Züleyha kollarını kavuşturmuş ve hoşnutsuz bir şekilde karşı koltukta oturan Rüzgar’a bakıyordu. Feride içeride çayları hazırlamaktaydı.
“Feride’ye arkadaşlarını çağırabilirsin dediğimde seni çağırmasını kastetmemiştim.” dedi Züleyha.
“Tahmin ettim ama belli ki Feride edememiş.” dedi Rüzgar gülerek.
“Feride’yle muhabbeti ilerletebilmişsin en azından. Ama seninle konuşmamızın üzerinden günler geçmesine rağmen en ufak bir değişim göremiyorum kendisinde.” diye fısıldadı Züleyha.
“Henüz o kadar yakın değiliz.” dedi Rüzgar.
Züleyha bir kaşını kaldırarak baktı ona.
“Hani birkaç günde hallediyordun?” diye sordu alaycı bir şekilde.
Rüzgar ona gözlerini kısarak baktı.
“Eğer bana yanlış bilgi vermeseydin halledebilirdim. Onun benden hoşlandığını söylemiştin ama kendi itirafına göre beni sadece yakışıklı buluyormuş. Haliyle onun düşüncelerini etkilemek tahminimden uzun sürüyor.” dedi.
Züleyha bir kahkaha attı.
“Bahane bulma. Sana o kolay biri değil, dedim. Anlaşılan seninle bir randevuya çıkamayacağız. Tüh!” dedi çok üzülmüş gibi dudağını büzerek.
Rüzgar onun bu kadar kolay kurtulmasına izin vermeyecekti.
“Halledeceğim. Daha bir ayın bitmesine çok var.” dedi.
Feride elinde çay tepsisiyle içeri girdi. Üzerinde bol yeşil bir kazağı ve ev içinde giydiği aynı renk eşofmanı vardı.
‘Evinde bile rahibe gibi anasını satayım.” diye düşündü Rüzgar. Yeşil renk kıyafetler, gözlerini ortaya çıkarmıştı en azından.
“Demek Rüzgar sizin okulda çalışmaya başladı.” dedi Züleyha.
Rüzgar’ı beğendiğinden değildi ama kendisi için böyle abartı bir şey yapması hoşuna gitmemiş de değildi. Gururu okşanmıştı.
“Ben de şaşırdım. Özellikle onun gibi bir zengin bebesinin güzel sanatlar okuyup, öğretmen olduğunu düşününce…” dedi Feride.
“Öyle mi?” dedi Züleyha. O da şaşırmıştı. Gerçi başka nasıl öğretmen olacaktı?
Rüzgar güldü.
“Bende daha ne cevherler var, ikinizin de haberi yok.” dedi.
“Resim yapabiliyor musun bari?” diye sordu Züleyha şüpheyle. Bu herifte hiç sanatçı tipi de yoktu ki. Feride heyecanla atıldı.
“Galerilerde sergilenen resimleri var, Züleyha. Bana gösterdi.” dedi.
Züleyha, Rüzgar’a yeni bir ışık altında baktı. Sanatı severdi ve Rüzgar’ın böyle bir yönü olması onu etkilemişti.
“Ben de bakabilir miyim?” dedi.
“Göstersene Rüzgar. Züleyha yargılamaz. O sanatın her türlüsüne bayılır.” dedi Feride. Dirseğiyle Rüzgar’ı dürttü. Kendi elleriyle Rüzgar’a Züleyha’yı etkilemesi için fırsat yaratmıştı.
Birden gerilen Rüzgar, iki kızın da beklentili bakışları altında el mahkum telefonunu çıkardı. Fotoğraf kısmını açtı, en az nü olanı buldu. -çıplak poposunu gösterecek şekilde arkası dönük yatan bir kadın resmiydi- Ve telefonu Züleyha’ya uzattı.
Züleyha hevesle telefonu aldı. Tablonun fotoğrafını inceledi. Bu tabloyu görmüştü sanki bir yerde. Ne yani Rüzgar’ın tablosu muydu?
“Ben bunu gördüm bir yerde sanırım. Ama önü çok kalabalıktı çok yaklaşamadım. Şu büyük galerideydi değil mi? Adı neydi?”
Rüzgar’ın kalbi birden öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki duracak sandı. Hatırlamamasını umdu. Hadi Züleyha neyseydi de -ona bir şekilde açıklardı- bu yalanı daha en başta Feride gibi başarıdan başarıya koşmuş birinin yanında ezik kalmamak için söylemişti. Eğer yalan söylediği ortaya çıkarsa durum ezik kalmaktan bile fazlasına dönüşürdü. Feride alenen acırdı ona.
“Züleyha birlikte gidelim bir gün, canlı görmek istiyorum. Ben senin gibi sanattan anlamam ama sanatçı bir arkadaşım olduğu için böbürlenebilirim.” dedi Feride .
Züleyha ona kaşlarını çattı. Feride tek arkadaşıydı. Onu Jülide’yle bile paylaşmak zoruna gidiyordu. Nerde kaldı ki bu sarı kafayla paylaşmak!
“Senin zaten böbürleneceğin bir arkadaşın var ya hayatım. Ben o Altın Nar ödülünü boşuna mı kazandım? Hem resim dediğin artık artık ölü bir sanat dalı. Ana sanat; oyunculuk ve müzik!” dedi.
Rüzgar sahte de olsa kendi mesleğine laf edilmesine bozulmuştu.
“Resim sanatı asla bitmez. Sanatı başlatan zaten resimler.”
“Kim demiş? Antik çağlardan beri tiyatrolar var. Tablo var mı? Yok!”
“Heykeller var. Zeugma kızı var. Mağara resimleri var. Tiyatro metinleri yok ona bakarsan. Sadece gösteri yapılan stadyum benzeri yerler var.”
Feride gülerek araya girdi.
“Neyi tartışıyorsunuz şu an? Sanatçı olmayan biri olarak ikinizin de mesleğine saygım büyük benim. Bir gün Rüzgar’ın sergisine gideriz, diğer gün Züzü’nün tiyatro oyununa.” dedi.
“Ödül törenime gel Feride. 18 Aralık’ta. Sana güzel bir elbise alırız. Birlikte süslenir, gider ödülümüzü alır, sonra partilere gideriz.” dedi Züleyha heyecanla.
“Bilmem ki!” dedi Feride. “Ben süslensem de erkek gibi yürüdüğüm için filan herkes seninle dalga geçebilir.”
“Sen de biraz kız gibi yürümeye çalış o zaman.” dedi Rüzgar.
Züleyha ve Feride ona ters ters baktı.
“Ne?! Daha törene çok zaman var. Bilmiyorsa da öğrensin. Hayat halı sahalarda top tepmekten ibaret değil. Ödül törenine gidebilen kaç kişi var biliyor musun? Çok çok az.”
“Sen ona bakma Feride’ciğim. Belli ki tam teşekküllü bir sığır kendisi. Tatlı düşüncen için teşekkür ederim ama benim için endişelenmene gerek yok. Soğuk biri olduğum için yeterince linç yiyorum zaten. Sana sıra gelmez.” dedi Züleyha.
“Eğer senin için sorun olmayacaksa gelmeyi çok isterim. Yine de Rüzgar’ın dediği gibi hareketlerime dikkat etmeye çalışacağım. Bir süre Jülide’yla takılırsam ondan dişil enerji konusunda bir şeyler kapar mıyım acaba?” dedi Feride. Elini çenesine koyup biraz düşündü bunu.
“Normal hayatta da biraz daha dişil giyinebilirsin. Gel yarın sana alışveriş yapalım.” dedi Züleyha.
Feride sıkıntılı bir ifadeye büründü. Züleyha onun gözlerinde ufak bir özlem gördüğüne emindi. Ama hemen kaybolmuştu ve… Daha karanlık bir ifadeyle yer değiştirmişti.
“Gerek yok. Boşa harcayacak param yok benim Züleyha. Katranı kaynatsan olur mu hiç şeker! Ödül töreni için bir elbise giyeceğim sadece.” dedi.
Züleyha bir kadın içgüdüsüyle onun bu konuda bir çeşit sıkıntısı olduğunu çözmüştü. Rüzgar’la anlaştığı şey konusunda ilk defa bir kafa karışıklığına düştü. Kötü bir şey yapıp yapmadığını merak etti. Ama Rüzgar onun kadar ince düşünmüyordu.
“Aman! Azıcık kız olursun yoksa, Allah muhafaza!” dedi Rüzgar gülerek.
“Feride, kov şunu!” dedi Züleyha sinirle. Hayatında hiç, birini bu kadar gebertmek istememişti.
Ama Feride elini ağzına götürerek kıkırdamaya başladı. Sonra da kahkaha atmaya.
“Rüzgar’da sevdiğim şey bu sanırım. Hiç filtresi yok. Düşündüğü her şey dilinde. Bu kadar dürüst olduğu için ona hayranlık duymaktan kendimi alamıyorum.” dedi.
Bu sefer sessizleşen Rüzgar’dı. Dürüst kelimesi kendisini tanımlayacak en son kelime filandı muhtemelen. Feride’nin onun hakkında doğru bildiği tek şey adıydı. Geri kalan her şey yalandı. Ama Rüzgar ailesine de, arkadaşlarına da yalan söylüyordu. Gelecekteki karısına ve çocuklarına da söyleyecekti. Onu gerçekten tanıyan tek kişi Doğan’dı. Kendisi de aynı durumda olduğu için. İkisinin de seçtiği yol buydu. Ama şu an nedense bundan bir çeşit rahatsızlık duymuştu Rüzgar.
“Neyse…” dedi Züleyha. “Başka yakışıklı arkadaşın yok muydu? Şu Buraklar, Teolar filan… Beni bu akşam niye bu herife mahkum ettin?”
Feride gülmekten sulanmış gözlerini silerken ona gülümsedi.
“Burak şu an kim bilir kimin koynunda. Teo abinin ve diğerlerinin de sevgilisi var. Elimdekiler bir bu, bir de Doğan’dı. Doğan’ın da işi varmış sanırım.” dedi Feride.
“Doğan?” dedi Züleyha.
“Rüzgar’ın ev arkadaşı.” diye açıkladı Feride .
“Aman! O da bunun bir eşidir kesin.” diyerek burun büktü Züleyha.
“Ben hala buradayım.” diyerek kendini hatırlattı Rüzgar. Kızların onun hakkında ‘bu, bu’ diye konuşmaları minnoş kalbini kırmıştı birazcık.
“Bunun bir eşi değil.” dedi Feride. “Daha erkeksi bir yakışıklılığı var. Çok da becerikli. Halı sahada harika bir kaleciydi. Rüzgar’ın altın gününde de tüm yemekleri o yapmıştı. Hepsi çok lezzetliydi. Bize poğaça tarifi de verdi.”
“Kız merak ettim. Göstersene şunun resmini!” dedi Züleyha heyecanla. Doğan ismini çok sevmezdi ama bu herif anlatıldığı kadar iyiyse…
“Bende yok.” dedi Feride. Rüzgar’a döndü. “Sende var mı?”
Rüzgar, Doğan’dan daha yakışıklı olduğunu biliyordu ama şu an bir rakip istemiyordu.
“Bende de yok. Sevmez fotoğraf çekilmeyi.” dedi.
“Sosyal medyası yok mu?” dedi Züleyha.
“Yok.” dedi Rüzgar.
“Sahi ne iş yapıyordu o!” diye sordu Feride.
Rüzgar, kızların ilgisini azaltacak bir meslek düşünmeye çalıştı.
“Şey… Pavyon işletiyor abileriyle.” diye yalan söyledi. Sonra daha gerçeğe yakın bir şeyler ekledi. “Aşiret çocuğu zaten.Yakında da bir aşiret kızıyla -muhtemelen kuzeniyle- baş göz edilecek.” dedi.
Feride yüzünü buruşturmuştu ama Züleyha gözlerini kırpıştırdı. İlgisi azalacağına daha da artmıştı sanki.
“Aşiret çocuğu mu dedin?” diye sordu.
Rüzgar taktiksel bir hata yapıp yapmadığını merak etti. Belki de Züleyha aşiret ağası fantezisi olan kızlardandı.
“Şey… Evet. Ama çok aşiret içinde büyümemiş.” diyerek toparlamaya çalıştı.
“Soyadı neydi? Hangi aşiret?” dedi Züleyha tuhaf bir heyecanla.
“Şey… Şahinbey!” dedi Rüzgar.
Züleyha yutkundu.
“Nasıl biri? Tarif etsenize!” dedi neredeyse yalvarır gibi.
Feride ve Rüzgar şaşırmıştı.
“Kumral, iki tane gamzesi var yanaklarında, Rüzgar gibi aşırı uzun değil. 1.80 gibi. Ama bedeni yapılı.” diye tarif etti Feride.
Rüzgar ona gözlerini kısarak baktı.
“Kız ben seni evime, mahremime çağırmışım… Sen benim namusum sayılan, ahiretliğim, ruh eşim, birlikte gömüleceğim ev arkadaşımın röntgenini mi çektin!” diye çıkıştı. “Anlat Feride hanım anlat. Kaç baklavası vardı mesela? Göğsünde kaç tüy vardı? Kalçasındaki doğum lekesinin şeklini de söyle bari! Bu zamane kızlarından sana sığınırım Ya Rabbiiii!”
Feride gülerek omuz silkti.
“Yakışıklı erkekler her kadın kadar benim de ilgimi çekiyor. Seni de inceledim. Senin göğsündeki tüyleri ya da baklavalarını söylememe gerek yok mesela çünkü genelde dekolten göbeğine kadar açık geziyorsun.” dedi.
“Sadece sıcak havalarda!” diye belirtti Rüzgar gereksiz bir gururla.
Onlar atışırken Züleyha kendi içine çekilmişti. Gözlerinin önünde ‘gerçekten Doğan’ın seninle çıkmak isteyeceğini düşündün mü?’ diye alay eden sınıf arkadaşları canlanıyordu.
“Sahi sen niye merak ettin bu kadar Doğan’ı?” diye sordu Feride ona.
“Üniversiteden tanışıyorduk.” dedi Züleyha.
“Aaa, o da senin adını sormuştu.” dedi Rüzgar. “Üniversitede çirkin bir kız buna çıkma teklifi etmiş, o da reddetmiş. Kızın adı da işte seninkine benz-… Ohaaa! O sen miydin?”
“Çirkin mi dedi?” diye sordu Züleyha dişlerini sıkarak.
“Evet,” diye atıldı Rüzgar. Doğan’ı onun gözünden düşürme fırsatını kaçırmadan. “Şişko, sivilceli, diş telli bir kız, dedi.”
“Öyle mi?” dedi Züleyha kaşlarını çatarak.
“Sendeki potansiyeli görememiş.” dedi Feride, arkadaşını teselli etmek için.
“Çok zeki biri değil zaten. İyi kadından çok anlamaz. Anca bar, kulüp gezsin, pavyondaki kadınları götürsün.” diyerek arkadaşını biraz daha gömdü Rüzgar. Eve gidince bir helallik alması gerekecekti ama Züzü işini inada bindirmişti artık.
“Sen sanki yapmıyor musun çapkınlık?” dedi Feride alaycı bir şekilde.
“Tövbeee! Ben imanlı bir beyim. Daha şu zamana kadar elime kadın eli değmemiştir. Aşık olacağım kadını bekliyorum.” dedi Rüzgar.
Kızlar bunu yememişti tabii ki! Ona göz devirdiler. Züleyha’nın siniri geçmemişti. Ayağa kalkıp çantasını aldı.
“Tadım kaçtı. İzninle gidiyorum Feride.” dedi. “Sonra görüşürüz.”
Kapıya yöneldi. Feride, Rüzgar’ı dürttü.
“Taksiyle gelmiş.” diye fısıldadı. “Kalk, götürmeyi teklif et.”
Rüzgar hemen ayaklandı.
“Dur, seni eve bırakayım. Benim de işim var.” diye seslendi.
“E bırak bari!” dedi Züleyha. Feride’ye dönüp bir öpücük attı ve el salladı. Feride gülümseyerek ikisini de uğurladı.
Kapıyı kapattı. Rüzgar ve Züleyha konusunda göründüğü kadar rahat değildi. Hoşlandığı birinin gözlerinin önünde başkası için çaba harcadığını görmek zordu.
Ama… Üniversitedeki gibi olsun istemiyordu Feride. O çocuğa hislerini söylediği için Esma ve çocuk çıkmaya başladıklarında Feride’ye mesafe koymuşlardı.
Rüzgar açık bir şekilde Züleyha’yı istiyordu. Yani birlikte olmaları çok muhtemeldi. Feride kendi imkansız hisleri için bir arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu.