MAFYATİK

1648 Words
Rüzgar, Feride’nin dizine uzanmış, onun yumuşak ellerinin saçlarını okşayarak kendini teselli etmesine izin veriyordu. Hala ufak ufak iç çekiyordu. Normalde bir kadının yanında ağlamazdı o. Daha doğrusu ailesi ve Doğan dışında kimsenin yanında ağlamazdı. Ama Feride farklıydı. Onun yargılamayacağını biliyordu Rüzgar. “Doğan’la nasıl tanıştınız?” diye sordu Feride. Belki biraz durumdan faydalanıyordu ama Rüzgar’a böyle dokunabiliyor olmak muazzam bir duyguydu. Bir erkeğin bu kadar güzel olmasına bir kez daha hayret etti. Islak kirpikleri kızarmış menekşe gözlerini çevreliyordu. Burnunun ucu kızarmıştı. Rüzgar’ı ilk defa bu kadar savunmasız ve kalkanlarından arınmış görüyordu. “Babam babasıyla iş yapıyor. Çocukluktan tanışıyoruz. Ama öyle arkadaş değildik. İkimiz de ergenliği ağır geçirdik. Ailelerimiz bizimle başa çıkamıyordu. Babam biraz akıllanayım diye Amerika’da bir askeri lise bulmuştu benim için. Doğan’ın babasına da aynı şeyi tavsiye etmiş. Biz iki mal zorla uçağa bindirildik ve o okula gönderildik. Birbirimizden pek haz etmiyorduk ama o okulda ki tek Türkler olarak birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Ben bir gün okuldaki büyük sınıflarla kavga ettim. Beni ıssız bir yere götürdüler. Yüzü güzel bir çocuktum… Şey… Başıma kötü şeyler gelecekti yani. Doğan onları beni itip kakarken görmüş ve komutana gitmiş. O şekilde kurtuldum. Sonra o herifler beni bir kez de duşta sıkıştırdı. Bu sefer Doğan bizzat kendisi ortaya çıkıp hepsinin ağzını yüzünü kırdı. Beni revire götürdü. Biraz dövülmüştüm. Ağzım yüzüm kan içindeydi. Doğan hiç iğrenmeden yüzümü temizledi. O gün o revirde hiç konuşmadan birbirimizin en yakın arkadaşı olduk. Birkaç ay içinde okulun amansız ikilisiydik. Mezun olup Türkiye’ye döndük. Üniversiteye burada gittik. O Ankara’da Siyasal Bilimler okudu. Ben İstanbul’da Uluslararası İlişkiler.” “Resim öğretmenliğini sonra mı okudun?” diye sordu Feride. “Şey… Evet.” dedi Rüzgar. “Uluslarası ilişkilerde iş bulmanın zor olduğunu duymuştum. O yüzden ikinci bir bölüm okumuş olmalısın.” dedi Feride. Rüzgar, istihbarattaki işini, bölümüne ve askeri okul geçmişine borçluydu ama bunu Feride’ye söyleyemezdi. Gözleri kapalı bir şekilde başını sallayarak onayladı. Sonra yavaş yavaş uykuya daldı. —————- Uyandığında sabah olmuştu ve başının altında Feride’nin dizleri değil bir yastık vardı. Mutfaktan güzel kokular geliyordu. Kısa bir an Doğan’ın geri döndüğünü düşünüp heyecanlandı. Hemen mutfağa koştu. Ama mutfaktaki Doğan değil Feride’ydi. “Sana kahvaltı hazırladım. Benim eve gidip üzerimi değiştirmem lazım. Fenerbahçe formasıyla derse gidemem sonuçta. Okulda görüşürüz.” dedi Feride. Rüzgar yanından geçerken onun elini tuttu. Feride bir eline bir Rüzgar’a baktı. “Kahvaltıyı birlikte yapalım. Ben sana kıyafet bulurum.” dedi . “Senin kıyafetlerin bana büyük olur.” dedi Feride. Rüzgar’ın bedenini alıcı gözle bir süzdü. Yanakları kızarmıştı. “Zaten bol giyiyorsun. Bir şey olmaz.” dedi Rüzgar. “Ya da birlikte çıkar, okuldan önce senin evine gideriz. Değiştirirsin üstünü. Araba var nasılsa.” “Öyle yapalım o zaman.” dedi Feride. Masaya geçtiler. Rüzgar çayları doldurdu. Gözleri yine dolmuştu. “Yine ne oldu?” diye sordu Feride . “Bunların hepsini Doğan’cığım yapıyordu ne güzel. Şimdi tek başıma yaşamak zorundayım. Anamın evine mi dönsem?” dedi Rüzgar. “Koca adamsın. Tek başına yaşamakta ne var!” dedi Feride. “Ben yumurta bile kıramam. Mecburen dışarıdan yiyip 350 kilo olacağım.” dedi Rüzgar. Bir çocuk gibi nazlanıyordu Feride’ye. “Dışarıda sağlıklı yiyecekler de var. İstersen sana ben de evde yaptıklarımdan getirir, okulda veririm.” “Sana zahmet olmasın. Annemden rica ederim, evdeki aşçımız yapar sonra bana gönderirler.” dedi Rüzgar. “Bu rahatlıktan istiyorum.” dedi Feride hafif bir kıskançlıkla. “Sen dün akşam buraya o kadar çabuk nasıl geldin bu arada? ‘Geliyorum’ diye yazdığın mesajla gelmen arasında 15 dakika var.” “Taksiye bindim.” dedi Feride. Rüzgar şaşkınlıkla ona baktı. “Oha! Sırf benim için endişelendin diye taksiye para mı verdin? Yaaa Ferideeeee! Ağlatacaksın beni!” dedi alaycı bir şekilde sırıtarak. “Senin buna değdiğini düşünmüşüm demek ki!” dedi Feride. Sırıtışı, yumuşak bir gülümsemeye evrilen Rüzgar’ın içi bu cümleyle sıcacık olmuştu. “Sahi! Rüzgar siz nerelisiniz? Karadenizli mi?” diye sordu Feride. “Egenin incisi Muğla. Sen?” “Sivas.” “Orada hiç akraban var mı?” diye sordu Rüzgar. Bu kızın bu kadar kimsesiz olması garibine gidiyordu. “Baba tarafım farklı yerlere dağılmışlar. Almanya, Fransa, Mısır’da akrabalarım var. Çoğuyla görüşmüyorum. Burada annemin kızkardeşi var. Yetim ve öksüz ortada kalınca onların yanına gelmiştim ‘anne yarısı’ diye. Sonra eniştem istemedi beni. Öyle olunca teyzem, babamdan kalanlarla bana evimi alıp beni ayırdı. Arada haber alıyor işte. Eve de çağırıyor ama ben pek gitmek istemiyorum. Senin?” “Babaannemi tanıyorsun. Anne babam kışları burada, işlerin başındalar. Bizim şirketi birlikte yönetiyorlar. Babaannemle birlikte Jülide’ye yakın bir evde oturuyorlar. Yazları Muğla’da geçiriyorlar. Bir sürü halam, amcam, teyzem, dayım var. Hatta sanırım geçenlerde birinden bir miras kaldı bana.” “Sanırım mı?” diye gözlerini kırpıştırdı Feride. “O halamın varlığından bile bihaberdim doğrusu. Çocuğu yokmuş. Kocasından bir sürü malı mülkü varmış. Mirası kendi ailesine gitsin diye erkek yeğenlerinden birine bırakmak istemiş. Piyango da bana vurdu çünkü bir bayramda ailecek elini öpmeye gitmişiz ve beni çok sevmiş. Ama gidip bakmadım bile.” dedi . “Hayatlarımız ne kadar farklı!” diye mırıldandı Feride. “Ama sen ve ben şu an aynı masadayız güzelim.” dedi Rüzgar. Gülümseyerek ona göz kırptı. Feride’nin kalbi bir vuruş atlamıştı sanki. Derin bir nefes aldı. ————— Rüzgar okul çıkışı Mahir’i bahçede buldu. Yağmur yağıyordu ve Mahir; siyah, jilet gibi takımı ve şoförü tarafından başına tutulmuş siyah şemsiyesiyle fazlasıyla karizmatik duruyordu. Ama bir ilkokul bahçesinde oldukları için bu görüntü biraz komik de kaçıyordu. Çünkü bu etkileyici sahnenin etrafında koşuşturan kocaman çantalı, rengarenk şemsiyeli minik cüceler vardı. “Aaa, velim gelmiş. Yaşasın.” dedi Rüzgar, sırıtarak Mahir’in yanına geldiğinde. Mahir yine çelik katılığında bir bakışla baktı Rüzgar’a. Rüzgar bir an onun seks hayatını merak etti. O işi yaparken bari bir an olsun gevşiyor muydu? “Akıllı bir insan, önünde kapkaça uğradığı okuldan ayrılırdı.” dedi Mahir. “Ayrılsam daha çok dikkat çekmez miydim?” dedi Rüzgar. “Bir operasyon için değilse neden burada çalışıyorsun ki zaten?” “Göze batmayan sahte bir iş bulmamı sen söylemiştin.” “Senin gibi zengin bir çocuk bir okulda öğretmen olarak işe girince göze batmadığını mı düşündün gerçekten!” “Kimse bana senin burada ne işin var demedi! Arkadaşlarım var. Altın gününe bile katıldım. Sınıf defteri doldurmayı öğrendim ki en zoru buydu. Elimden geleni yapıyorum. Ama seni memnun etmek çok zor. Babamı memnun etmek için bu kadar uğraşmadım ben.” dedi Rüzgar. “Ama yaptığın her şeyi bir kız için yaptın.” diye belirtti Mahir. “Sen bunu nereden biliyorsun?” diye sordu Rüzgar rahatsız bir şekilde. Doğan’ın onu satmayacağını biliyordu. “Ben senin aldığın nefesi, geçtiğin yolları hatta kaç tane k*ndom kullandığını bile biliyorum.” dedi Mahir. “Sen benim en gözetime ihtiyaç duyan adamımsın. Dağınık ve hataya meyillisin.” “Beni kov! Sen de kurtul ben de kurtulayım. Doğan’ımı da gönderdin zaten!” dedi Rüzgar. “Doğan’ı senden korumak için gönderdim. Daha dikkatli olsaydın şimdi kimse bu konumda olmazdı.” “Senin dikkatli olma anlayışın en devlet adamı halinle okulun bahçesine kadar gelip benimle bu konuları konuşmak mı?” “Deşifre olduğun belli olduğundan beri seni bir kilometrelik bir yarıçap içinde koruyorum. Şu an burası gayet güvenli.” dedi Mahir. Bakışları bir anlığına yumuşadı. “Sizin önceliğiniz toplumu, benim önceliğim sizi korumak.” dedi. “O halde neden Doğan’ı sınır ötesine gönderdin?” diye sordu Rüzgar küskün bir şekilde. “O gönüllü oldu. Orada da korunuyor merak etme. Onun için endişelenmene gerek yok.” “Doğan’ın abisi misiniz?” dedi Feride arkalarından. Rüzgar, o adamla konuşuyor diye yanlarından geçip gidecekti sadece ama son cümleyi duyar duymaz koşarak yanlarına gelmişti. Rüzgar gergin bir şekilde saçlarını karıştırdı. Mahir boğazını temizleme ihtiyacı duymuştu. “E-evet!” dedi Mahir. “O halde size kızacağım.” dedi Feride. Ellerini beline koydu. “Neden bu çocuğun arkadaşını taa oralara, Arap şeyhinin ayağına yolladınız. Çabuk bu çocuğun Doğan’ını geri verin!” Mahir, inleyerek gözlerini kapatan Rüzgar’a bir bakış atıp Feride’ye döndü. “İş için gerekliydi.” dedi . “Koskoca pavyonda başka adam mı yoktu yani!” dedi Feride. “Pavyon?” dedi Mahir. Heykel suratı bir anlığına ufak bir dehşet ifadesiyle bozulmuştu. Rüzgar ona korku dolu bir bakış atıp Feride’yi dürttü ama Feride onu umursamadan devam etti. “Rüzgar ne kadar üzüldü biliyor musunuz? Sanki pavyonculuk çok matah bir işmiş gibi bir de yatırım arıyorsunuz. Mafya kılıklı iğrenç herif seni!” diye çıkıştı Feride. Ama bunları söylerken çarpılmamak için dua etti. Tamam herif mafya kılıklı filandı ama çok erkeksi ve yakışıklıydı. Bir Rüzgar değildi gerçi… Rüzgar elini Feride’nin ağzına kapattı. “Şaka yapıyor. Şaka!” dedi Mahir’e. “Hadi sen git Mahir abi!” Mahir ona öldürmek ister gibi baktı. “Anladığımı sanmıyorum hanımefendi. Ben pavyoncu muymuşum!” dedi. Feride, Rüzgar’ın elini ağzından itti. “Hayırdır. Yakıştıramadınız mı? Pavyon değil de ‘lokal’ demeyi mi tercih ediyorsunuz?” dedi Feride. Mahir’in gözünün altı seğiriyordu sinirden. Elini, Rüzgar’ın ensesine atıp sıktı. Sabırlı olmak için derin bir nefes aldı. “Aile içi meselelere karışmazsanız sevinirim.” dedi Feride’ye. Sonra da Rüzgar’a çok şey vaat eden bir bakış atıp arabasına doğru uzaklaştı. “Ne uyuz bir adam!” dedi Feride peşinden. Sonra Rüzgar’a gülümsedi. “Bu adamı görünce Doğan için endişelenmeni anlıyorum sanırım. Doğan’ın böyle mafyatik tiplerle akraba olmasını beklemezdim. Pavyon işlettiğini bile duyunca şaşırmıştım. Halbuki ne kadar tatlı bir adam.” dedi . Doğan’ın bir adamın boynunu kırarak öldürebileceğini bilen Rüzgar bu fikre pek katılmıyordu. Kendi elleri de pek temiz sayılmazdı zaten. “Bana kızdın mı o adamla konuştuğum için?” diye sordu Feride masum bir sesle. Rüzgar’ın gergin tavrını buna bağlamıştı. “Kızdım. Ama yine kendini düşünmeden hareket ettiğin için kızdım. Allah benim belamı vermiş zaten. Sen mafya olduğunu düşündüğün adamla nasıl konuşuyorsun öyle! Gerizekalı Feride!” “Niye konuşmayacakmışım? Devlet var, polis var. Ayrıca uzaktan sizi gördüğümde seni tehdit ediyor gibiydi… O yüzden kendimi tutamadım.” dedi Feride. Sona doğru sesi incelmiş, spor ayakkabısının ucuyla yerde bir delik açmaya çalışıyordu. Rüzgar iç çekerek kolunu onun omzuna atıp saçlarını karıştırdı ve çıkışa doğru yürüdüler.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD