HAYRA ALAMET

1567 Words
Feride sinir küpü bir halde eve geldi. Ne hadle önüne çıkabiliyordu o pislik? Onu yerden yere vurmadığı için kendisini suçladı. Çok ucuz yırtmıştı o it. Oysa Feride önceden onun çok tatlı bir kişiliğe sahip olduğunu düşünüyordu. Biraz sivri dilliydi güya sadece… Babaannesinin yanında tatlıydı. Diğer öğretmenlerin ve öğrencilerin yanında da çok tatlıydı. Hatta Feride’nin yanında bile tatlıydı genelde. Ama demek ki içi çürüktü. Dışarıdan sadece rol yapıyordu. Onun kendisinin kucağında ağladığı zamanı hatırladı. Feride sanmıştı ki bir erkek olarak kendisinin yanında ağlayacak kadar Feride’ye değer veriyordu Rüzgar. O da yalandı demek ki. Duşa girdi. Sanki bir aydır yıkanmıyormuş gibi bir saat boyunca yıkandı. Ama o iki pisliğin bıraktığı kirlilik hissini bünyesinden atması zordu. Banyodan çıktı. Havlusuna sarınmıştı. Saçını kurularken aynanın karşısına geçti. Islak kısa saçları gözlerine dökülüyordu. Bu halde bile bir erkek gibi görünüp görünmediğini merak etti. Rüzgar onu bu halde görse erkek gibi olduğunu söyler miydi? Muhtemelen söylemezdi. Feride’nin 95’lik memeleri bunu imkansız kılıyordu çünkü. Spor yaparken sallanmasınlar diye onları sarmak zorunda kalıyordu çoğu zaman. Jülide’nin derslerini aldığından beri kendisini bir tık daha kadın gibi hissetmeye başlamıştı yalan yoktu. Jülide’nin konuşmasını da taklit etmeye çalışıyordu. Biraz zordu gerçi. Jülide’nin sesi de Feride gibi gürdü. Ama cilveli tonu, hafif peltekliği, neşesi… Hepsi bir araya gelip ortaya mükemmel bir kadın sesi çıkarıyordu. Jülide’nin İbrahim gibi elit, yakışıklı ve güçlü bir adamla evlenmesine herkes şaşırmıştı ama Feride hiç şaşırmamıştı. Kendisi de öyle bir adam olsa Jülide’ye körkütük aşık olurdu çünkü. Kadın kelimesinin karşılığı gibiydi hatun. Jülide’nin derslerinden çok onunla zaman geçirmekten etkileniyordu Feride. Bir süre sonra istemsizce onu taklit etmeye başlamıştı. Elini onun gibi havada kıvırıyor, olmayan saçlarını arkaya savuruyor, gözlerini onun gibi süzmeye çalışıyordu. Arkasını döndü. Jülide’nin verdiği büyük poşet çantayı kaldırıp yatağının üstüne boşalttı. Jülide bunların; kocasından veto yiyen, giymesi yasaklı kıyafetler olduğunu söylemişti. Ama öyle olmadığını, Jülide’nin bunları onun için aldığını biliyordu Feride, çünkü Jülide evinin mahreminde istediğini giyiniyordu. Ve kocasının aklını başından almak için sınırları bayağı zorluyordu. Gerçi bunu yapmaya hiç ihtiyacı yoktu. Olay gerçekten kıyafetlerden çok onun tavırlarıydı. Ama… Yine de uğraşıyordu. O ‘bile’ çabalıyordu. Gözlerini kapatıp yığının içinden bir kıyafet çekti Feride. Kadife kumaştan daracık siyah bir elbiseydi. Sırtı açık ve oldukça miniydi. Feride havlusunu bir kenara bırakıp, yine Jülide’nin ona zorla aldırdığı beyaz dantel iç çamaşırı takımını giydi. Aynaya bakarken o kadar utanmıştı ki elbiseyi çabucak üzerine giydi. Böyle bir elbiseyi Jülide’nin eltisi Leyla’nın üzerinde görmüştü Feride. Leyla da Feride de uzundu. Ama Leyla esmer bir barbie gibiydi. Zarif vücuduna ne giyse yakışıyordu. Feride’nin vücudu onunkinden daha kıvrımlıydı. Hatta karnı, bacakları ve kolları kaslıydı. Yine de elbisenin duruşunu sevmişti. Leyla’nın bu elbiseyi nasıl kombinlediğini hatırlamaya çalıştı. Siyah tül bir külotlu çorap, ve uzun çizmeler giymişti. Ama Feride’nin uzun çizmeleri yoktu. Yarın almaya karar verdi birden. Birikmişi vardı biraz. Tabi bir Fak gelini olduğu için Leyla’nın çizmeleri kaç milyon milyar TL’ydi muhtemelen ama Feride de bütçesine uygun bir şey bulabilirdi. Bir post-it kağıdı çıkarıp aynanın üzerine yapıştırdı ve üstüne çizme yazdı. Sonra yığından başka bir elbise çekti. Şort etekli beyaz bir tenis kıyafetiydi. Ki bu da Jülide’nin bu alışverişi kendisi için yapmadığının en büyük kanıtıydı. Onu giymeye gerek görmedi Feride. Post-itin üzerine tenis şapkası yazdı sadece. Yığının içinden şık kahverengi bir palto çekti. Oldukça uzundu. Bileklerine kadar geliyordu. Feride telefonunu çıkarıp paltonun resmini çekti ve internette arattı. İnsanların benzer paltoları nasıl kombinlediğine baktı. Çoğu hoşuna gitmemişti. Aklına gelen bir fikirle Leyla’nın LB Moda markasının internet sitesine baktı. Onun tarzını seviyordu Feride. Belki kendine uyarlayabilirdi. Sitenin arama kısmına palto yazdı. Çıkan sonuçların arasında kendisininkine benzeyen bir model buldu. Haklıydı. Leyla’nın tarzı gerçekten çok güzeldi. Kendisine uyarlayıp uyarlayamayacağını merak etti. Post-ite boğazlı, krem rengi, kolsuz triko elbise yazdı. Böyle böyle araştırarak sabaha kadar kendisine bir liste ve kombin fikirleri oluşturdu. Yeni spor kıyafetleri de alacaktı. Züleyha ve Rüzgar onlar istedi diye değil, kendi istediği için değiştiğini göreceklerdi. ————- Üç gün sonra Jülide, Züleyha ve Rüzgar’ı birbirlerinden haberleri olmadan kahvaltıya çağırdı. Kızları okula göndermişti. Rüzgar’ın dersi geç başlıyordu ve Züleyha’nın boş günlerinden biriydi. Evde hizmetçiler haricinde sadece kocası ve kendisi vardı. Rüzgar geldikten on dakika sonra gelen Züleyha, İbrahim abisine sarılıp oturma odasına geçtiğinde Rüzgar’ı sıkılmış bir şekilde otururken buldu. “Seni de mi çağırdılar?” dedi şaşkın bir şekilde. “Evet.” dedi Rüzgar esneyerek. “O zaman ağzımıza s*çacaklar.” dedi Züleyha yüzünü buruşturarak. “Feride onlara anlattıysa memnun olurum. Tek başına üzülmemiş olur en azından.” dedi Rüzgar. “İbrahim abimin tersi pistir. Keşke anlatmasaydı dersin bir süre sonra.” dedi Züleyha. Rüzgar güldü . “O konuda korkacağım kişi Jülide olur. Ki İbrahim’in yumruğunu yemişliğim var.” dedi. “Hadi masaya geçin.” dedi kocasıyla kol kola içeri giren Jülide. Rüzgar ve Züleyha ayaklandı. Masaya oturdular. Bir süre sessizce kahvaltılarını yaptılar. “İbrahim?” dedi Jülide bir süre sonra. “Efendim karıcığım?” dedi İbrahim. “Sence karınlarını doyurmuşlar mıdır?” dedi Jülide. Rüzgar ve Züleyha onların tuhaf konuşmalarını dinliyorlardı merakla. “En azından artık mideleri boş değil.” dedi İbrahim. “İzninle başlıyorum o zaman.” dedi Jülide. İbrahim peçeteyle dudaklarının kenarını silip karısına gülümsedi. “Önden buyur!” dedi. Ve Jülide açtı ağzını, yumdu gözünü! —————- “Benim niyetim kötü değildi.” dedi Züleyha savunma olarak. Jülide kahvaltıyı boğazlarına dizdiği için masadan erkenden kalkmış ve kahve faslına geçmişlerdi. Züleyha savunmasına devam etti. “Feride’yi çok seviyorum. Ona çok değer veriyorum. İstedim ki biraz daha kadınsı olursa mutlu olur. Onun mutlu olmadığını siz de gördünüz. Hayat gailesi içinde ot gibi yaşayıp gidiyordu. Aldığı simitin bile hesabını yapıyordu. Ve erkek gibi olduğu için hem kendisi hem diğerleri ona kaldırabileceğinden fazla yükleniyordu.” “Normal insanlar hayat gailesi içinde yaşarlar.” dedi İbrahim. “Sen buna ihtiyaç duymayan şanslı kesimdensin. Hayatını istediğin gibi yaşayacak kadar maddi manevi anlamda özgürsün. O değil. Adım atarken iki kere düşünmek zorunda.” “Benim bir savunmam yok. Züleyha’yla çıkmak uğruna onu kullandım.” dedi Rüzgar. Jülide onun kulağına yapışıp koparmak istercesine çekti. “Bir de övünür gibi marifetini anlatıyor.” diye çemkirdi. “Ah… Aahhhh!” diye bağırdı Rüzgar. Zil çaldı. Hizmetçilerden biri kapıyı açmaya gitti. Koridorda ayak sesleri duydular. Hepsi kimin geldiğini görmek için kapıya döndüklerinde içeriye neredeyse koşar gibi giren Feride’yi gördüler. “Jülide sana bir şey göstermem laz-…” diye neşeyle şakıyan Feride, birden kimlerin odada olduğunu görünce durdu. Yan yana oturan Rüzgar ve Züleyha’yı görünce neşeli ifadesi solup daha soğuk bir ifadeyle yer değiştirdi. “Ferideee… Bayıldım sana. Çok güzel olmuşsun.” diyerek heyecanla ayağa kalkıp onun yanına koştu Jülide. İbrahim, Züleyha ve Rüzgar’ın ağzı açık kalmıştı. Feride siyah dar bir boğazlı kazak ve kırmızı yeşil kareli bir mini etek giymişti. Ayaklarında kısa siyah botları vardı. Kısa saçları altın rengi incecik bir taçla geriye yatırılmıştı. Yüzünde makyaj yoktu ama ihtiyacı da yoktu. Cildi çok temiz ve güzeldi çünkü. Kulaklarında üçer sıra halinde altın rengi minik küpeler vardı. “Teşekkür ederim.” dedi Feride, Jülide’ye. Böyle iltifatları çok fazla almıyordu o yüzden hoşuna gitmiş, yanakları kızarmıştı. “Gerçekten çok güzel olmuşsun.” dedi Züleyha. Gözlerinde gurur duyan bir bakış vardı. Feride onu duymazdan ve görmezden gelince kaşlarını çattı. Rüzgar ise… Açıkçası o da Feride’ye bayılmıştı. Sadece yüzü değil bedeninin de böyle güzel olduğunu hiç tahmin etmiyordu. Jülide ‘Feride’ demese tanımazdı belki de… Uzun zamandır onun bir kadın gibi giyindiğinde nasıl olacağını hayal etmeye çalışıp duruyordu. Ortalama hatta biraz erkeksi hatları olan bir kadın şeklinde olacağını düşünmüştü. Bu kadar hoş bir şey olacağını hiç hayal bile etmemişti. Ama… Bundan pek hoşlanmamıştı. Bu onun alıştığı Feride değildi. Saçlarını karıştırdığı, kafasına vurduğu, yeri geldiğinde rahatça küfrettiği hatta yanında ağlayabilecek kadar cinsiyet kalıplarından çıkarttığı Feride değildi. Ayrıca sanki biri onun açmaya kıyamadığı değerli bir hediyeyi açmış ve dünyaya sergilemeye başlamıştı. Biri onun mahremine dokunmuş gibi rahatsız olmuştu bundan Rüzgar. Ve sinirlenmişti. Yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi. “Demek sonunda bir parça kadın olmaya karar verdin.” dedi. Gözlerini Feride’nin yeşil gözlerine dikti. Feride ona Jülide’yi hatırlatan şuh bir bakış attı. “Canımın istediğini yapmaya karar verdim daha çok.” dedi. Sonra elini o ve Züleyha’yı gösterecek şekilde havada dolaştırdı. “Tahminimde yanılmadım. Çok yakışmışsınız.” dedi . Züleyha, Rüzgar’ın koluna girdi. “Sağ ol.” dedi. “Emeğin büyük nasılsa.” Feride onu yine görmezden geldi. Rüzgar’a cevap verip kendisini sürekli görmezden gelmesine kızdı ve üzüldü Züleyha. “Jülide, ‘nasıl olmuşum’ diye sormaya gelmiştim. Habersiz geldim kusura bakmayın.” dedi Feride. “Okul için biraz fazla şık değil mi?” diye sordu İbrahim. Jülide’nin yanında ona güzelsin demeye cesaret edememişti. Feride ona gülümsedi. “Okuldan sonra bir randevum var.” dedi. “Doktor randevusu mu?” diye sordu İbrahim. “Bir erkekle sanırım.” dedi Rüzgar. Bu kıyafetlerin hayra alamet olmadığı belliydi zaten . “Burak diye bir arkadaşım benden bir şans isteyip duruyordu. Ben de bir deneyeyim dedim.” diye açıkladı Feride, İbrahim’e. İçeriye ilk girdiğinde Züleyha ve Rüzgar’ı koltukta öyle yan yana görünce bir öküz gelip yüreğinin tam orta yerine çökmüştü sanki. Şimdi Rüzgar’ın da ‘bunu’ duymuş olmasına sevinmişti. Onun yüreğine bir öküz oturmazdı tabi. Feride onun umrunda bile değildi. Ama yine de Feride ona kendisinin de arzulanabilen bir kadın olduğunu kanıtlamak istiyordu umutsuzca. “Hayırlı olsun.” dedi Rüzgar umursamaz bir sesle. Ayağa kalktı. Elini Züleyha’ya uzattı. Feride tarafından görmezden gelindiği için üzülen ve kızan Züleyha bunu ufak bir intikam fırsatı olarak görüp onun elini tutarak ayağa kalktı. “Size de.” dedi Feride. Bir onlara bir birleşen ellerine baktı ve Jülide’yle kocasına “Görüşürüz!” diyerek dış kapıya doğru yürüdü .
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD