediysem 100 yaşıma kadar yaşarım valla...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD