Rüzgar gecenin üçünde genel merkezden bir çağrı almış ve takım elbisesini giyerek yollara düşmüştü. Merkez büro, bir holding plazasının kullanılmayan en üst katıydı. Arabasını park edip sadece onlara özel asansöre bindi ve üzerindeki tek numaraya bastı. 19. Katta inip patronun ofisine doğru yürüdü. Arkadaşı Doğan da oradaydı.
“Gecenin dördü olduğu için iyi geceler mi desem, günaydın mı desem bilemedim. Belli nezaket kurallarından bihaber olmanız çok kötü.” dedi içeri girer girmez.
Patronları Mahir Kartacalı ona kaşlarını çatarak baktı. Şu dünyada İbrahim Emrah Fak’tan daha soğuk biri varsa bu da Mahir Kartacalı’ydı. Çekik kahverengi gözleri Rüzgar’a hoşnutsuz bir tavırla bakıyordu. Ama henüz tek kelime bile etmemişti. Rüzgar bir ona bir Doğan’a bakmayı sürdürdü.
“Yine ne halt yediğimi söyleyin de gidip yatalım.” diye çıkıştı.
Mahir ve Doğan bakıştı.
“Sen operasyon belgelerini çantanda mı saklıyorsun gerizekalı?” dedi Doğan.
“Hayır, çantamın içindeki flashbellekte saklıyorum. Başka sorun varsa sor, çekinme!” dedi Rüzgar.
“Peki neden?” diye sordu Doğan. Kollarını kavuşturmuştu.
“Kolayca erişebiliyorum çünkü.” dedi Rüzgar.
Mahir dayanamayıp masanın üzerindeki zımbayı ona fırlattı. Rüzgar’ın göğsüne gelmiş ve çok acıtmıştı.
“Neyse en azından deşifre olduğunu öğrendik.” dedi Doğan. Onu kınarmış gibi başını iki yana salladı.
Rüzgar kaşlarını çattı.
“Ne deşifresi?” diye sordu.
“O kapkaççı kimin çantasını alacağını bildiğine göre deşifre olmuşsun demektir. Geçmiş olsun.” dedi Mahir.
Rüzgar’a bu yeni dank ediyordu.
“Ama… Nasıl?”
“Seni bir süre uzaklaştırıp ortalığı koklayacağız. Yürüttüğün operasyonu başka birime devredeceğiz. Biz de bu işin hasarına, boyutuna bakacağız ve varsa çatlağı bulacağız.” dedi Mahir.
Rüzgar itirazının bir işe yaramayacağını biliyordu. İtiraz etmezdi de zaten. Deşifre olmak onlar için ölüm gibi bir şeydi. Sadece kendileri değil sevdikleri de tehlikede olurdu.
“Anlıyorum.” dedi düşünceli bir şekilde. Ayağa kalktı. Rozetini çıkarıp Mahir’e uzattı.
“İkinci bir emre kadar seninle iletişim kurmayacağız. Doğan da bir süre senden ve evden uzaklaşacak. Duruma göre onu da uzaklaştırabiliriz. İkiniz de uzaktan uzağa korunacaksınız. Aileleriniz de öyle. Sokak başları dahil her yere adam yerleştireceğiz.” dedi Mahir.
“Peki diğer sevdiklerimi kim koruyacak?” diye düşündü Rüzgar.
“Tamam.” dedi ve ayaklandı. “Başka bir şey yoksa…”
“Var canım. Şu belleği ver bakayım.” dedi Doğan.
Rüzgar belleği çantasından çıkarıp ona verdi. Daha doğrusu kafasına fırlattı.
“Yine de maaş alacağım değil mi?” diye sordu sırıtarak. Mahir’in cevabı Rüzgar’ın göğsüne doğrultulmuş bir silahtı ve sırf bu yüzden yusuf yusuf eden Rüzgar kaçar gibi çıktı oradan.
—————
Tenis maçı yine rekabet dolu geçiyordu. Feride uzun zamandır kazanamıyordu ve bu onun rekabetçi ruhunu deli ediyordu. Yine kaybetmesinin ardından tenis topunu Burak’ın kafasına doğru fırlattı. Ama Burak havada yakalamıştı. Sırıtarak ona yaklaştı.
“Tenis zarif bir spor Feride. Amerikan futbolu gibi oynadığın için kaybediyorsun.” dedi ve topu ona geri uzattı.
Feride topu alıp bu sefer duvara doğru fırlatmıştı ama top duvardan sekip Burak’ın kafasına gelince ufak bir çığlık atarak ona doğru koştu.
“İyi misin? Dur bakayım başına!” dedi.
Burak acıya dayanıklı bir adamdı. Ama Feride’nin ilgisinden memnun olduğu için sızlanmaya devam etti.
“Hiiiih! Kötü vurmuş! Hadi hastaneye gidelim.” dedi Feride endişeyle.
Burak birkaç adım atınca sendelermiş gibi yapıp Feride’ye tutundu.
“Ahhh, bi gözüm karardı Feride!” dedi .
“Yaa korkutma beni. Araban nerede? Anahtarı bana ver.” dedi Feride.
Burak anahtarı verip Feride’nin omzundan destek alarak yürümeye başladı. Korttan çıkıp arabaya doğru giderken ‘Ferideee!’ diye seslendi biri. İkisi de sesin geldiği yöne dönünce Rüzgar’ı gördüler. Yakası kürklü deri ceketi ve yuvarlak güneş gözlükleriyle daha az önce modayı öldürmüş gibi yanlarına doğru geliyordu.
“Bunun ne işi var burada?” diye sordu Burak.
“Bilmiyorum.” dedi Feride. Rüzgar’ın buranın adresini bilmesine de şaşırmıştı.
Rüzgar ciddi bir ifadeyle yanlarına geldi. Gözlüklerini dikkatle çıkarıp sarı saçlarını arkaya doğru savurdu ve Feride’ye dikti gözlerini. Daha doğrusu Feride’nin omzuna. Ki orası tam olarak Burak’ın elini koyduğu yerdi.
“Bir yere mi gidiyorsunuz?” diye sordu.
“Hastaneye. Burak’ın kafasına top attım yanlışlıkla.” dedi Feride .
“Yanlışlıkla kısmı şüpheye açık tabi.” diye ekledi Burak.
“Vallahi yanlışlıkla oldu.” dedi Feride. Burak bir çocuk gibi omuz silkti.
Rüzgar onların flörtleşmelerini tiksintiyle izliyordu.
“Dur ben bi bakayım.” dedi ve Burak’ın başına doğru uzandı.
“Ahhhh! Tam üstünü tutuyorsun şu an!” diye bağırdı Burak.
“Öyle mi? Pardon ya! Öyle küçük bir şey ki fark etmemişim demek. Bir şeyin yok. Koç gibisin koç! Maşallah!” dedi ve ceviz büyüklüğündeki şişliği görmezden gelerek onun omzuna pat pat vurdu Rüzgar.“Hastaneye gitmeye gerek yok. Benim Feride’yle işim var zaten. Hadi gidelim Feride!”
Feride’nin eline uzandı ama Feride, Burak’ın koluna girdi.
“Saçmalama Rüzgar. Görmüyor musun şu şişliği? Hastaneye gitmemiz lazım.” dedi.
Rüzgar bıkkın bir şekilde iç çekti.
“Tamam o zaman. Benim arabamla gidelim.” dedi mecburen.
Burak’ı ensesinden bir kediyi tutar gibi tuttu ve kendi arabasına doğru ‘nazikçe’ götürüp arka koltuğa oturttu. Feride için de öndeki yolcu koltuğunun kapısını açtı.
—————
“Bir şeyi yokmuş işte. Çocuk gibi mızırdanıyor.” diye söylendi Rüzgar. Hemşireler, Burak’ın kafasıyla ilgilenirken Feride’yle Rüzgar bekleme alanının koltuklarında oturuyorlardı.
“Çocuk gibi mızırdanan sensin be Rüzgar. Geldiğimizden beri bir susmadın.” dedi Feride.
“Herif senin vicdanını kullanıyor.”
“Kullansın. Benim bununla bir problemim yok.” dedi Feride.
“Hoşuna mı gidiyor yani?” diye sordu Rüzgar.
“Yani… Yakışıklı bir erkeğin ilgisi bekar bir genç kız olarak ilgimi çekiyor muuuu? Çekiyor. Evet!”
“Sırf yakışıklı diye her erkeğin ilgisini kabul edecek misin böyle?”
“Evet.” dedi Feride.
Rüzgar kollarını kavuşturup bacak bacak üstüne attı ve üstteki bacağını huzursuzca salladı bir süre.
“Umrumda olduğundan değil ama… Neredeyse her gün benim gibi ‘Ve Tanrı erkeği yarattı!’ düzeyinde harikulade bir adamı görüyorsun. Ama yakışıklı algın hala çok zayıf. Bu herifin neresi yakışıklı? Tipsiz sipsinin teki.”
“Senin gibi adamlar, Züleyha gibi ‘Ve Tanrı kadını yarattı’ düzeyinde harikulade kadınlara bakıyor. Benim gibi sıradan halk düzeyindeki insanlar için Burak gayet yeterli, hatta fazla bile. Hem haksızlık ediyorsun. Boylu poslu çocuk. Esmer güzeli. Nesini beğenmedin acaba?”
“Hazır hastanedeyken senin gözlerine de mi baktırsak acaba?” dedi Rüzgar.
“Burak çapkın biri. Her gün başka bir kız takıyor koluna. Bu da onu tek yakışıklı bulanın ben olmadığımı gösterir. Belki de gözleri bozuk olan sensin.” dedi Feride.
“Ağzı laf yapan erkek, maymuna da benzese çapkınlık yapabilir güzelim. Hem çapkın erkeği bal olsa unut Feride. Asla sadık olmaz.”
“Sen de çapkınsın. Arkadaşım Züzü için endişelenmeli miyim?” dedi Feride.
“Yoo, benim ne çapkınlığımı gördün. İşten eve, evden işe giden mazbut bir delikanlıyım.” dedi Rüzgar. Tamam, işten eve giderken uğradığı mekanlardan mutlaka bir kız takıyordu koluna çoğu zaman ama bu aralar gayet mazbuttu.
Feride gülümseyerek ona gözlerini devirdi.
“Sosyal medyanda yüz elli üç bin takipçin var. Yüz elli bini kız. Gönderilerinin altında ‘bir daha’ buluşmak istediklerini yazıyor çoğu. Bu yalanlarını ailene sakla yani.”
Rüzgar birden gözleri ışıldayarak ona döndü.
“Birileri beni stalklamış gibi!” dedi.
“Birazcık.” dedi Feride.
“Eeee, beğendin mi gönderilerimi?” diye sordu Rüzgar.
“Beğendim.” dedi Feride. “Ama çizdiğin resimlerden daha çok çıplaklık var. Sahilde, denizde, sporda, aynanın karşısında… Senenin yarısını yarı çıplak, memelerin dışarıda geçiriyorsun herhalde.”
“Kızlar seviyorlar memelerimi. Sana ne!”
“Bana ne tabi canım! Sen sormadan bir şey demedim. Ama kız arkadaşın olsam tek tek sildirirdim o fotoğrafları. Hatta direkt hesabı kapattırırdım. Umarım bir gün bunu yapacak kadar aşık olduğun biri çıkar karşına.”
“Ben aşık olunca değişecek biri değilim. Sevgilim olan kız bana bu halimle aşık olmuş olacak sonuçta. Beni değiştirmeye çalışması mantıksız değil mi?”
Feride ona gülümseyerek baktı.
“Buna saygı duyuyorum. Ben de bunu istiyorum çünkü.” dedi.
Rüzgar güldü.
“Sen biraz değişsen fena olmaz sanki.” dedi.
“İkimizin durumunu kıyaslarsak gelecekte ki sevgilinin akıl sağlığı açısından değişmesi gereken sensin.” dedi Feride. Sonra kaşlarını düşünceli bir şekilde çatarak Rüzgar’a döndü.
“Sahi sen niye beni almaya gelmiştin?” diye sordu.
“Koluna pansuman yaptırtmaya götürecektim seni.” dedi Rüzgar. Sonra gözlerini kırpıştırarak bir süre Feride’ye baktı. “Sen tenisi o yaralı koluna rağmen mi oynadın? Gerizekalı dediğimde kızıyorsun sonra.”
“Top koluma gelmedi ki hiç. Burak’ın kafasına geldi. Takdir-i ilahi işte.” dedi Feride.
Rüzgar onun kafasının arkasına hafif bir şekilde bir tane vurdu. Feride’nin kafası yine de öne savrulmuştu.
“Kendine dikkat etmen lazım!” diye çıkıştı Rüzgar. Onun sağlam kolunu tutup ayağa çekti.“Gel hazır hastanedeyken pansuman yaptıralım.” dedi.
Feride onu uslu bir çocuk gibi takip etti. Hemşire koluna pansuman yaparken de uslu tavrını sürdürdü. Eğer dayanırsa Rüzgar ona çikolata alacağına söz vermişti.
Burak yan taraftaki bölmede işi bitince yanlarına geldi.
“Kolunu kestiğini bilmiyordum Feride. Nasıl oldu?” diye sordu merakla.
Gözlerinde gerçek bir endişe vardı. Rüzgar iğrenç bir şeyin bir şeyin farkına vardı aniden. Bu çocuk Feride’ye gerçekten aşıktı.
“Şey… Düştüm.” dedi Feride. Kendisini riske attığı için Rüzgar’ın ağzını çekiyordu kaç gündür. Bir de Burak’ın nutuklarını dinleyemezdi.
“Taşa mı geldi?” diye sordu Burak.
“Evet.” dedi Feride.
“Şaşırmadım.” dedi Burak. Gülümsedi. Feride’nin alnına bir fiske vurdu. “Kendine hiç bakmıyorsun.” dedi.
Rüzgar, onun kendisiyle aynı fikirde olduğunu görünce başını heyecanla salladı.
“Bak! Burak’cığım da benimle aynı fikirde. Kendi canına hiç kıymet vermiyor bu Burak’cığım. Var biraz kafasında.” dedi.
Burak bu Rüzgar denen heriften hoşlanmıyordu.
“Beni hastaneye getirdiğin için teşekkür ederim.” dedi yine de.
Rüzgar anlayışlı bir tavırla elini onun omzuna pat pat vurdu.
“Bir şey değil. Ama fazla büyüttünüz. Bir bebek gibi ağladın ufacık bir şey için. Bir dahaki sefere biraz daha erkek olmaya çalış. Bak Feride’nin kolu boydan boya kesik, senin yarın kadar ağlamadı.” dedi.
Burak dişlerini öfkeyle sıktı. Ama Feride’nin yanında olay çıkarmak istemedi.
“Yarın geliyor musun?” diye sordu Feride’ye.
“Teo abi yerime bakacak. Geleceğim sanırım.” dedi Feride.
“Yine nereye gidiyorsun?” diye sordu Rüzgar. Bu kızın sosyalliğinden bıkmıştı arkadaş.
“Maça! Fener’in maçı var yarın.” diyerek Feride’nin yerine cevapladı Burak.
“Hmmm! Nazikçe sorarsanız ben de gelebilirim.” dedi Rüzgar.
“Sen Fenerli misin ki?” diye sordu Feride.
“Galatasaraylı’yım. Maç bizimle değil mi?”
“O kadar belli ki galatasaraylı olduğun!” diyerek burun kıvırdı Burak.
Rüzgar ona gözlerini kısıp diliyle yanağını şişirerek baktı.
“Rüzgar, orası fenerli dolu olacak. Dayak yersin!” dedi Feride.
“Bunun için illa galatasaraylı olmasına gerek yok ki!” diye mırıldanarak kendi kendine güldü Burak.
“Doğan’la gelirim. Onda fenerbahçe forması var.” dedi Rüzgar, sırf Burak’ın inadına.
“Doğan Fenerbahçeli mi?” diye sordu Feride heyecanla. “Boşa sevmemişim demek ki!”
“Adamın tipinden belli zaten on numara herif olduğu!” dedi Burak. Sonra Rüzgar’a küçümseyen bir bakış attı. “Gerçi arkadaş çevresi kötü.”
“Doğan Fenerbahçeli değil. Beşiktaşlı. Ama bir kız için bir süre fenerbahçeli gibi davrandı.” diyerek güldü Rüzgar.
Hastaneden çıktılar. Rüzgar, arabası hala kortta olan Burak’ı oraya bıraktı. Sonra Feride’yi eve götürdü.
“Hadi beni çaya davet et.” dedi.
Feride kararsızdı.
“Evim biraz dağınık.” dedi özür diler gibi.
“Bir şey olmaz. Ben de dağınık biriyim. Doğan hep arkamı toplar.” dedi Rüzgar.
“Ben dağınık değilim. Sadece çamaşırlarım var ortada. Ama iki dakika kapıda beklersen toplayabilirim sanırım. Hadi gel!” dedi.
Eve çıktılar. Feride eşyalarını toplayınca içeri giren Rüzgar kendi eviymiş gibi odaya geçip koltuğa kuruldu.
“Hastaneden geldik. Elini yüzünü yıkayıp öyle otur.” dedi Feride.
Rüzgar ayaklanıp banyoya gitti. Feride de çay koymak için mutfağa gitmişti.
“Aç mısın?” diye seslendi mutfaktan.
“Eveeeet!” diyerek geri bağırdı Rüzgar. Ellerini yıkadıktan sonra tekrar oturma odasına döndü. Tekrar oturmadan önce biraz etrafı inceledi. Kitaplığa bakarken bir fotoğraf albümü gördü. Altın bulmuş gibi sevinerek albümü eline aldı.
Mutfakta dünden kalan yemeklerini ısıtan Feride, Rüzgar’ın birden mutfağa dalmasıyla irkildi. Rüzgar hızlı adımlarla yanına gelip elindeki fotoğraf albümünü açık bir şekilde Feride’nin burnunun ucuna tuttu.
“Söyler misin bundan…” diyerek fotoğraf albümündeki Feride’nin uzun saçlı, güzel bir kız halini gösterdi parmağıyla. Sonra yüzünü buruşturarak aynı parmağıyla Feride’nin üzerini işaret etti . “…buna nasıl dönüşmüş olabilirsin?”