Bölüm 2

1785 Words
Eve nasıl döndüğümü bilmiyorum. Ayaklarımın altına uçma tozu serptiler sanki bir anda evin önünde buldum kendimi. Heyecanla eve koştum ve babamın odasına girdim. "Baba!" odada hızla göz gezdirdim babam yoktu. Endişeyle salona geçtim o anda tuvaletten çıktı. Rahat bir nefes aldım ve hızla sarıldım. Güvenli kolları bedenimi sararken yumuşak sesi "Prensesim beni özlemiş mi?" dedi. Gülümserken başımı salladım. Babam hafifçe geri çekildi ve gözlerime baktı. "Gözlerinde bir şey var." dediğinde yutkundum. Heyecanım düşünme yetimi almıştı ama şimdi net bir şekilde düşünebiliyordum. Babama söylesem gitmeme izin verir miydi? "Sana bir şey söylemem gerekiyor, gel." Elini tuttum ve koltuğa oturduk. Babam elimi güven verircesine tutarken beynimden binlerce senaryo geçiyordu. Ya bana inanmazsa? Ya bu notun sahte olduğunu düşünürse? Ya izin vermezse? Babamın parmağı çeneme dokunduğunda irkildim."Ne istiyorsan söyle. Sana kızmam imkansız biliyorsun." gergince gülümsedim ve derin bir nefes aldım. "Baba." gözlerine net bir şekilde baktım "Annem yaşıyor." bu dediğim onda şok etkisi yaratmamıştı ama irkildildiğine şahit oldum. Başını sertçe iki yana salladı ve dolan gözlerine rağmen sert sesi ile bana baktı "Avana, kim söyledi sana bunu?" yutkundum ve notu çıkardım. Babam hızla elimden aldı ve tıpkı benim gibi tekrar tekrar okudu. Gözleri dolarken sıkıca gözlerini yumdu ve ayağa kalktı. "Bu notu unut." dediğinde hışımla ayağa kalktım ve kolunu yakaladım. "Baba! Nasıl böyle bir şey söylersin? Annem yaşıyor olabilir! İkimizde tek bir gün bile annemin öldüğüne inanmadık, şimdi bir ihtimal olsa bile peşinden gitmemiz gerekmez mi? " dedim. Babam isteksizce bana döndü "O dans kulübü, tehlikeli bir yer." dedi. Gözlerimi kaçırmadan "Ben gidebilirim." dedim. Babam korku dolu gözleri ile öne atıldı ve sıkıca sarıldı. Eli saçlarıma denk gelirken, eliyle başımı omzuna yasladı. "Hayır! Öyle bir şey yapmayacaksın duydun mu beni? Eğer yaparsan seni asla, asla affetmem." dediğinde geri çekildim "Ama baba-" "Hayır, annen yok tamam mı? Benim için de çok zor ama devam etmek zorundayız. Onun için. Bu not hiçbir şey ifade etmiyor. Biri oyun oynamış olmalı." dedi ve bir saniye daha durmadan odaya girdi. Elimi yüzüme götürdüm ve yere çöktüm. Oda bir ihtimal olduğunu biliyordu ama inanmıştı gözlerinde görmüştüm. İstememesinin nedeni beni tehlikeye atmaktan korkmasıydı. Ama ben korkmuyordum. Binlerce kilitli kapı bile olsa hepsini tek tek açıp onu bulacaktım. Ayağa kalktım ve odama girdim. Kıyafetlerimi sırt çantasına doldurdum ve dolabıma sakladım. "Geliyorum anne." *** Akşam olduğunda babam odadan çıkmamıştı kızlar odasına girmiş ve üzgün bir suratla dışarı çıkmışlardı. Onlara sıkıca sarıldım ve "Birbirinize çok iyi bakın olur mu?" dedim. Ahana kıkırdadığında devam ettim "Babama da o size emanet. Sizi çok seviyorum." dedim ve tek tek yanaklarını öptüm. Çok uzun bir süre ayrı kalmayacaktım. Birkaç gün belkide. Bu olayı araştırıp hemen geri dönecektim. Aklımda ise tek soru ailemin ben yokken nasıl yemek yiyecekleriydi. Dans kulübünde para veriyor olmalıydılar. Gittiğim ilk gün para isteyip eve gönderecektim. Yataklarına yatırdım ve çok iyi bildiğim masalları okudum. Üzerlerini sıkıca örttüm ve saçlarına öpücükler kondurdum. Babamın odasına girmeye cesaretim yoktu. Kapısına yaslandım ve "Özür dilerim." dedim. Gözümden bir damla yaş akarken silmeden evden çıktım. Ve zifiri karanlıkta ilerledim. *** Arkama bakmadan koştum ve dakikalar boyu otobüsü bekledim. Sonunda geldiğinde hızla atladım ve boş koltuğa oturdum. Yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadım bile camdan dışarı bakıyor ve hızla atan kalbimin gümbürtüsünü dinliyordum. Çok iyi bildiğim arazi kirli camın önünde belirdiğinde, istemsizce dikleştim. Eskiden bu boş, çamurlu topraklarda lunapark vardı. Hindistan gibi bir yerde lunapark, hem çocuklar hemde yetişkinler için inanılmaz derecede muhteşemdi. İlk zamanlarda fazlaca alet yoktu ama fazla talep ile birlikte daha fazla oyuncak getirmişlerdi. Annem ile birlikte geceye kadar lunaparkın içinde kaybolurduk. Benimle bir çocuk gibi eğlenirdi. O zamanlar arkadaşım olmamasını hiç dert etmezdim. Çünkü annem vardı, arkadaşım vardı. O anlar yanımda benden yaşça büyük bir kadın değil, benimle aynı yaşta ve heyecana sahip olan bir kadın dururdu. Şimdi her şey kaybolmuş, toprak çamurlanmış ve üzerinde kargalar geziniyordu. Gözden kaybolduğunda bile gözlerimi çekmedim. Şimdi gördüğüm manzara gözlerimin önünde ki saniyede hızla geçen, boş topraklardan daha renkliydi. Sonunda araç durduğunda tam inecektim ki şoför bana seslendi "Şşt!" başımı çevirdim ve "Evet?" dedim. Şoför elinde ki sigarayı içine çekti ve dumanını üfledi ancak o zaman konuşmaya başladı "Buraya öyle her önüne gelen giremez biliyorsun değil mi?" dediğinde başımı salladım. "Elbette, bende bir Hintli'yim." dedim. adam yüzüme baktı ve şaşırmış bir halde bana odaklandı. Rahatsız olurken uzatmadan indim. Şuanda bastığım toprağın hemen ilerisi Malka'ydı. (Uydurma.) Malka Hindistan'ın en zenginlerinin yani İngilizlerin yaşadığı yerdi. Hintliler için bir nevi yasaktı. Parası olmayan ve soylu olmayan kimse buraya adım atamazdı. Tabii iş için gelenler dışında. Birkaç saatlik izin veriliyordu. İş görüşmesine gidiyor ve eğer Omzumu dikleştirdim ve küçük kulübenin camını tıklattım. İçeride ki adam gazeteyi bıraktı ve camı açtı. "Buyrun." "Ocean dans kulübüne geldim." dediğimde başını salladı ve telefondan birini aradı. Hızla konuşuyor ve ne dediğini anlamıyordum. Kapattı ve eliyle gidebilirsin işareti yaptı. Malka'ya girdiğim an içime çektiğim hava bile değişmişti. Temiz havayı ilk kez içime bu kadar çok çekiyordum. Dumanlı havalara öyle alışmıştım ki burada ki hava cennet gibiydi. Gece olmasına rağmen sokaklar canlı ve aydınlıktı. Lüks binalar sıra sıra dizilmiş, pencereden görünen restoranlar doluydu. Ve İngilizler. Şık takımlarının arasında sokakta dolaşıyor ve Hindistan'a özgü kumaşları satmak isteyen satıcıların önünde duruyorlardı. Ve Hint kadınları önlerinde toplanan kalabalığa geleneksel Hint dansları yapıyorlardı. Şaşkınlıkla etrafıma bakarken kendimi topladım ve sokaktan geçen birine sordum. Bana tarif ettiği yolu gittim ve Ocean dans okulunun önünde durdum. Burası bir dans okulundan daha fazlasını vaat ediyormuş gibi ışıl ışıldı. Renkli neon tabelalar ile kocaman harflerle OCEAN yazılmıştı. Annem ile buranın ne ilgisi olabilirdi? Annem Afrikalı bir kadındı. Afrika'da yaşadığı hayatı bir düşmüş gibi tekrar tekrar anlatırdı. Orada ailesi ile birlikte dans ettiği anlar öyle çoktu ki profesyonel bir dansçı bile o kadar dans etmezdi emindim. Ama yine de çok saçmaydı! Annem neden buraya gelmişti ki ve neden kendini ölü göstermişti. Herkes annemin öldüğünü kabullenmişti. Ben ve babam dışında. Bizi deli olarak görenler vardı ama umurumuzda olmazdı. Ben her zaman annemin kapıdan gireceğini umut ettim. Annemin ortadan kayboluşu ani ve gizemliydi. Bir gün eve dönmedi. Ve öylece kaldı. İlk aylar kapı kapı dolaştık, polisin kapısında yattık ama kimse yardım etmedi. Sanki birisi onu bulmamız engelliyordu belki de sadece fakir ve başka ırkdan biri olan kadını aramak için büyük bir şevk duymuyorlardı. Rüzgar bedenimi titretirken gözlerimi sıkıca yumdum ardından kapıdan girdim. İçerisi loş bir ışıkla aydınlatılmıştı. Hemen karşımda ki masada biri oturuyor ve önünde ki sıra olmuş kadınlarla konuşuyordu. Ellerim titrerken sakin kalmaya çalıştım ve sanki annemi görecekmiş gibi etrafıma dikkatlice baktım. "Sıraya geçsene tatlım." arkamdan gelen yumuşak ses ile şaşkınlıkla sıraya girdim. Etrafta yüksek bir gürültü varken tek tek insanları inceledim. Beni şaşırtan her yaşamdan insan olmasıydı. Bebeği ile dikilen bir kadın gördü gözlerim. Endişe ile ayağını yere ritim tutuyordu. Bebeğini üzerinde ki yırtık battaniye ile sarmıştı ve ara ara saçlarına öpücük konduruyordu. Yanında ki adam elini karısı olduğunu tahmin ettiğim kadının beline atmıştı. Kendisi sıradan uzak duruyordu. Buradan bile bu işi hiç istemediği belliydi. Kadın ve adamın çıplak kolları öyle zayıftı ki kemikleri görünüyordu. Para için burada olduğundan şüphem yoktu. Aksi halde ölmek için birkaç günleri olduğu belliydi. Onlar için dua ettim. Umarım bu kadın seçilirdi. *** Ve sıra bana geldiğinde beklediğim gibi olmadı. Kadın yüzüme şaşırmış ve tiksinmiş gibi baktı. Ve şaşkınca sordu "Sende mi?". Bu soru biraz kalan özgüvenimi yerle bir etse de "Evet." dedim. Kadın telefonla konuştu ve başını olumsuz anlamda salladı. Etrafıma sanki birisi beni kabul edecekmiş gibi çaresizce baktım. Bu okula girmeliydim! O kadar çok itiraz etmiştim ki sonunda başka birini çağırmıştı. Annemin bana birçok dans tekniği öğrettiğini söylemiştim. En azından bir kere görmelerini rica etmiştim. Tam o sırada kapıdan bizi dinleyen korkutucu görünümlü adam yaklaşmış ve soyadımı sormuştu. "Ar-" durdum beynime dank eden kelime ile saniyelik düşünce akışına daldım. Eğer annem ellerindeyse benim gerçekte kim olduğumu bilmemeleri gerekiyordu. Sırtımı dikleştirdim ve şüphelenmeye başlamadan "S-Selana Carl." dedim. Bu sözüm ile adamın yüzüne değişik bir gülümseme yayıldı ve elini hiçte samimi olmayan bir şekilde omzuma koydu. "Değişik bir güzelliğiniz var. Deneyelim.". Şaşkınlığımı gizledim. Yaşama tekrar başlama fırsatı alan bir kadın gibi mutlu oldum. Delice gülümsedim. Oyunum inandırıcı olmuş olmalı ki etraftakiler hoşnutsuz homurtular çıkardı ve tenimi yakan bakışlar ile bana bakmaya başladılar. bu işin altında başka bir şey vardı. Farkındaydım ama o bir oyun oynuyorsa bende oynayacaktım. Sessizce çok mutlu olmuş gibi davrandım ve çoğu kişinin tepkisini aldım. Adamın gözlerinden bile başka bir amacı olduğu belliydi. Rolümü oynadım ve mutlu gibi davrandım. *** Aradan yaklaşık 4 ay geçti. Geçen zaman benden yalnızca günlerimi almadı. Eskisinden daha farklı kıldı beni. Artık daha az gülüyor daha az konuşuyordum. Her şeyin delilik olduğunu düşünüp kaçmaya çalıştığım gece oldu fakat gördüğüm resim beni yere çakılmış gibi bıraktı. Annemin resmiydi. Dövülmüş bir halde yarı baygındı. O an bedenimi elektrik çarptı sanki anlamsızca titredim ve fazlaca ağladım. Resim ara ara gözlerimin önüne geldiğinde işkenceye uğruyor gibi oluyorum. Nefeslerim darlasiyor ve içinde yaşadığım dünya dönüyor. Bir anlığına kendimi unutuyorum. Her şey çok farklı. Megan. Bana tek iyi davranan kişi. Siyah tenimin ardında ki insanı merak eden, beni dinleyen ve anlamaya çalışan tek kadın. Burası beklediğimden çok farklı onlarca kadın var. Özel olarak secildikleri belli çoğu genç sadece tek bir 30 yaşında kadın var. Oda gün içinde dans dersleri bittiğinde hızla ortadan kayboluyor. Bu kadar iyi nerede saklandığını merak ediyorum. Tenimi bir ateş gibi yakan bakışlardan kaçmak istediğim çok zaman oluyor. Her şey çok hızlı değişti. Çok çalışıyorum dans etmeyi bıraktığımda ve gece olduğunda sanki yaptığım her hareket yalan gibi geliyor. Uyuduğumda aslında uyanacağım sanki. Hepsi bir rüya hiç kimse gerçek değil. Fakat tüm hissizleşmemin yanında tek gerçek annem. Onu kurtarma arzum öyle büyük ki. Benim bile nefesimi kesiyor. Onu düşündüğümde ne halde olduğunu merak ettiğimde kalbimin sızısı bir bıçak gibi deliyor bütün beynimi ele geçiriyor. Babam ve kardeşlerim. Onları unutmadım elbette. Bir veda bile etmeden çıkmam yanlıştı belki babamla konuşsam onu ikna edebilirdim çünkü oda inanıyordu biliyordum. Herkes bizim deli olduğumuzu düşünürken ikimiz inanıyorduk. Ama şimdi bu savaşı ben vermek zorundaydım. Babam fakir bir köylü olarak ortaya çıksa ve buraya gelse sanki hiç yokmuş gibi onu görmezden gelirler. Acı dolu sözlerini duymazlar. Gerçeği ortada olmasına rağmen saklarlar. Çünkü para ve güç bunu yapar. En net şeyi bile körleştirir, görmek istemezler ve sonunda haksız olan biz oluruz. Bize haftalık olarak para veriyorlar. Hepsini onlara gönderiyorum. Geçenlerde babamı gördüm. Sokağın girişinde dans okuluna bakıyordu. Beni görmemesi için saklandım ama yüzünde ki gözyaşlarını ve kaşlarının sinirle catilmis olduğunu görmemek mümkün değildi. Buraya girememiş ve pes edip gitmişti. Sonra tekrar geldi ve tekrar ve tekrar. Onun karşısına çıkarsam elimden tutup beni buradan götürecekmiş gibi korkuyordum. İçimde ki küçük kız deli gibi korkuyor ve babama koşmak istiyordu. Kollarına sığınmak için hazırdı ama güçte olsa onu durdurdum. Ben küçük değildim. Annemi kurtarabilirdim. Bunu ancak ben yapabilirdim. Ne kardeşlerim ne de babam yapamazdı. Bende bırakırsam ne olurdu? İnsan annesini terk eder miydi? Ben etmeyecektim. Sonunda beklediğim haber geldi. Patronun önüne çıkma zamanı geldi. Endişe ile dolu değildim daha çok korkutucu bir nefret hissi ile doluydum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD