Sanat etkinliği için her şey hazırdı. Feride afişleri asmış, öğrencileri görevlendirmiş, malzemeleri sahneye ve koltukların yanına yerleştirmişti. Büyük bir zevkle etkinliğin başlamasını bekliyordu.
Rüzgar kürklü paltosu ve yuvarlak gözlükleriyle yanına geldi.
“Her şey hazır mı?” diye sordu bir sanatçı şımarıklığıyla. Sanki Feride onun asistanıydı.
“Hazır.” dedi Feride.
“Güzel.” dedi Rüzgar ve saçlarını savurarak sahneye doğru gidip hazırlıkları kontrol etti.
Merakına engel olamayan Feride onun peşinden gitti.
“Ne yapacaksın?” diye sordu.
“Ne anlamda?” dedi Rüzgar. Öyle rahat bir tavrı vardı ki Feride endişelenmeye başlamıştı.
“Oraya çıkıp bir şeyler çizebilecek misin gerçekten?”
“Bir üstat asla sırlarını vermez güzelim. Hadi kıçını kaldır da sahnemden aşağı in.”
“Sahnen?” dedi Feride alaycı bir şekilde .
“Sahnem.” diye onayladı Rüzgar.
“Eğer beceremezsen çok pis dalga geçeceğim.” dedi Feride. “Ki beceremeyeceksin.” diye ekleyip sahneden indi.
“Tatlım ben rezil olursam seninle de dalga geçecekler. Hala sana evlenme teklifi ettiğimi sanan büyük bir kitle var.” diye bağırdı Rüzgar arkasından. Feride ona dönüp orta parmağını kaldırdı.
“Hiiih! Çok ayıp. Öğretmen olacak bir de!” dedi Rüzgar alaycı bir şekilde.
Feride öğrencileri yerleştirirken Rüzgar kendine ait sandalyeye oturup ciddi bir şekilde tuvali önüne çekti. Eşyalarını hazırlarken öğrenciler de gelip yerleşmeye başlamıştı.
Hala onun, bir şekilde sahneye çıkmaktan vazgeçmesini bekleyen Feride hayal kırıklığına uğramıştı. Rüzgar sahneye çıkmış ve o sandalyeye oturmuştu. Ne yani? Gerçekten o resmi yapacak mıydı? Daha doğrusu yapabilecek miydi?
Müdürün uzun uzun konuşmasından sonra bir klasik müzik salonu doldurdu ve öğrenciler de Rüzgar da eserlerine başladılar.
Rüzgar’ın yüzünde öyle gıcık bir özgüven vardı ki Feride gidip onu yumruklamak istiyordu.
Birkaç kere fotoğraf bahanesiyle arkasına dolaştı ve gizli bir şey çevirip çevirmediğine baktı. Ama yok! Gerçek anlamda yapıyordu o resmi.
Etkinlik tam üç saat sürdü. Rüzgar resmi bitirip üstünü bir örtüyle örttü. Tam halini birazdan ufak çaplı sergide göreceklerdi. Feride gidip resmin başında nöbet tutmaya başladı. Rüzgar’ın resmi değiştirmesini filan istemiyordu. Hakkıyla rezil olmalıydı.
Onu uzaktan izleyen Rüzgar güldü. Üstüne bulaşmış boyaları yıkamaya gitti. Yarım saat sonra öğrencilerin ve Rüzgar’ın yaptığı resimler koridora dizilmiş ve ufak sergi açılmıştı. Öğrencilerden gerçekten yetenekli olanlar vardı. Ve olmayanlar… Rüzgar’ın resminin üstü hala örtülüydü. Müdür, öğrenciler ve öğretmenler hatta veliler heyecanla onun resmi açmasını beklediler. Feride kollarını kavuşturmuş, kaçınılmaz anı bekliyordu. İçinde daha şimdiden bir ‘oh olsun!’ cümlesi hazırdı. Ama ufak bir endişe de vardı. Az sonra rezil olacak kişi ona göre daha rahattı nedense.
Rüzgar örtüyü açmadan boğazını temizledi ve konuşma yapmaya başladı.
“Öncelikle söylemeliyim ki… Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Yeni nesille birlikte bu güzide etkinliği paylaşmak benim için çok anlamlıydı. Buradan önce sayın müdürümüze, sonra da Feride hocama çok teşekkür ederim. Özellikle Feride hocam çok ama çok uğraştı bugün. Ona bir alkış alabilir miyim?” dedi.
Herkes Feride’ye bakıp alkışlamaya başlayınca Feride biraz utandı. Rüzgar birazdan rezil olacaktı ve belli ki kendisiyle birlikte Feride’yi de götürmeye kararlıydı. Konuşmasına tutkulu bir şekilde devam etti Rüzgar.
“Resme gelecek olursak… Sahnede otururken başlamadan önce durdum ve öğrencilerime baktım. O küçüklükleri, heyecanları, bana boncuk boncuk bakmaları… Sanatçı ruhumu coşturdu. Onları hakkıyla resmetmeliydim ama bunu bir fotoğraf makinesinin de yapacağı şekilde yapmamalıydım. Kendimi yeniden 7 yaşında hayal ettim ve bir çocuk saflığıyla bu resmi yaptım. Umarım beğenirsiniz.” dedi. Ve örtüyü kaldırdı.
Orada toplanmış zavallı insanlar önce resmin ne olduğunu tam anlayamadılar. Bataklık gibi boyanmış resmin üzerinde siyah bacakları olan kareler ve o karelerin üstünde kırmızı kolları ve bacakları olan çizgiler gördüler. Feride, Rüzgar’a acır gibi gülümsedi ama Rüzgar istifini ve özgüvenini bozmadı.
İnsanlar yargılamaya başlamadan hemen önce arkalarından bir alkış sesi duydu.
“Bravo BRAVO! Bayıldım.” dedi bir kadın sesi. Herkes dönüp bakınca Züleyha’yı gördü. Ortamı birden heyecan basmıştı. Müdür bile heyecandan ölecek gibiydi. Koskoca Züleyha Zümra Zümrüt okuluna teşrif etmişti.
Züleyha havalı bir gülümsemeyle yaklaştı ve hafifçe eğilerek resmi inceledi. Rüzgar’a attığı alaycı bakışı Feride kaçırmamıştı. Zira dikkatle onları izliyordu.
“Rüzgar beyi yıllardır takip eder, eserlerine bayılırım. Hiç böyle derinliği kendinden büyük bir resim görmemiştim. Tek kelimeyle bayıldım. Satın almak istiyorum.” dedi ve Rüzgar’a baktı.
Rüzgar gururla gülümsedi.
“Sizi kırmak istemem Züleyha Hanım ama bu resmi okula hibe edeceğime söz verdim. Belki Müdür Bey yardımcı olur size.” dedi ve onu kaş göz işaretiyle müdüre yönlendirdi.
Züleyha küçük ordusuyla birlikte resmin muhteşemliğini tartışırken Rüzgar, Feride’ye yanaştı.
“İnsanların algıları her şeydir Feride hocam. Modern sanat çoğu zaman birinin çıkıp herhangi bir şeye sanat demesinden ibarettir.” dedi.
“Korkunç birisin. Şeytanın çırağı gibisin. Hoş sen ona da pabucunu ters giydirirsin.” dedi Feride. Rüzgar rezil olmadığı için aynı anda hem sevinmiş hem üzülmüştü.
“Ha şunu bileydin güzelim.” diye övündü Rüzgar. Ona gülümseyerek baktı. “Beni dinleyeceksin değil mi? Bileğimin hakkıyla kazandım sonuçta.”
Feride iç çekti.
“Akşama Burak’la bir yere oturmaya gideceğiz. Yarın konuşuruz.“ dedi.
“Nereye gideceksiniz?” diye sordu Rüzgar.
“Dedim ya bir yerde oturacağız.”
“Züleyha ve ben de çıkacağız. Belki dörtlü randevu yaparız.” dedi Rüzgar.
“Hayır istemiyorum. Yarın çıkışta anlatırsın işte.” dedi Feride.
“Ne o? Bizi birlikte görmek zoruna mı gidecek yoksa?” dedi Rüzgar.
“Yoo ne alakası var!” dedi Feride .
Gerçekten bir alakası yoktu. Ki zaten gerçekten çıkmadıklarını biliyordu Feride. Akılları sıra Feride’nin üstüne oynayacaklardı demek. Birden sinirlendi .
“Hadi neyse gelin. Akşama görüşürüz. Mekanı atarım size.” dedi ve ayrıldı.
————
“Seni affedeceğini mi sanıyorsun?” dedi Züleyha. Telefonunun ekranından makyajını yapmaya çalışıyordu. Rüzgar’ın arabasındaydılar.
“Affedecek. Ben onu ikna ederim.” dedi Rüzgar.
“Affetmeyecek.” dedi Züleyha.
“Görürsün.” dedi Rüzgar. İkna yeteneğine güveniyordu. “Affetmezse dağa kaldırırım onu.”
Züleyha öfledi.
“Sen taş devrindeki taşsın Rüzgar. Ne demek adam kaçırmak ya… Hangi çağda yaşıyoruz?” diye çıkıştı.
“Feride bana başka şans bırakmazsa yani!” dedi Rüzgar. Yüzünde kararlı bir gülümseme vardı.
Züleyha önüne döndü. Makyajına devam etti. Feride, Rüzgar’ı affeder de kendisini affetmezse diye endişelendi. Bir şeyler yapmalıydı. Feride olmadığında yapayalnız hissediyordu kendini. O tek arkadaşıydı. Onun gibi iyi bir arkadaşı kaybedemezdi Züleyha.