Yıldız Soylu Koltuğun üzerinde, dizlerimin arasındaki çizim defterine füzen kalemle birkaç anlamsız çizgi daha çektim. Kalemin kağıt üzerinde çıkardığı o pürüzlü sesin, içeride uyuyan adamı uyandırmayacağından emin olmak için tempoyu iyice düşürdüm. Gözlerim sürekli yatak odasının kapısındaydı. Baybars’ın tamamen derin uykunun o savunmasız evresine geçtiğinden emin olmam gerekiyordu. Dakikalar dakikaları kovaladı. Mumların eriyen balmumları abanoz masanın üzerine doğru süzülürken, odadaki loş kızıllık yerini sabaha karşının o soluk, gri ışıklarına bırakmaya başlamıştı. Defteri ve kalemi koltuğun üzerine usulca bıraktım. Ayağa kalktığımda çıplak ayaklarımın parkeyle temasından doğan en ufak bir çıtırtı bile kalbimin ritmini tersine çevirmeye yetiyordu. Mustafa Keleş’in o buz gibi, emr

