Yıldız Soylu Hande’nin kulaklarıma bıraktığı o zehirli geçmişi ancak kağıda döktüğüm o simsiyah, sert çizgilerle hafifletebiliyordum. Kendimi onun o yırtıcı öfkesine, aşağıdan getirdiği o yeraltı fırtınasına hazırlamıştım. Ancak içeri giren adımların sesi her zamankinden daha ağır, daha yavaştı. Bakışlarımı defterden kaldırmadım ama gölgesinin üzerime düştüğünü, o tanıdık tütün kokan nefesinin havayı doldurduğunu hissettim. Baybars, arkamdan usulca yaklaştı. Koltuğun arkasından öne doğru eğildiğinde tüm heybetiyle beni sarmaladı. Füzen kalemi tutan parmaklarım, onun parmak uçlarının omuz başlarıma dokunmasıyla havada asılı kaldı. Dudakları önce boynumun o en hassas çukuruna, ardından kulak mememin hemen arkasına, tenimi kavuran küçük bir öpücük bıraktı. O sıcak, hırıltılı nefesi kul

