ŞAMPANYA ŞİŞESİ

1770 Words
“Benim, tanıyamaman normal. Ben de kendimi tanıyamıyorum.” dedi Feride. İbrahim onun berbat haline bakarak kaşlarını çattı. Arabadan indi. Arka koltuğun kapısını açıp siyah ceketini çıkardı ve Feride’ye uzattı. Feride minnettar kalarak üzerine oldukça bol olan ve kalçalarına kadar inen ceketi alıp giydi. Gerçekten çok üşümüştü. “Atla! Eve gidelim.” dedi İbrahim. Feride’nin itiraz etmeye ne hali ne gücü vardı. Usulca arabanın yan koltuğuna oturdu. İbrahim torpidoya uzanıp ıslak mendil ve peçete çıkardı. Onları Feride’nin kucağına koydu. Bu kadarcık şefkat bile Feride’nin yeniden muslukları açmasına yetmişti. Hem ağlayıp hem makyajını temizledi Feride. Eve gidene kadar hiçbir şey sormadı İbrahim. Durumun hassas olduğunu anlamıştı. Sadece Feride ısınsın diye klimayı daha sıcak bir dereceye ayarladı. Jülide kocasını karşılamak için seke seke gelip Feride’yi o halde görünce az kalsın çığlığı basacaktı. Feride onu görünce tekrar ağlamaya başlamıştı. “Sen haklıydın.” diyebildi sadece. Jülide ona sarılıp içeri çekti. Ona kendi rahat pijamalarından verdi. Ve bu gece kalması için hizmetçilere bir oda ayarlattı hemen. Elinde ıhlamurla mutfakta oturan Feride, Jülide ve İbrahim’e her şeyi anlattı. İkisi de onun adına kızmış ve üzülmüştü. “Kusura bakma.” dedi Feride, İbrahim’e. “Sana biraz kuzenini şikayet ediyor gibi oldum ama…” “Benim de iki kızım var Feride. Tırnaklarına taş değsin istemem. Sana haksızlık yapmışlar. Kuzenim bile olsa haksız.” dedi İbrahim. “O, Rüzgar’ı bir yakalarsam var yaaa…” dedi Jülide. Gözlerini kısmış, yumruğunu diğer avucuna sertçe vurup sanki bir şey ezer gibi bastırmıştı. “Ben Züleyha’ya Rüzgar’dan daha çok kızıyorum.” dedi Feride. “Rüzgar’ı daha dün tanıdım. Züleyha benim arkadaşım ve hemcinsimdi. Bana bunu yapmamalıydı.” “Yok yok, Rüzgar da az şerefsiz değil şimdi.” dedi İbrahim. “Bir olmuşlar el kadar kızla uğraşıyorlar.” dedi Jülide sertçe. “24 yaşındayım.” diye hatırlattı Feride. “Sus, daha küçüksün!” diye kızdı ona Jülide . Feride ona gülümseyip İbrahim’e döndü . “Beni arabana aldığın için teşekkür ederim.” dedi . “Estağfurullah. Sen benim kardeşim sayılırsın. En ufak sıkıntında bir abi gibi yanında olurum.” dedi İbrahim. “Merak etme. Ben yarın ikisinin de ağzına s*çıcam.” dedi Jülide. “Gerek yok.” dedi Feride. “Hayatımdan çıkaracağım onları. Gerekirse okuldaki işimi bile bırakırım. Birkaç haftaya tayin sonuçları açıklanacak. Büyük ihtimalle atanacağım zaten. Gider atandığım yere temelli yerleşirim.” Jülide ve İbrahim bakıştı. Jülide, Feride’nin hayatından çıkmasını istemiyordu ama Feride daha tanıştıkları ilk gün atanmak istediğini söylemişti. “Olsun. Ben yine de ikisini de çıktıkları yere geri sokmazsam rahat edemem.” dedi Jülide. “Sen bir dur durduğun yerde!” diye çıkıştı İbrahim. Ama kendisinin de o iki aptala bir çift sözü vardı. Bu kız yetimdi. Hangi vicdan yoksunu bir yetimle uğraşırdı. Birden aklına bir diğer yetim tanıdığı Lamia geldi. Karşı tarafın itirazıyla Lamia’nın erken salınma kararı rafa kalkmıştı. Normal cezasını tamamlayacaktı. “Gerçekten gerek yok. Biri kuzeniniz, biri arkadaşınız. Benim için kötü olmanıza gerek yok. Onların bir ömür yüzüne bakacaksınız. Beni ne kadar göreceksiniz ki!” dedi Feride. Durdu. Alaycı bir gülümseme takındı. “Evlenirlerse zaten çifte takılırsınız.” “Feride, sana dalacağım şimdi. Ne demek seni ne kadar göreceğiz? Başka şehre gideceksin diye benimle iletişimi kesmeyeceksin herhalde. Gider zorunlu görevini tamamlar, dönersin İstanbul’a. “ “İstanbul’a beni bağlayacak bir şey yok ki Jülide. Gittiğim yere temelli yerleşmemem için de bir sebep yok.” dedi. Jülide, kocasına baktı. “Ben bunun saçını başını yolarım.” dedi Feride’yi işaret ederek. Sonra Feride’ye döndü. “Benim burada olmam yeterince iyi bir sebep değil mi?” diye sordu . “Harika bir sebep ama… Buraya gelişlerimde ‘onlarla’ karşılaşma tehlikesi var.” “Sen geleceğin zaman mesaj yaz bana, ben onları kovarım.” diye söz verdi Jülide. ———— Rüzgar, Züleyha’yla olan randevusu için güzel bir yer ayarlamıştı. Menekşe gözlerini vurgulayan lila bir gömlek, krem rengi bir pantolon giymişti. Oldukça şıktı. Ayrıca Züleyha ünlü biri olduğu için mekanı kapatmak zorunda kalmıştı. Yoksa bakışlardan yemek yiyemezlerdi. O kadar hazırlığına rağmen nedense en ufak heyecan hissetmiyordu. İstediğini elde etmişti ama başarmanın getirdiği zafer hissi dışında bir düşüncesi yoktu. Züleyha eteği tersine bir lale gibi kalçalarını saran askılı siyah bir elbise giymiş bir halde topuklu ayakkabılarını tak tuk yere vurarak yanına geldi. Güzeldi, çekiciydi, seksiydi. Ama sirke satan asık suratı Rüzgar’ın midesini düğümlüyordu. Masaya gelen Züleyha, selam sabah vermeden Rüzgar’ın önündeki şarap bardağını alıp kafasına dikti. Sonra keskin bakışlarını Rüzgar’a dikti. “Bugünden itibaren sevgiliyiz. Bir aya nişan düğün ne varsa yapıyoruz.” dedi. “OHA!” dedi Rüzgar, Züleyha karşısındaki sandalyeye kendini bırakırken. “Evleneceğiz. O Doğan da Feride de görecek günlerini.” dedi. “Feride mi?” dedi Rüzgar şaşkın bir şekilde. Doğan’ın isminin geçmesine de şaşırmıştı aslında. “FERİDE!” diye bağırdı Züleyha. Kalkıp masaya gelen garsonun elindeki buz kovasının içinde duran şampanyayı aldı. Rüzgar’ın ve garsonun şaşkın bakışları haricinde şampanyayı birkaç saniye uğraşarak patlattı ve şişeyi olduğu gibi kafasına dikti. “Tamam siz gidebilirsiniz.” dedi Rüzgar, garsona. Başka bir garson siparişlerini almak için masaya gelmişti. “Seçmek için uğraşacak havada değilim. Benim yerime de sipariş ver.” dedi Züleyha. Şişeyi kafasına dikmeye devam etti. Rüzgar ikisine de direkt ana yemek olarak osso buco sipariş edip garsonu gönderdi. Hala şişeyle aşk yaşayan Züleyha’ya çatık kaşlarla baktı. “Feride ne alaka?” diye sordu. Züleyha ona alaycı bir bakış attı. “Arayıp sana kızmadı mı? Tek azarı ben mi yedim?” dedi. “Neden kızsın ki?” “Çünkü ona her şeyi anlattım. Dün törenden önce. Bir güzel ağzıma s*çıp s*ktir olup gitti. Meğer bir parça olsun kredim yokmuş. İlk hatamda gömdü beni.” dedi Züleyha . Rüzgar doğru duyduğundan emin olmak için öne eğildi. “Her şeyi derken?” diye sordu. “Onu nasıl kullandığını ve benim seni nasıl teşvik ettiğimi.” dedi Züleyha. “Bu yüzden mi telefonlarımı açmadı bugün?” dedi Rüzgar rahatsız bir sesle. İçinde bir panik oluşmaya başlamıştı. Köşede elinde su sürahisiyle bekleyen garsona işaret edip bardağına su doldurttu ve o suyu kafasına dikti. “Bilemem.” dedi Züleyha. “Çok mu kızmıştı?” diye sordu Rüzgar. “Hem kızdı hem çok ağladı sonra da çekip gitti. Törene bile katılmadı.” dedi Züleyha. Rüzgar usulca cebinden telefonunu çıkardı. Feride’yi aradı. Aradığı numaraya ulaşılamıyordu yine. Derin bir nefes alıp verdi. Doğan’ı aradı bu sefer. Neyse ki Doğan açmıştı. “Alo… Doğan?” dedi. Züleyha hemen ona dikkat kesildi. Hatta kalkıp Rüzgar’ın arkasına dolaştı ve kulağını telefonun diğer tarafına yapıştırdı. Rüzgar şaşırmıştı. Ama konuşmaya devam etti. “Efendim?” dedi Doğan. Uzaktan da olsa onun tok sesini duymak Züleyha’nın içinde bir şeyleri dürtmüştü. “Doğan? Büyük s*çtım. Bu gerizekalı Züleyha, Feride’ye her şeyi söylemiş.” diye şikayet etti Rüzgar. Züleyha kolunu onun kafasının arkasından dolayıp yanağını iki parmağı arasına aldı ve tüm gücüyle sıktı. Bunca yıl sonra Doğan’ın üstünde uyandırmak istediği etki ‘gerizekalı’ olduğu fikri değildi. “Aaahhh!” diye bağırdı Rüzgar. “Sana iyi olmuş.” dedi Doğan. “Ben sana ‘yanlış yapıyorsun’ dedim. Farkındaysan ne zaman benim düşüncemin aksine iş yapsan ‘büyük’ s*çıyorsun.” dedi. “Feride’yi böyle kaybetmek istemiyorum. Bana ne yapmam gerektiğini söyle.” dedi Rüzgar. “Oğlum bu saatten sonra ne yapacaksın! Affedeceğini sanmam ama en azından özür dile. Kendini açıklamaya çalış.” dedi Doğan. “Niye affetmesin? Affeder Feride. O anlayışlı bir kız.” dedi Rüzgar. “Oğlum sen ve o ‘gerizekalı’ Züleyha kızın gururunu kırdınız. Ben şahsen affetmezdim. Bak! Yüzüne söylüyorum. Bunca yıllık arkadaşımsın!” dedi Doğan. Züleyha utanmasa olduğu yerde ağlayacaktı. Doğan’ın aklına ‘gerizekalı’ diye yerleşmişti işte. “Ben özür dilersem affeder.” dedi Rüzgar. Feride onun kolay özür dilemeyen biri olduğunu biliyordu. “E bir dene şansını madem. Kulağımda ağla diye telefonumu açık tutayım bari ben de.” dedi Doğan gülerek. “Tamam, kapat!” dedi Rüzgar ve telefonu Doğan’ın yüzüne kapattı. Züleyha öfkeyle geri çekildi ve Rüzgar’ın kafasına vurdu bir tane. Doğan’a nasıl böyle bir saygısızlık yapabiliyordu bu ‘gerizekalı’? “Sen ‘Doğan’ deyince bir coşuyorsun ha!” dedi Rüzgar. “Ne coşacağım!” diyerek inkar etti Züleyha. Geçip tekrar yerine oturdu. “Bir aya evleneceksek bana dürüst ol. Senin aklın Doğan’da mı hala?” diye sordu Rüzgar alaycı bir şekilde. “O evlilik meselesini sinirle söyledim. Ciddi değildim.” dedi Züleyha. Doğan’ın sesini duymak bile bu fikirden midesinin bulanmasına yetmişti. “İyi, hadi bu ‘çıkma’ meselesini de sinirle söylemiş olalım. Beni pek açmadı bu randevu.” dedi Rüzgar. Züleyha gülümsedi. “Feride seni affetmez diye mi korkuyorsun?” diye sordu. “Yoo, ne alakası var!” dedi Rüzgar. Ama Züleyha onu yakalamıştı bir kere. Dirseklerini masaya yasladı. Parmak uçlarını birbirine geçirdi ve onlardan oluşturduğu köprü üzerine çenesini koydu. “Seni affetmeyecek.” dedi gülümseyerek. “Affedecek.” dedi Rüzgar kararlı bir sesle. “Ona açıklayacağım.” “Affetmeyecek. Zaten açıklayabileceğin hiçbir yol yok. Çünkü onu gerçekten kullandın. Bencilce isteklerin için! Farklı bir taktik denemelisin. Bu da benimle ‘sevgili’ numarası yapıp onun sinirlerine oynamak olmalı.” dedi Züleyha. “Senin aklınla iş yaptığımız için bu haldeyiz.” dedi sinirle Rüzgar. Ayaklandı. “Bu geceyi olmamış sayalım. Doğan’a olan ilgini yeni anladığım için şimdi böyle bir yemekte bile olmamız midemi bulandırıyor ve ensest gibi hissettiriyor. Her şeyin ücretini ödedim. İstediğin kadar kalıp yemeye içmeye devam edebilirsin.” diye ekledikten sonra çıkışa yöneldi. “Affetmeyecek. Dediğime gelecek ve beni arayacaksın.” diye bağırdı Züleyha arkasından. Şampanya şişesini başına dikmeye devam etti. Dün Feride’nin halini görmüştü. Özür işe yarayacak gibi olsa Züleyha herkesten önce dilerdi. Gözleri doldu. —————- Rüzgar okulda Feride’yle konuşacaktı ama Feride rapor alıp okula gelmemişti. Onun evine de gitmişti Rüzgar. Evde yoktu. Ya da kapı bilerek açılmamıştı. Akşama Feride’nin çalıştığı spor salonunun çıkışında beklemeye başladı. Feride, Teo abisiyle vedalaşıp montunun fermuarını çekmek için uğraşarak eve doğru yürümeye başlamıştı. Çocuk parkının içinden geçerken Rüzgar onun yolunu kesti. Feride ona bakmadan derin bir nefes alıp yanından geçmek üzere hamle yapmıştı. Ama Rüzgar buna izin vermedi. Onun sağa ya da sola gitmesini önüne çıkarak engelledi. “Çekil!” dedi Feride. “Konuşmalıyız.” dedi Rüzgar. Feride iç çekti. Ona yaklaştı. Gözlerini ilk defa Rüzgar’ın gözlerine dikti. Gülümsedi. Rüzgar da ona gülümsedi. Feride bir adım atıp tam önüne geldi. Elini Rüzgar’ın omzuna koydu. Rüzgar omzuna koyulmuş kısa tırnaklı ele baktı. Sonra gözlerini tekrar Feride’ye dikti. “Feride…” diye başladı ama neredeyse aynı anda gözlerinin önünde yıldızlar uçuşmaya başlamış ve iki büklüm olmuştu çünkü Feride dizini tam onun erkekliğine geçirmişti. “Birbirinize çok yakışıyorsunuz. Benden uzak Allah’a yakın olun.” diye tehditkar bir şekilde kulağına fısıldadı Feride. Onu o şekilde acı içinde bırakıp yanından geçti ve evine doğru yürümeye başladı. Bir saat sonra bile Rüzgar hala o parkta bir bankta oturuyordu. Dirseklerini dizlerine dayamış ve ellerini yere sarkıtmıştı. Gözleri düşünceli, bakışları yerdeydi. Telefonunu çıkardı. Ve Züleyha’yı aradı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD