"Karanlığa Son Islık"
Odadaki istisnasız herkes buz kesmişti.
Salonun ortasına genişçe yuvarlak bir masa kurulmuş hepside etrafında oturuyordu. Kendim için olan sandalyenin arkasına geçtiğimde herkesle bakışıyordum şimdi. Çoğu dediklerimi anlamamıştı ancak anlayanlar da buz kesmişti. Yanacaklar ya en soğuğa bürünelim dediler herhalde. Ellerimi sandalyemin tepesine yerleştirip tutarak dikleştirdim omuzlarımı bunların karşısında asla düşüremezdim çünkü. Zaza Ağa ile birlikte sekiz aşiret ağası bulunuyordu odada.
Normalde aşiret heyetinin içinde Bahoz ve Alaz Amil dışında üç kişi daha vardı Boran'ın tarafında olup destek çıkan bu sebeple onlardan da şüphelenmemiş özellikle rahat durmayanları buraya toplamıştım. Pişman mıyım? Asla! Boran bugün gelecekti sapa sağlam aksi mümkün bile değildi!
Benim kaybedecek hiçbir şeyim yoktu artık, istediğimi vermek zorundaydılar.
"Acın var ilişmek istemeyiz acırız ancak bizimlede oyun oynamaya alay etmeye kalkma! Bu ne cürret!" Diye ilk konuşabilen kişi kırk yaşına yakın kalıplı biriydi, biraz daha yerse göbek salacak biri kesinlikle kötü durmuyordu ama kendisi kötüydü. Şimdi tek tek herkesin adını sayamam zaten böyle gereksizlerin adlarını da beynimde yer tutarak kendime haksızlık edemem.
Oldukça sakin köy yansa umrumda olmayacak bir sakinlikte, "Asıl size ne cürret?" Dedim sorgularcasına. "Kocamı kaçırıp onu alıkoymaya çalışmanız bile başlı başına bir intiharken asıl size ne cürret?" Kaşları daha derinden burnuna kadar çatıldı desem yeridir.
"Ben kaçırmadım işim olmaz dalavereyle!"
Sakin bir gülüş sergiledim. "Ama bildiğim kadarıyla onun aracını ve kendisini kurşunlatanlara aklı veren sizsiniz? Boran sizin büyük oğlunuz veya yakınız olmadığından size ilişmeyip sadece uyarsa da ki uyarısı da ayrı bir hoşta neyse! Ben onun gibi merhametli değilim aileniz var yok umurumda değil neticede sizde benim ailemi aldınız elimden."
"Senin kocan mı merhametli!" Diye çıkışan elini masaya sertçe vuran kişi kendiyle birlikte iki kişiyi daha gösterdi, "Oğullarımızı kurşunlattı kapımıza atarak, bu kan davasıdır alenen ancak biz yapmadık bile neyin merhametidir bu!"
Omuz silktim normal bir şeyden bahseder gibi. "Yani şimdi sizin ona attığınız kurşunları en iyi bu şekilde iade etmek aklına gelmiş ne yapsın adam? Ayrıca rica ediyorum yüce törelerimizi saptırtmayın. Siz Boran'ı üç aşiret Ağası birleşip öldürmeye kalkmasanız o da size ders vermezdi, zaten ölünüz yok yaralılardı sadece abartmayın." Dedim elimi sallayarak. Oldukça dehşet verici bir şekilde bakakaldılar öylece.
"Yeter bu kadar hadsiz, utanmaz mısın sen nasıl konuşursun milletle!" Sonunda kendine gelebilen Zaza Ağa elini masaya vurarak konuşmuş üstünlük taslamaya kalkıyordu. "Çık dışarı işin yok burada!" Diye eklerken dudaklarım iki yana genişçe kıvrıldı.
"Çıkamam ki." Dedim gayet doğal.
"Niye!" Diye bağırdı tahammülsûzce. E bu daha şimdiden boyle yaparsa önümüzdeki iki saate dayanamazdı asla. Omuzlarımı yukarı doğru kaldırıp indirdim. "Kapıya bomba takmışlar hemde aktif bomba, kapıyı açtığım gibi bahçeye değil ahirete geçiş yaparız valla." Ağzı açık bakakaldı öylece. Şimdi ben yerine başkası olsa gülerlerdi ancak ben söyleyince gerçeklik ihtimali yüksek olduğundan donup kalmışlardı.
"Ben biliyordum." Diye fısıltısını zor duyduğum hemen karşımdaki Derzan Ağa'ya baktım. Burun kemerini ovuyor sakin olmaya çalışıyordu. En akıllısı oydu karşı bile koymuyordu.
"Eh yeter derdimiz yok gibi kocası yetmedi birde karısını çekiyoruz, gidiyorum ben!" Bunu diyen kişi elliye yakın yaşı, saçlarına ak düşmüş kilolu bir Ağaydı. Sandalyesini devirerek kalkmış ve hızla salon kapısına yönelmişti. Kapının iç tarafında duran iki adama başımı eğerek onay verdiğimde adamı engellemediler!
"Yalnız dikkat et benim şakam olmaz hassas bombadır dokunsan uçarsın mazallah." Diye seslendim arkasından. Buradakilerde homurdanmalar yükseldi ancak gözlerini salon kapısına kilitlemişti. Pek korktuğum söylenemezdi çünkü kapıyı açacak bir yürek olmadığını biliyordum bunlarda.
Çokta geçmedi en fazla üç dakika sonra içeri bembeyaz bir suratla girdi ve gözleri ilk benim gözlerime değdi, yutkundu sertçe belli etmek istemesede. "Sen tam bir akıl hastasısın başka bir nedeni yok bunların!" Diye bağırdı dayanamayarak üzerime atılmak istediğinde hemen arkamda hazırda olan Cahit tek adımla yanımda biterek silahını doğrulttu adama. "Kesin olarak ölüm emri aldım geri çekilin aksi takdirde sizi vurmak zorunda kalacağım." Dedi ciddi ve sert bir sesle.
O sıra masadan kalkan kişi Derzan Ağa oldu, yönü direkt olarak kapalı perdelerdi, odanın içi eletrikle aydınlıkken hiçbiri sorgulamamıştı camların ve perdelerin neden kapalı olduğunu. Derzan Ağa önünde koltuk olan cama yaklaşarak perdeyi sökercesine kenara çektiğinde karşı karşıya kaldığı aktif bombayla gözleri yuvalarına dar geldi adeta ve bana döndü inanamazca. Odadakilerden küfür ve haret nidaları yükseldi. O sıra başka biri kalkıp odadaki iki diğer pencereye yönelip baktıklarında onlarda da aynı bombaya rastladılar.
"Evin tüm pencereleri ve kapısı da dahil tüm çıkışlar bu gibi bombalarla kapatıldı." Hepsi bana baktı, "Ne? Siz boşa yorulmayın diye söylüyorum." Hepsi ayaklandı can havliyle.
"Delirmisin sen kadın! Zaza Ağa gelinine de aklını başına devşirsin çıkarsın derhal bizi aksi hâlde seninde onunda ölümüne bizzat oy kullanırım bu yaptığı büyük suçtur!" Diye bağırdı başka bir Ağa.
"Ne çok korktum." Diye mırıldandım ancak duydular. Zaten duymaları içindi.
Zaza Ağa kıpkırmızı bir suratla masanın arkasından çıkarak bana doğru geldiğinde öfkeyle, Cahit yine önüme geçerek engel oldu ona. "Çekil lan!" Tabi odadaki kimsede silahta yoktu iki adamım ve Cahit dışında.
Cahit asla hoşlanmansa da buradakilerden yine de sinir bozucu iğneleyici bir saygı gösteriyor oluşu çok iyiydi.
"Ağam yaklaşmayın fazla, elinde tüm bombaların kumandası var Vallahi tek tuşludur bir bassa kaldırdığın elin bin parçaya bölünmüş olur." Açıklaması doğrulttuğu silahtan daha korkutucuydu. Herkes görsün diye elimdeki ufak kumandayı kaldırıp gösterdim hepsine.
Ancak zamanım daralıyordu sabrım gibi.
Telefonlarına davrananları görünce, "Yeterli bu kadar zaman tanıdığım alışmanız için!" Diye bağırınca telefonlarını indirdiler korkuyla, birbirlerine baktılar tedirginlikle. "Kurtulmak istiyorsanız geçin oturunda diyeyim size şartımı!" Öfkemi daha fazla geri planda tutamazdım zaten. İlk önce Derzan Ağa oturdu diğerleri de hoşnutsuzca sertçe ses ede ede oturdular yerlerine.
"De ne diyeceksen bırak milleti! Göstereceğim ben sana bu yaptıklarını sen heç merak etme." Dedi Zaza Ağa, bir tek o oturmadı.
Gözlerimden taşan bir öfke bolca nefretle baktım yüzüme. "Köpeklerden emir almam ben Zaza Ağa! Hele de senin gibi aç olanlardan!" Gözleri damarları patlayacak gibi büyürken yüzündeki kırışıklar gerildi yaşlı bedeni sinirden titredi. Bunca kişinin arasında uğradığı saygısızlık ona kurşun sıkmaktan daha ağır yaralamıştı.
"Kahpe! Doğduğun gün barış yapacağımıza seni öldürmemiz gerekirdi ailemizin başına çöktün kara bulut gibi! Ama çıkayım buradan and olsun kendi ellerimle öldürmezsem seni!"
Güldüm. "Dikkat ette kaza süsü verip ben indirmeyeyim seni, malûm yaşlısın şüpheye de düşmez kimse ya da şimdi mi sıksam bir tane?" Cahit'e baktım. "Ne dersin Cahit zaten bir sürü derdim var bu soysuzdan kurtulsak ne olur ki?"
"Öldüreyim mi hanımım?" Dedi ciddiyetle, silahını beline sokarak ceketinin iç cebinden ince bir halat çıkarıp iki eline sararak yumruk yaptı ve ipi gererek sıkıldığını gösterdi. "Kansız bitirebilirim işini emredin yeter!" Zaza Ağa dili turulmuş gibi Cahit'e ve elindeki ipe bakarken geriledi bir değil on adım sırtı adamlarımdan birine değince sertçe itti Zaza Ağa'yı vebalıymış gibi. Arkasından itilerek neye uğradığını şaşıran Zaza Ağa dizlerinin üzerine düştü sertçe, nefes nefese kaldı. Cahit ona doğru adım attığı an resmen korkudan nefesi kesildi ve küt diye devrildi yana doğru boynunu tutarak. Kaşlarımı çatarak baktım, İnşallah şimdi kalpten gitmek gibi bir hata yapmamıştır. Boran'ı bulduktan sonra geberseydi bari.
"Bak şuna Cahit!" Sakin bir şekilde verdim emri ama diğerleri daha ne kadar dehşete kapılır bilmezce ben ve yerdeki adama bakıyorlardı.
Nabzını kontrol ettikten sonra, "Ölmemiş tansiyonu falan düştü herhalde." Dedi.
"Amma korkak çıktı bu da. Uyandır hemen öyle bayılarak kurtulamaz, onun keyfini bekleyecek zamanım yok benim!" Cahit beni onaylayarak masanın üzerindeki surahiyi aldı ve adamın başına boca ettiğinde sıçrayarak uyanan Zaza Ağa neye uğradığını şaşırmış gibiydi.
Cahit kolundan tutarak çekiştirerek ayağa kaldırdı ve sandalyesine attı ardından bir pisliğe dokunmuş gibi ellerini cebinden çıkardığı mendiliyle sildi. Maşallah cepte de her şey vardı.
Yaşlı olanlardan bir adam şimdiye dek konuşmamışken konuştu, "Bak kızım belli ki kendinde değilsin aklı yerinde kimse bunca adamı bilip bilmeden toplayıpta tehdit etmeye kalkmaz, sorun bizde değiliz bu işin dönüşü var birde akrabalarımız oğullarımız bela olur size hiç olmadığı kadar düşmanı ancak o zaman kazanırsın. Soyunu sopunu kuruturlar bir katliama yol açarsan." Kollarımı göğsümde birleştirerek başımı hafif sağ omzuma doğru eğerek baktım adama.
"Görende seni mülaim sanar." Afalladı. "Boş boş konuşma hem, benim aklım hiç olmadığı kadar yerinde sizden de korkmuyorum zerre kadar üstelik yanlış bir şey de etmiyorum ki." Kollarımı çözdüm ve ellerimi arkamda birleştirerek omuzlarımı dikleştirdim. "Burada Riva ve Asparşah Aşiretinin hanımağası olarak bulunuyorum sizde pek âlâ biliyorsunuz ki bir aşiretin hanımağasına bir erkeğe duyulandan da fazla saygı duyulmalıdır tıpkı sizinde yapacağınız gibi! Şimdi hepiniz kulaklarınızı iyi açıp beni güzelce dinleyin tekrarı olmayacak!" Suspus olmuşlar gerim gerim gerilmişlerdi.
"Kazamız mübarek olsun." Diye söylenen Derzan Ağa'ya çevirdim gözlerimi. "İçine içine konuşma Derzan Ağa varsa diyeceğin yüzüme de hele!" Sesli sıkıntı dolu bir nefes çekti içine, parmakları masanın üzerinde ritim tutuyordu tıpkı masanın altında durmadan salladığı bacağı gibi.
"Diyorum ki hanımağam ne diyecekseniz diyin de gidelim!" Memnuniyetle baktım, "İlk defa haklısın Derzan Ağa." Dişlerini sıktı sinirle ancak konuşmadı da.
"Öncelikle şunu söyleyeyim ki bu evden kesinlikle çıkış yok ama olaki buldunuz yok ta yine de buldunuz diyelim, bu sefer bahçeyi aşıpta demir kapıya ulaşamazsınız. Neden peki biliyor musunuz? Bakın dışarı dışarıdakiler şu an içeride sizi rehin tuttuğumu biliyorlar ama bahçeye bile giremiyorlar." Hepsi pencereden dısarıda gittikçe çoğalan kalabalığı farketti, Bertan Ağa, babamı bile ve bununla beraber döndü hepsinin gözü yine bana merakla. "Evin etrafı arazi tamamen mayınlarla döşeli ve hiçbirinizin buradan kurtulma şansı yok! En azından bana istediğimi vermezseniz."
"Nasıl bir belaya bulaştık!"
"Hasta bu kadın!"
"Tuzağa düşürdü bizi bittik biz bu manyak acımaz!"
"Boran Ağa nasıl sağ kalmış bu delinin elinde?" Ve benzeri bir dolu şey daha söylemişlerdi korku ve panikle. Bir kaçı korksalarda belli etmiyor yakıştıramıyorlardı kendilerine.
Gerindim ve yüksek sesle bağırarak konuşmaya devam ettim. "Size toplam iki saat veriyorum hatta ilk on beş dakikası gitti bile vaktinizin! Biliyorum ki içinizden biri bizzat benim kocamı kaçıran ya da ona maşa olan biri! Şimdi alın telefonlarınızı kimi arıyorsanız arayın ama vakit dolmadan hemen önce Boran Ağa'yı bana teslim edin sağ salim bir şekilde! Allah şahidim olsun ki Boran Ağa vaktinde bırakılmazsa eğer bu ev içindeki herkesi kendimde dahil patlatmaktan öldürmekten geri kalmam! Benim kaybedecek hiçbir şeyim yok!!" Sesim art arda yankılandı odada onlar anlasınlar diye.
"Bu kadarı fazla ama!" Diye gürleyen Derzan Ağa oldu. "Alay mı ediyorsun sen güldük eğlendik geçti ne bileyim ben senin kocanın yerini! Başka biri yüzünden ben niye ölüyorum ya hiçbirimiz suçlu değilsek ve asıl suçlu dışardaysa ne olacak manyak kadın!" Diğerleri hemen destek çıktı Derzan'a.
Ellerimi arkamda birleştirmeyi bırakıp önümdeki masaya yaslayarak yaklaştım onlara. "Diyelim ki asıl suçlu dışarı da tamam ama bu yinede istediğimi elde etmeme engel değil asla. Hepiniz Boran'ı tehdit eden onu sürekli rahatsız eden töre diye sıkıştıran düşmanlarısınız onun kaçırılmasında bir parmağınız olmasa bile ölümü hakediyorsunuz benim nezlimde. Hem zaten asıl suçlu buradaysa da dışarıdaysa da durumdan haberdardır eminim, babamlara da ilettim dışarıdakerde biliyorlar. İki saat içinde kocam serbest kalmazsa eğer," elimdeki kumandayı kaldırıp gösterdim." Tek bir tuşla bitiririm bizi. İnanın ölmekten de öldürmekten de bir çekincem yok bu karardan da asla vargeçmeyeceğim ben bu evden ya ölü olarak çıkarım ya da Boran bırakılırsa aksi yok başka bir seçenek yok! Hadi bakalım."
Arkamı dönerek koltukların olduğu kısma geçtim ve oturdum kollarımı göğsümde birleştirerek, Cahit'te yanımda ayakta durmaya başladı. Ağaların hepsi telefonlarına davranıp öte yandan bana saydırmalara başlamışlardı bile. Ama biliyordum, biliyordum içlerinden en az biri suçluydu ve bana Boran'ı getirecekti dediğim gibi aksi olamazdı. Benim dayanacak gücüm kalmamıştı tüm hayat enerjimi almışlardı. Onun bana bu kadar işlediğini de biliyordum hem ona bağlanmaktan hep kaçsamda ben sevince fazlasıyla bağlanacağımı biliyordum üstelik Boran gibi bir adama ne kadar sevgiyle gitsem fazlasını alıyordum. Biliyor muydu onu ne kadar sevdiğimi acaba ya da onun için ölüme gidecek kadar gözü kara olduğumu? Biliyordum ki pek inanmazdı sevgime haklıydı da çokta iyi gösteren biri değildim hele de hastanede kalbini o derece kırip ondan vazgeçeceğimi söylerken. Merak ediyordum da gerçekten boşansak ben onsuzluğa nasıl dayanacaktım. Allah'ım sen ben bu kadar sevdim diye mi aldın onu benden, hayatımda bana verdiğin tek en iyi şey o adam o da olmazsa hayatım cehenneme döner, o kadar güçlü değilim sağlıklı bir şekilde sürdüremem hayatımı. Bu bir intihar sayılır mıydı peki? Öyleyse şimdiden affına sığınıyorum.
Zaman olağanca hızıyla akıyordu. Geçen yarım saatin sonunda bir saat on beş dakikaları kalmıştı hepsinin. Sürekli telefonla konuşup akrabalarından yardım istiyorlardı, aralarından biriydi ama kimdi? Zaza Ağa ve Derzan Ağa çok yüksek derece de yakın geliyordu bana. Zaza Ağa sürekli söylenip küfrediyor Derzan Ağa oturduğu sandalyeden hiç kalkmadan gözlerini tam da bana dikerek ayağını sallayıp duruyordu. Sanki sözsüz bir yarışa girmişizde ilk kim pes edecek ona bekliyorduk. Pes etmeyecektim asla. Sözümün eri olduğumu net bir şekilde göreceklerdi.
"Dışarısı Jandarma kaynıyor kaçacak bir yerin yok Boran'ı bulsan da içeri gireceksin ve biz hepimiz senden seve seve şikayetçi olacağız!" Dedi Derzan Ağa. Omuz silktim umursamazca, "Boran iyi olduğu sürece gireceğim hiçbir hücre beni korkutmaz." Alayla güldü. "Ne büyük aşk!"
"Senin asla erişemeyeceğin bir aşk olduğuna emin olabilirsin."
"Ne belli."
"Nasıl yani?"
"Öyle bir aşkımın olmadığı ne belli diyorum tek aşık sizler değilsiniz diyorum." Dedi ve göz kırptı pislik etraftaki insanları aldırmadan. Yinede sakin olmaya çalışarak, "Sana aşık olan kızın aklından şüphe ederim ben." Güldü yine alayla başını iki yana sallayarak.
Bilerek mi yapıyordu bilmiyorum ancak tavırları daha fazla şüphe etmeme neden oluyordu ondan. Omurgasız olabilme ihtimali kaçtı? Sürekli kendisini tanıdığımı iddia eden Omurgasız buysa bu adamı yıllar öncesinde bir kere bile görmediğime her şey üzerine yemin edebilirdim.
Babam amcalarım Merih ve diğerleri sürekli olarak arayıp dururlarken Cahit'i de arıyorlardı sürekli.
Cahit hafifçe bana eğilerek kısıktan, "Hanımım babanızı yanıtlayalım bence Jandarma özel harekat bile geldi en azından süreden önce müdahaleyi engellememiz gerekli." Dedi. Haklı olabilirdi ama özel harekat uçakla tepemize bile inse ben buradan kimsenin sağ çıkmasına izin vermeyecektim Boran bulunmadan.
Gözlerim fazlasıyla sızlıyor birbirine bastırdığım dudaklarım titremesin diye zor tutuyordum boğazımdaki acı verici düğümlerim Boran'a kavuşamadığım her an daha da sıkılaşarak nefesimi kesiyordu. Yine de dik durmalıydım henüz pes edemezdim hemde bunların karşısında asla.
On beş dakikayı da geride bıraktığımız anlarda Bomba imha ekibi de getirilmiş bahçe kapısında ki bombaya ulaşmak ve etkisiz hâle getirmek için hazırlık yapıyorlardı.
"Az kaldı hepimiz kurtulacağız buradan o zaman kork bizden!" Diye bağırdı ağalardan biri. Güldüm alayla ve bu hepsini daha da öfkelendiriyordu. Hepsinin aileleri yığılmış sonu görünmeyen bir kalabalık olmuştu. Jandarma hepsini evin çevresinden uzaklaştırıp etten bir bariyer örselerde bağırıp duruyorlardı aileleri için.
Yüzümü buruşturdum ve yerime geri oturdum.
"Vakit gittikçe daralıyor Jandarma'ya güvenipte kurtuluruz kafasına girmeyin kapıdaki bombayı etkisiz hâle getirmeleri en az yirmi dakikalarını alır, buraya gelmeleri için mayınları kesfedip temizlemeleri en az iki saat sürer ki bence daha fazla da neyse ve geldiler diyelim evin içine ulaşamazlar çünkü bombayı imha etmek istiyorlarsa bir şekilde dokunabilmeliler diyelim ki ulaşıp buradaki bombaları da imha edecekler ama ne eksik?"
"Ne?" Bu bir çok kişiden aynı anda gelince gülüşüm büyüdü.
Elimi iki yana açarak, "Ev eksik tabi ki o Jandarma buraya ulaşana kadar sizin kalan bir saatiniz tükenmiş olacağından zaten havaya uçacağız ya biz!" Küfür savurdular öfkeyle. "O sebeple boşa dolanıp duracağınza bana Boran'ı verin!!" Diye bağırdım odayı taşıracak bir sesle.
Babamın numarası yine düşünce telefonuma açtım bir hışımla ve kulağıma götürdüm sinirle. "Ne istiyorsunuz!" Diye ona da yükseldim sinirle. Oldukça kalabalık bir ses geliyordu arka taraftan ancak uzaklaşıyor olmalı ki azaldı sesler.
"Kızım güzel kızım dinle." Dedi telaş ve ihtiyaçla. "Vazgeç kurban olayım etme, yol yakınken bırak ki kurtarabileyim seni döküldü tüm Jandarma buraya habercilerde gelir de seni reklam ederse kurtarmam daha zor anlıyon mu etme kurban olayım bulacağız Boran'ı söz verdim ya sana söz az kaldı bak yeminle bugün yarın bulacağız sıkıştırdık o iti."
"Siz bulana kadar ölmeyeceği ne malum peki!" Diye bağırdım öfkeyle ayağa kalktığımda. "Orospu çocuğu onu hâle getirmiş sen biliyor musun?! Hayır dört gün oldu dört bitti artık zaman yok Boran'a kavuşmama sadece bir saat kaldı baba sadece bir saat bir dakika fazlası asla yok! Bu pisliklerden biri yaptı biliyorum ve onu bana getirecek getirmezse de ziyanı yok... Hiç kimse umurumda değil benim baba hem de hiç kimse bu içeridekileri öldürmem birer pislikten daha kurtulmasına yol açar dünyanın!"
"Onlar kimin umrunda senden bahsediyorum ben bizi hiç mi düşünmüyorsun sen, anan mahvoldu ayağa kalkamıyor ya kardeşine ne demeli amcaların bitti onlara bu acıları yaşatacak mısın Gece yapacak mısın bize bunu?" Sesi boğuklaşmış zor çıkıyordu artık. "Babaannen hiç iyi değil Gece." Yutkunuşunu buradan hissettim. "Ve abin uyandı." Dondum.
Gözlerimdeki yaşlar direnmeden aktı bir kaç tane art arda. "Gerçekten mi?" Dedim titrekçe. "Uyandı mı abim?" Odadakilerde bizi dinliyordu babamın sesini de yükselince duyduklarına emindim ve dua ediyorlardı vazgeçmem için.
"Uyandı ilk sorduğu da sendin üstelik, sürekli seni görmek istiyor gerçekleri nasıl diyeyim kızım ben ha? Kötüleşmez mi zor bela nefes almaya başladı bile bile nasıl keseyim şimdi... Gel vazgeç kızım bu doğru bir yol değil. Hadi."
Gözlerimi yumdum sıkıca.
Abim uyanmıştı alabileceğim en iyi haberlerden biriydi bu, o ölmeyecekti beni bırakmayacaktı ama ben bırakacaktım. Gözlerimden akan yaşları umursamazken inanılmaz derecede sıkıyordum kendimi.
Omugasız için değerliydim burada olsun ya da olmasın şu an olduğum durumu biliyordu, kendimi öldürmeyi göze almıştım ve sözde çok seviyorsa kaybetmeyi göze alabilir miydi? Oynadığım kumarın sonunda para kaybetmeyecektim birden fazla cana mahal olacaktım.
Gözlerimi açtım ve sesli bir nefes alarak dikleştim yine.
"Özür dilerim baba ama sadece abim ve Hevdem'den sizlerden değil. Ben bu işe kazanmaktan çok kaybetmeyi göze alarak girdim hakkınızı helal edin." Dedim ve kapattım telefonu.
"Kaldı 50 dakikanız!! Cehenneminiz olayım istemiyorsanız bana kocamı verin!!" Diye avazım çıktığı kadar bağırdığımda Cahit onlara atılmama engel olmak ister gibi kolumu tutarak uyarmıştı.
O sırada yine orta yaşlı bir Ağamız öne çıkarak, "Yeter ulan bir kadının elinde oyuncak olduğumuz kimsin lan sen geberteceğim seni, sürtüğün teki kalkmış bizi tehdit ediyor seni sallandırmaz mıyız lan biz ha?!" Diyerek bana atıldığında Cahit beni geriye doğru çekerek kendi önüme geçerek adamın suratına yumruğunu geçirdi. Geriye doğru sendeleyen adamı diğerleri tuttu ve kendisine gelir gelmez küfrederek tekrar atıldığında Cahit'e. "Gebert gitsin uğraşamam bunlarla!" Diye emir verdiğim an Cahit silahını belinden çıkardı tetiği çekti ve korkuyla duraksayan adamın gözlerinin içine baka baka dört kere ateş etti göğsü ve karnına. Herkes dehşetle açılan gözleriyle olanları izlerken ben en acımasız şekilde hiçbir şey olmamış gibi oturdum yerime. Önce dizleri sonra yüz üstü cansızca yerde yatan adamın etrafı kan gölcüğü oluşmaya başladığında bile kimse kıpırdayamadı.
Kimsenin bunu beklemediği açıktı ancak umurumda değildi ne kadar ciddi olduğumu görmek zorundalardı.
"Var mı tek kurşunla gebermek isteyen varsa çıksın öne son isteğinizi yerine getirmek boynumun borcu olsun." Hayır asıl simdi olan biteni kavrıyorlarmış gibi geri giderek sandyelerine oturdular robot gibi. Zaza Ağa'nın yüzü bembeyaz kesilmiş bana bile bakamıyordu, Derzan Ağa ise hâlâ inanamazca ben ve yerdeki adam arasında gidip geliyordu bakışları.
"Cahit söyle alsınlar şu leşi iğrenç kokmaya başladı." Dedim tiksintiyle.
Cahit piskopatça gülümsedi. "Bence kalsın Hanımağam hatta kaldırıp masaya yatırayım milletin gözü gönlü açılsın." Ona hasta bu adam dercesine bakış attıkları doğruydu.
"Yok Cahit benim midemin ağzıma gelmesine az kaldı öldürmek iyi hoşta cesetle baş başa kalmak iğrenç, götürsünler şunu etraf iyice kan gölüne döndü. Neyseki halılar eski zaten."
"Delirmiş bu kadın kalıbımı basarım." Gelen homurdanmalar ya da söylenmeleri hafif hafif işitsemde duymamazlıktan geldim.
Kapının önündeki iki adama seslendi, "Gelin alın şunu arka odalardan birine atın varsa birde kolonya getirin." İki koca adam geldi ve yerdeki cansız adamın kollarını iki yandan tutup sürükleyerek götürdüler, adamın kanı arkasından yol olarak takip etti onu. "Allah taksiratını affetsin." Dedim kendi kendime ancak Derzan Ağa'nın dehşet verici bakışlarıyla göz göze gelince dudağımın ucu kıvrıldı.
Ve yarım saat daha geride kaldığında yirmi dakika kalmıştı sadece.
Özel harekat kapıdaki bombayı arka tarafta olduklarında ulaşılması hem zor hemde mayınlı bölgenin tehlikeli olması nedeniyle çitleri kırarak girmeye çalıştılar. Geçebildikleri kadar çitleri kırmışlardı ancak bu defa da mayınları tek tek imha etmeye başlamışlardı ki onları tespit edip bulmak ayrı dert imha etmek ayrı dertti. Henüz bahçeyi yarılayamamıdlardı bile. Defalarca kez iletişime geçmeye kalksalarda hiçbiri ile konusmamıştım. Telefonuma tüm tanıdıklarımdan tonlarca mesaj ve arama kaydı düşse de inatla bakmıyordum.
Kalbim kasılıp duruyordu, öleceksem eğer son kez sesini duyayım istiyordum Boran'ın. Kollarımı göğsümde birlestirmiş avucuma batırdığım tırnaklarımı saklıyordum. Dayanmak çok zordu hem de çok. Sadece tek bir ses istiyordum en azından ona veda edebilmek istiyordum... İstemsizce onunla karşılaştığım ilk günden beri yaşadığımız ne varsa gözümün önünden geçiyordu ve ben her saniye daha da çöküyordum. Kokusunu özlemiştim, teninin sıcaklığını kalbinin atış seslerini gözlerini kehribarlarımı delicesine özlemiştim. Muhtaçtım ona deli gibi ama yoktu ne kadar ağlarsam ağlayayım gelecek zannettiğim adam asla gelmedi.
Madem gelmeyecekti niye beni böyle bağlamıştı kendine niye sevdirmişti kendini.
Her şeyin fazlası zarar derlerken ne kadarda haklılarmış meğer aslında, sevgininde fazlası zarardı en ufak bir dertte acı verirdi. Ne Boran bensiz yapabilirdi ne de ben onsuz öyle bir hayatı bile düşleyemiyorken nasıl yaşardım ki. Bana ölürsen arkandan gelir bir dakika düşünmem diyen adamın sevgisini zamanında bu kadar olamaz diye ciddiye bile almazken ilk kendinden vazgeçenin ben olmam peki, hayat bu kadar mı acımasızdı.
On dakika kalmıştı artık. Gözlerim yere sabitken akan hissizce yaşların çoğunu dudaklarımla emiyor çoğu çenemden düşüp gidiyordu ama tek bir ses bile çıkmıyordu dudaklarımdan ağladığıma dair. Kriz geçirmemek için içim ne kadar kan ağlasa da dışa vurmamaya sakin olmaya çalışmıştım ama şimdi zaman daraldığından mı bilmem yüreğimdeki taşın üzerine taş koyarak eziyorlar iki koldan sarılarak boğazımı sıkıyorlarmış gibi hissediyordum.
"Boran..."
"Söyle yavrum." Demişti yine en güzel sesiyle. Eline aldığı tıraş makinesiyle sakallarını düzeltmek için hazırlanırken hâlâ konuşmadığım için göz ucuyla bana bakmış ve sonunda makineyi bir köşeye kaldırıp üstü çıplak bedenini bana çevirmişti tamamen. Kollarını belime sararak bedenimi kendine yapıştırdığında üzerimdeki tişörtünün ne kadar daha kısalacağını umursamadan boynuna sardım kollarımı.
Burnunu boynuma gömerek derin bir nefes alıp en can alıcısından sıcak ve ıslak bir öpücük bırakmış, boğukça konuşmuştu. "Söyle ömrüm, söyle kurban olduğum ne istiyorsun?" Ne isteyeceksem unutulurdu o anda ama neyseki diyeceklerimi unutmamıştım. Mırıldandım önce nedensizce cilveyle.
"Aşk bir ateşe benzermiş ve beslemezsek sönermiş... Sence de öyle mi?" Kaşları havalandı bir parça, güzel gözleri ruhuma işlercesine baktı buz mavisi gözlerime. "Nereden duydun bakalım bunu."
"Lermontov söylüyor ben değil vallahi!"
Güldü, en öpülesi şekilde.
Düşünürcesine mırıldandı, "Doğru söylemiş, her güzel şey beslenmek zorundadır tıpkı çiçekler gibi onlara suyu ve güneşi vermezsen nasıl hayatta kalıp renkleriyle gözlerimizi boyayıp kokuları ile aklımızı başımızdan alabilir? Tıpkı sen gibi." Daha da kilitlendim diyeceklerine. "Sende benim çiçeğimsin aşkımla sevgimle seni beslemeliyim ki meyvesini en iyi şekilde toplayabileyim."
Derince gülümserken, "Ne gibi meyvelermiş bunlar peki?" Burnundan nefes verir gibi bir gülüş kaçtı sonra çok derin ve sesli bir nefes aldı ki daha bi' kapıldım ona. "Bir gülüşün mesela, bir bakışın, bana nazlı nazlı Boran diyişin gibi meyveler." O böyle yaptıkça yaşam fonksiyonlarım halaya kalkıyor en hızlısından oynuyorlardı.
"Şiir gibi adamsın Boran." Dedim istemsizce bunu o da beklemiyordu ki afalladı ancak hoşuna da gitmişti fena hâlde.
Burnunu burnuma sürttü, "Alayım mı aklını daha da baştan?" Yutkundum sertçe. "Al." Dedim uzatarak. Yaklaştı dudakları dudaklarıma biraz daha, gözlerimin en içine bakarken fısıldadı adeta.
Aşk dediğin nedir ki
Tenden bedenden sıyrık
Çocukların içinde
Yaşadığı çığlık
Aşk dediğin nedir ki
Histen nefesten bir varlık
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık
Dumura uğradığım bir gerçekti. "Ne oldu bebeğim başka bir şey mi bekliyordun yoksa?" Derken bile çarpık gülüşü ele veriyordu niyetini. Oyun oynamak hoşuna gitmiş olsa da okuduğu şiir de beni benden almıştı ki.
"Şiir bildiğini bilmiyordum?" Dedim.
"Bende bilmiyordum, senin gözlerine bakınca zamanında okuduklarım aklıma geliyor yoksa hatırlamam hayatta. Aşkı bana tattıran olunca..."
"Çok seviyorsun beni dimi..."
Derin hemde baya bir derin iç çekti. "Hemde çok seviyorum kurban olduğum rabbim belamı böyle verdi işte." Kaşlarımı çattım hızla. "Ben bela mıyım Boran!" Diye yükselmiştim aniden ve Boran da, "Hem de püsküllü belasın!" Diyerek odun atmıştı ateşime. Yahu ben o sözlerde bunu kastetmemiştim ki! Elimin altındaki saçlarına asıldığım an da da gülmeye başlamıştı. "Doyamadın çekmelere kadın doyamadın!"
Sonrası ise parmakları arasında dakikalarca nefesim kesilene kadar beni gıdıklaması dilediğini söyletmek için tehdit etmeye çalışmasıyla geçmişti. Zorbaydı ama en sevdiğimden.
Hatırladığım anla gözlerim dolu olsa da dudaklarım da sahici bir gülümseme belirdi. Şimdi anlıyordum bana neden belasın dediğini. O da benim başımın belasıydı mesela öyle olmasa ben bu işlere kalkışır mıydım hiç.
Beş dakikaya düştüğünde vakit Cahit'e çevirdim gözlerimi, zaman bitmişti artık. "Gidip arka camlardan dışarı bakın yakınlarda biri mi var mı diye zaman geldi." Masadakiler ecel terleri dökerken titriyor ve bir çoğu vazgeçmem icin başta küfrederken şimdi yalvarıyorlardı adeta. Bir tek Derzan Ağa konuşmamıştı hiç sanki neler olacağını biliyor ya da kabullenmiş gibi ama hayır bu adam normal olmadığını kanıtlamıştı bugün bana. Cahit kapıdaki adamlarının yanına varmıştı ki telefonuma düşen bilinmeyen numarayla, "Dur!" Dedim.
Kapıdaki korumaların ölmelerini istemediğimden onlar için özel olarak yer ayırtmıştık saklanmaları ve patlamadan etkilenmemeleri için ancak buna gerek kalmayacaktı inşallah. Dışarıdan anonslar yapılıp duruyordu vazgeçmem için, bu arada herkes saat ve nefeslerini tutmuşlardı son dakikalarda ama ben kimseye kulak vermemiştim asla.
Elimdeki telefon çalmaya devam ederken bir nefesle açtım ve kulağıma yasladım hemen. "Bunun bedelini sana en ağır şekilde ödeteceğim o adam için bu kadar ileri gitmenin bedelini hiç ummadığın bir anda ödeteceğim neye uğradığını şaşıracaksın!!" Bu robotik ses bile nefret ve öfkesini kapatmadan ulaştırmıştı bana. Telefonu diyeceklerini dedikten sonra kapattığında ilk beş saniye öylece kaldım.
Hemen sonra telefonum Adar tarafından arandı ve yine aynı saniyelerde dışarıdaki anons sesleri değişti. "Gece Asparşah Boran Asparşah bulundu elimizde ve iyi durumda rehineleri bırakmanı bombaları etkisiz hale getimeni emrediyoruz daha fazla zorluk çıkarma!" Duyduklarım doğru olamazdı asla.
"Bulunmuş lan bulunmuş!" Diye bağıran adamın sevincine şaşırmayacaktım asla onunla birlikte heyecanla birbirine sarılanları umursamadan tekrar eden anonsları da duymazlıktan gelerek telefonu yanıtladım.
"Bitti Gece, tamam artık Boran iyi ve bizle, yanlış bir sey yapma kontrollü şekilde bitir bu işi!" Dedi Adar sert sesiyle bana ılımlı yaklaşmasını bekleyemezdim çünkü en çok onu alet etmiştim bu işe ve o kendimi de öldürmeye kalkacağımı bile bile mecburen sokmuştum onu bu işe.
"Nasıl durumu Adar doğru mu duyduklarım!" Titreyen sesime bedenim gibi hakim olamadım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki anlatamam. Gerçek miydi bu!
"Kolunda ve bacağında yaraları var hastaneye kaldırdık ağır işkence gördüğü belli bak sana açıkça söylüyorum olanları herkeste onaylar bunu Boran elimizde ve sağlık kontrollerinden geçiyor uyanınca karısının nefes aldığını görmek ister eminim."
Sonrasında her şey hızlıca gelişti. Cahit Adar'ın tarif ettiği gibi etkisiz hâle getirdi bombaları ardından ise kapının önünden dış kapıya uzanan bölüme insanları nasıl içeri aldıysa o şekilde tahtaları dikkatle yerleştirerek tek tek çıkmalarını sağladı herkesin. En son Derzan Ağa çıkmadan önce o ve ben kalmıştık.
"Yaptığını ve aşkınızı takdir ettim doğrusu... İçim artık daha da rahat yoluma taş olmazsın yardım da edersin bana." Dedi ve göz kırptı ben dediklerini algılayamadan o arkasını döndü ve gitti.
Evin içine giren iki yüzleri kapalı JÖH tarafından bileklerime kelepçeler takılınca bileklerim sızlasa da içim rahattı. Boran o pisliğin elinden kurtulmuştu ya ölsem de gam yemezdim.
Dışarı çıktığımızda tüm ailem buradaydı. Babam gelmişti hızla, ben askeri araca götürülürken sürekli korkma sakın diyordu. Fisun bile vardı burada zaten ortalık mahşer yeriyken beni fazla tutmadılar dışarıda. İki yanıma oturan askerleri es geçip bileklerimdeki kelepçelere baktım umarım en kısa sürede görürdüm Boran'ı.
•••••••••