Yıldız Soylu Odanın o boğucu ve yakıcı atmosferini arkamda bırakıp kendimi koridora attığımda, bacaklarımın titrediğini hissediyordum. Yanağımda hala onun parmak uçlarının bıraktığı o kor alev yanıyordu. Kalbimin delice çarpan sesini bastırmaya çalışarak adımlarımı hızlandırdım. Asansöre binmek istemedim; o kapalı alanda kalırsam nefes alamayacak gibiydim. Bu yüzden geldiğim gibi merdivenlere yöneldim. Aşağı doğru inerken merdiven başlarında, köşelerde bekleyen o iri yarı, takım elbiseli güvenliklerin yanından geçtim. Beni durduracaklar, hesap soracaklar ya da o yukarı katlara nasıl çıktığımı sorgulayacaklar diye ödüm patlıyordu; çantamın askısını sıkıca kavradım. Fakat tuhaf bir şey oldu. Hiçbiri bana tek bir kelime bile etmedi. Aksine, beni uzaktan gördükleri an sanki kim olduğumu çok

