Feride, Jülide’nin kızlarının gittiği özel kolejde beden eğitimi öğretmenliği işi bulmuştu. Daha doğrusu Jülide’nin zengin kocasının tavsiyesi müdür üstünde etkili olmuş ve Feride işe alınmıştı. O günden beri hem Jülide’yi hem onun kocası İbrahim’i utandırmamak için elinden geleni yapıyordu. Müdürü kendisini işe aldığı için hiç pişman etmemişti.
Okula erken geliyor, kendisine verilen bütün görevleri eksiksiz yerine getiriyor, öğrencileri tarafından çok seviliyordu. Sonuçta en sevilen dersin öğretmeni olmak gibi ağır bir yükü vardı ve hiçbir öğrencisinin bu konudaki fikrini değiştirmek istemiyordu.
Günü genelde sabah kalkıp okula gitmek, okuldan sonra parka gidip yaşlı kızlarını çalıştırmak, sonra da spor salonuna gidip müşterilere eğitmenlik yapmakla geçiyordu. Neredeyse bütün günü doluydu. Sorun değildi. Çalışmayı seviyordu ama arkadaşları Jülide ve Züleyha kendilerine çok az vakit kaldığı için çok şikayetçiydi.
Ama ikisinin de para gibi bir problemi yoktu. İstanbul gibi bir yerde yaşamanın gerçek maliyetlerinden bihaberlerdi. Gün 24 saat değil de 30 saat olsaydı bir ek iş daha bulurdu Feride.
Şu anki ekonomik düzende kendisine bir araba bile alamıyordu. Allah’tan ev kendisinindi.
Babası da ölünce tamamen yetim ve öksüz kalan Feride teyzesinin yanına İstanbul’a gelmişti. Ama eniştesinin evde bir boğaz daha olmasından sürekli şikayet etmesi teyzesini bunaltmış ve Feride’nin babasından kalan mirası kullanarak Feride’ye bir ev almasına sebep olmuştu. Feride artık orada tek başına kalıyordu. Sakin orta halli bir mahalleydi. Zengin bir muhitin yanı başında olması Feride’nin şimdiki arkadaşlarıyla tanışmasına olanak sağlamıştı. Çünkü gittiği park zengin muhitle orta halli muhitin tam ortasındaydı.
Feride’nin babası askerdi. Hatta bir albaydı. Karısı ölünce küçük bir kızla başbaşa kalmış ve en iyi kararın onu bir asker gibi büyütmek olduğunu düşünmüştü.
Ergenliğinde arkadaşları tarafından zorbalığa uğrayınca bir ara saçını uzatmaya ve kendi kendine kızsal şeyleri öğrenmeye heveslenmişti Feride. Saçını uzatmış, okul pantolonu yerine etek giymeye başlamış, kaş ve bıyıklarını aldırmak için kuaföre gitmişti. Ne yazık ki bu hevesi; arkadaşlarının gazıyla ilk kez ağzına aldığı sigarayı babasının görmesiyle çok geçmeden ölmüştü. Babası onu arkadaşlarının önünde kulağından tutup arabaya bindirmiş ve askeriyeye götürmüştü. Askeriyenin berberinde Feride’nin omzuna kadar uzatmak için aylardır uğraştığı saçlarını sıfıra vurdurmuştu. Üç kuruş harçlığıyla aldığı makyaj malzemelerini çöpe atmış, tek eteğini kesmişti. Dersini alan kel kalmış Feride lise boyunca bir daha arkadaş edinmeye bile çalışmamıştı. Öfkesini karateye yöneltmiş, milli karateci olmaya kadar yükselmiş, ama ne yazık ki ilk maçlardan birinde omzundan kötü sakatlanmıştı. Bu da milli kariyerini daha başında bitirmişti. O zamanki hocası hala arar, favori öğrencisi olan Feride’nin harcanmış potansiyeli için ağlardı.
Babası öldükten sonra üniversitede BESYO bölümüne giden Feride’nin kız olmak için ikinci denemesi orada olmuştu. Saçlarını güzelce uzatmış, kızlar için olan tişört ve eşofmanlardan almıştı.
Gerçi Feride’nin tek sorunu babası değildi ki… Bedeni de ona ihanet ediyordu. İri göğüsleri rahatça spor yapmasına mani oluyordu. Onların dikkat çekmesinden çok utanıyordu. Spor yaparken sanki herkes ona bakıyor gibiydi.
Aynı zamanlarda hevesini ikinci kez öldüren bir şey olmuştu. Aynı bölümden yakın bir kız arkadaşı vardı. Aynı yurt odasında kalıyor, okula beraber gidip geliyorlardı.
Feride okulun ikinci yılında üst sınıftaki çocuklardan birinden hoşlanmaya başlamıştı. Arkadaşına sürekli onu anlatıyordu.
Çocuk, Feride’nin ilgisini sezmiş gibi sürekli yanında takılmaya başlamıştı. Onunla şakalaşıyor, çay kahve içmek için bir yerlere götürüyor, kendi arkadaş grubuna dahil etmeye çalışıyordu. Onu tanıdığı süreçte daha da beğenen ve gördüğü ilgiden dolayı ona alenen abayı yakan Feride, çocuğa açılmak için güzel siyah bir elbise almış, ilk defa gerçek anlamda süslenmişti. Öğrenci harçlığının neredeyse tamamını kuaförde harcamıştı.
O gün doğum günüydü Feride’nin. Onu kutlamak için yakın arkadaşı ve o çocukla bir kafeye gidecekti. Arkadaşının biraz gecikmesi Feride’nin işine gelmiş, çocuğa açılmıştı. Çocuğun yüzüne yerleşen sıkıntılı ifadeyi hala dün gibi hatırlıyordu.
‘Ben Esma’dan hoşlanıyorum.’ demişti. ‘Seninle ona yakın olmak için takılıyordum. Hareketlerim yanlış anlaşıldıysa özür dilerim. Lütfen yanlış anlama ama sen biraz fazla erkeksisin. Her ne kadar kıza benzesen de… Yürüyüşün ve konuşman filan… Bunda bir sorun yok tabi. Ben sadece… Esma gibi dişil enerjisi yüksek kızlardan hoşlanıyorum.’
Feride sadece gülümsemiş ve sorun olmadığını söylemişti. Yurda gelir gelmez üstündeki elbiseyi çıkarmış, yüzündeki makyajı yüzünü kazır gibi yıkamış, sonra da saçlarını kesmişti. Çabaladığında bile erkeksi görünüyorsa uğraşmanın ne gereği vardı. Bütün aldığı kızsal kıyafetleri okuldaki bağış toplayan öğrencilere vermişti.
O çocukla, arkadaşı Esma bir süre sonra çıkmaya başlamış ve geçenlerde nişanlanmışlardı. Esma o çocukla çıkmaya başladıktan sonra sevgilisini kıskandığı için Feride’yle selamı sabahı kesmiş ve başka yurt odasına geçmişti. Ama Feride’nin umrunda bile değildi. O bir erkek gibi yaşamaya geri dönmüştü.
Bu zamana kadar da Rüzgar denen it dışında onu biraz olsun heyecanlandıran başka kimse çıkmamıştı karşısına.
——————-
Rüzgar deneyimli bir avcıydı. Kendisini gizli mesleğinde bu kadar iyi yapan da buydu. Şimdi de avdaydı. Ama avı bir suçlu değil, düğünden beri aklından çıkartamadığı seksi Züleyha’ydı.
Takip edilmeye alışık bir ünlüyü kovalamak kolay değildi ama Rüzgar onu üye olduğu spor salonuna kadar takip edebilmeyi başarmıştı. İşte az ileride seksi şortu ve sporcu atletiyle koşu bandındaydı. Hızlı tempodan dolayı terlemişti ama bu haliyle bile çok iyi duruyordu. Jülide’nin olduğu gibi aşırı güzel değildi ama aşırı seksi ve çekiciydi.
Züleyha yorulunca banttan aşağı indi ve köşeye bıraktığı suyunu içmeye başladı. Yanında dikilen birini fark edince kafasını çevirdi. Düğündeki sarışın bebe işte tam karşısındaydı.
“Tesadüf dersin şimdi!” dedi.
“Yoo, gayet bilinçli bir şekilde takip ettim seni.” dedi Rüzgar. Göz kırpıp sırıttı.
“Bir de arkadaşıma tacizci demiştin, değil mi?” diye laf soktu Züleyha.
“Sanırım hanımefendiyi biraz yanlış anlamışım. Benim niyetim de kötü değil. Sadece yakışıklı bir erkek olarak sizin gibi güzel bir kadınla tanışmak istedim.”
Züleyha gözlerini devirdi.
“Bana normali denk gelmez zaten.” diye mırıldandı.
“Buradan çıkışta bir kahve içelim mi?” diye sordu Rüzgar. En çekici gülümsemesini takındı.
“İçmeyelim. Tipim değilsin.” dedi Züleyha bir kaşı havada.
“Saçma!” dedi Rüzgar. “Ben herkesin tipiyimdir. Tıpkı senin gibi sayın Züleyha Zümra Zümrüt.”
“Israrcı tipleri de sevmem.” dedi Züleyha. Giyinme odasına doğru gidecekti ki Rüzgar önüne geçti.
“Hadi ama… Alt tarafı bir kahve. Benimle bir saat geçirdin diye ölmezsin.”
“Bak, hayatımda yeterince hayal kırıklığı oldu. Bir de senin gibi alnında ‘hata’ yazan birini hayatıma sokamam.”
“Denemeden bilemezsin. Hata olmadığımı sana kanıtlayacağıma eminim.”
“Önümden çekil!” dedi Züleyha sertçe. Onu itip yürümeye başladı.
“Hadi ama!” diye bağırdı Rüzgar arkasından. “Seninle bir kahve içmek için her şeyi yaparım.”
“Hiçbir şeye iht-…” diye başlayan Züleyha’nın konuşması çalan telefonuyla bölündü. Feride arıyordu. Ve ekrana onun resmi çıkmıştı. Züleyha’nın telefonundaki en yakışıklı erkekten daha yakışıklı bir yüzü vardı. Kafasını kaldırıp konuşmak için onun telefonu kapatmasını bekleyen Rüzgar’a baktı. Feride bu heriften hoşlanmıştı. Düğünde o yanlarındayken aşırı gergindi. Gizlice telefonunun kamerasından kendi tipine bile bakmıştı ve bu Züleyha’nın dikkatinden kaçmamıştı. Telefonu açmadı.
“Benimle çıkmak için herşeyi yapar mısın sahi?” dedi yumuşak bir şekilde.
“Yaparım.” dedi Rüzgar. O bir şeyi isterse alırdı. Daha önce hiç reddedilmemişti. Kimsenin kendisini reddetmesine fırsat dahi vermemişti.
Züleyha bir şey düşünürken başını aşağı yukarı salladı.
“Benim için bir şey yap o zaman! Başarırsan seninle çıkarım.” dedi.
“Ne yapayım?” diye sordu Rüzgar hevesli bir şekilde.
Züleyha telefonundan Feride’nin resmini buldu.
“Kendisini tanıyorsun.” dedi.
Rüzgar resimdeki ada… -öhö!- kıza bakarken yüzünü buruşturdu. Kızın üzerinde bol eşofmanlar, başında ters bir kep vardı. Bir erkek gibi ayağını dizine koyarak yayılmıştı.
“Tanıyorum.” dedi.
“Arkadaşım gördüğün üzere biraz… erkek gibi. Ve bunu değiştirmek için hiçbir çabası… Daha doğrusu motivasyonu yok. Bu gidişle evlenemeyecek. Gerçek bir ilişki yaşayamayacak. Halbuki onu çok iyi adamlarla tanıştırabilirim. Ama böyle görünürken… Biraz zor!” dedi Züleyha.
Rüzgar buna katılıyordu.
“Aklın yolu bir!” dedi alaycı bir şekilde.
“Arkadaşım senden etkilendi.” dedi birden Züleyha.
Rüzgar’ı şaşırtan bir şey değildi bu.
“Gördüğün üzere ne olduğu belirsiz tipleri bile kendime çekiyorum. Kendinde bir gariplik bulmuyor musun?” dedi Rüzgar.
Züleyha onun Feride hakkında söylediği şeye kaşlarını çattı.
“Ağzını topla. Benim arkadaşım o! Benimle çıkmak istiyorsan ona biraz ilgi göstermeni ve… Kadın olmanın ne kadar tatlı olabileceğini anlamasını sağlamanı istiyorum.”
“Böyle biriyle yatamam.” dedi kafası her zamanki gibi bacak arasına çalışan Rüzgar.
Züleyha onun alnına bir fiske vurarak canını yaktı.
“Yatmayacaksın. Özellikle benimle çıkmak gibi bir hayalin varsa… Sadece ona biraz ilgi gösterip görünümüne dikkat çekecek ve daha kadınsı olması için teşvik edeceksin.” dedi.
Rüzgar iç çekip telefonu eline aldı. Resme dikkatle bakıp bir kez daha yüzünü buruşturdu.
“Çok zor olacağını sanmam. Bana birkaç gün ver.” dedi.
“Bir ayın var.” dedi Züleyha. Gülümsedi. “Arkadaşım kolay biri değildir. Üstelik bu konuştuklarımız aramızda sır olarak kalacak. Ona hiçbir şey demeyeceksin.”
“Demem. Yeter ki sözünde dur! Ama bir ay gereksiz uzun söyleyeyim.” dedi Rüzgar. Telefonu geri verdi.
Züleyha’nın önünde bir lord gibi reverans yaparak eğildi ve arkasını dönerek çıkışa doğru gitti .