Öğretmenlik dışarıdan rahat görünen ama işin içine girince oldukça yorucu bir meslekti. Özellikle ilkokul gibi küçüklerin olduğu bir okuldaysan…
Rüzgar çok rahat biriydi normalde. Kolay kolay sinirlenmezdi. Ancak bir öğretmen olarak geçirdiği iki gün ona sınırlarını göstermişti.
Rüzgar’ın bu yaş sınırında uzun zaman geçirdiği tek çocuklar Jülide’nin kızları Ayperi ve Melis’ti. Ve bütün çocukları ortalama böyle sanmıştı. Ama kazın ayağı öyle değildi. Renk renk boy boy bir çocuk tarlasındaydı şu an. Hepsinin de farklı bir karakteri vardı.
Otur deyince oturmayan, sus deyince susmayan, oldukça şımarık ve bencil denebilecek yeni bir nesil yetişiyordu ve Rüzgar ilk defa ülkenin geleceğinden ciddi şekilde endişelenmeye başlamıştı.
Bir de daha ilk gününde bir öğrenciye, arkadaşına ‘salak’ dememesini söylediği için okul çıkışında kızgın bir veliyle muhattap olmuştu. Ayrıca bir sürü evrak işi vardı ve Rüzgar sınıf defteri denen şeyi nasıl dolduracağını bile bilmiyordu. Google’dan araştırdığında kendi ders saatinde ne yapacağını yazması gerektiğini öğrenmişti ama… ‘kazanım’ denen şey neydi ki?!
Defteri dolduramadığı için iki gün yoklama almak dışında bir şey yapmamıştı ve ikinci gün müdür yardımcısı tarafından uyarılmıştı. Melislerin sınıfına olan ders saatinde öğrencileri ‘çiçek bahçesi’ çizmeleri için serbest bırakmıştı. Kara kara bu lanet olasıca defterin nasıl doldurulacağını çözmeye çalışıyordu.
“Melis birkaç saniye yanıma gelebilir misin?” diye seslendi. Melis akıllı kızdı ve sınıf başkanıydı.
Hemen yanına geldi Melis. Rüzgar’ı artık daha sık gördüğü için çok memnundu hayatından. Ama şimdi öğretmeni olduğu için ona aşık olamazdı da. O yüzden birazcık üzülmüştü.
Rüzgar, Melis’e iyice yaklaşmasını işaret edip fısıldadı.
“Melis… Buraya ne yazmalıyım?” diye sordu. “İşe yeni başladım ya bilmiyorum.”
“Rüzg… -aman- öğretmenim buraya ‘resim’ yazın. Altına da derste işlediğimiz şeyi yazın.” dedi Melis.
“Bu kadar mı?” dedi Rüzgar şaşkın bir şekilde.
Melis başını sallayarak onayladı. Rüzgar ona gülümseyince kızardı ve yerine geçti.
Rüzgar cebinden çıkardığı siyah tükenmez kalemle kutunun üstüne ‘resim’ yazdı. Altına da ‘çiçek bahçesi çizdiler’ yazdı.
Sınıf kapısı vuruldu. Rüzgar ‘Geeeel!’ dedi. Feride kapıdan başını uzatıp kimin dersi olduğuna baktıktan sonra içeri girdi.
“Hocam izninizle sınıfa bir şey söyleyebilir miyim?” dedi.
“Buyrun hocam” dedi Rüzgar. Çözdüğü şeylerden biri de öğretmenlerin okul içinde birbirlerine ‘bey’ veya ‘hanım’ değil ‘hocam’ demeleriydi. Özellikle öğrencilerin yanında böyle konuşuyorlardı.
Feride sınıfa döndü.
“Çocuklar, dışarıda yağmur başladı. Bir sonraki ders beden kıyafetlerinizi giymeyin. Dersi içeride işleyeceğiz. Tamam mı?” dedi.
Sınıftan hayal kırıklığı şeklinde bir uğultu duyuldu.
“Ama geçen hafta da çıkmadık.” dedi biri.
“Hava soğuk. Hasta olmanıza müsaade edemem. Yaza kadar çoğunlukla içeride olabiliriz. Ama merak etmeyin sınıfta güzel oyunlar oynarız sizinle.” dedi Feride.
“Bizi dışarı çıkarmadığın için sana küsücez öğretmenim.” dedi Ayperi. Kollarını kavuşturarak arkasına yaslandı ve dudaklarını büzdü. Diğerleri de komik bir şekilde aynı şeyi yaptı. Sadece Melis, Feride’ye gülümsemişti. Ama Ayperi onu dirseğiyle dürtünce o da kollarını kavuşturup isyan hareketine katılmak zorunda kaldı.
“Eğer bana küserseniz bütün sene hiç dışarı çıkamazsınız.” dedi Feride gülümseyerek.
Sınıftan bir uğultu daha duyuldu. Rüzgar eğlenen gözlerle onları izliyordu. Feride iç çekerek ona döndü.
“Dersi böldüğüm için özür dilerim hocam.” dedi. Çıkmak için arkasını dönmüştü ki birden tekrar Rüzgar’a döndü. Yaklaştı ve sınıf defterine doğru eğildi. Rüzgar şaşırmıştı.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Rüzgar hocam…” dedi Feride. Kısa tırnaklı işaret parmağını Rüzgar’ın az önce doldurduğu kutunun üstüne koydu. “Sınıf defteri ve çoğu belge mavi tükenmezle doldurulur milli eğitimde.”
Rüzgar siyahla yazılmış kendi yazısına baktı.
“Ahhh…” dedi anlamış gibi.
Feride biraz daha eğilip yazanları okudu. Rüzgar onun saçlarında ki şampuan kokusunu alabiliyordu.
“Ayrıca…” dedi Feride gülerek. “Hocam dersinizin adı neydi?”
“Resim.” dedi Rüzgar.
Feride defterin arasındaki sınıf programını çıkardı. Programın altında, her dersin karşısında dersin öğretmeni yazıyordu.
“Burada adınızın karşısında ne yazıyor?” diye sordu.
Rüzgar eğilip baktı. ‘Görsel sanatlar’ yazıyordu.
“Bunu yazmalısınız.” dedi Feride. Kıkırdadı. “Ayrıca ‘çiçek bahçesi çizdiler’ diye bir kazanım olduğunu sanmıyorum.”
Onun kıkırdama sesi nedense Rüzgar’ın hoşuna gitmiş, bozulması gerekirken neşelenmişti.
“Ne yazmam gerektiğini bilmiyorum? Herhalde üniversitede bu dersi kaçırmışım.” dedi.
“Yıllık ve günlük plan çıkarmalısın. Onlarda hafta hafta ne yazacağın yazıyor.” dedi Feride.
Rüzgar onun ne dediğini anlamamıştı, o yüzden boş boş baktı. Feride merakla onun kafası karışmış ifadesini izliyordu. Sınıf defterini doldurmak üniversitede öğretilmiyor olabilirdi ama bir öğretmenin yıllık plan ne bilmemesi garipti.
“Bu belgeleri müfettişler için çıkarmalı ve idareye onaylatmalısın. Diğer resim öğretmeninde vardır. Ondan rica edebilirsin. Üstüne adını yazarsın sadece. Ama deftere yazman için sana daha kolay bir şey göstereceğim.” dedi.
Rüzgar’ın masanın üzerindeki telefonunu aldı ve ona uzattı.
“Aç. Bir uygulama indirmemiz lazım.” dedi.
Rüzgar telefonu açtı. Uygulama mağazasına girdi. Feride ona uygulamanın adını söyledi. Rüzgar uygulamayı bulup telefonuna indirdi. Sonra uygulamayı açtı.
“Bak buradan sınıf seçiyorsun, sonra dersini buluyorsun. ‘Görsel sanatlar’ dersini bulmalısın. ‘Resim’ yazmaz. Bütün sınıf kademeleri için her hafta hangi cümleleri yazacağın yazıyor içinde. Birini seçip yaz.”
“Ahh, çok kolaymış. Teşekkür ederim.” dedi Rüzgar.
Feride kendi içi rahat etsin diye defterdeki yoklama kısmını da kontrol etti. Ayperi yaramaz bir kız olduğu için onun öğrenci numarasını ezbere biliyordu. Sınıfta olmasına rağmen yoklamaya yazılmıştı numarası.
“Ayperi burada. Neden yok yazdın?” dedi kaşlarını çatarak. Adını duyan Ayperi başını resim defterinden kaldırmış merakla onlara bakmıştı.
“Yok yazmadım ki! Burada diye numarasını yazdım işte.” dedi Rüzgar.
Feride bir kahkaha attı. Şimdi bütün öğrenciler onlara bakıyordu.
“Neye güldün?” diye sordu Rüzgar. Şimdi biraz bozulmuştu.
“Burada olanları değil, olmayanları yazmalısın. İki gün boyunca burada olan çocukları ‘yok’ yazmışsın muhtemelen. Teneffüste hemen idareye git düzeltsinler. Sisteme giriliyor bunlar.” dedi Feride.
Rüzgar bu kadar hata yapmasına ve bunların başka kimse değil de Feride tarafından keşfedilmesinden bir tık utanmıştı.
“Tamam.” dedi normalden daha az özgüvenli çıkan sesiyle.
“İyi dersler.” deyip çıktı Feride.
O çıktıktan sonra Rüzgar sınıf programından beden eğitimi dersini buldu. Karşısında Feride Gülbeşeker yazıyordu.
—————
Öğle arasında Rüzgar yine Feride’nin yanına oturdu.
“Bugünkü yardımın için teşekkür ederim.” dedi.
“Ben de ilk zamanlar zorlanmıştım.” diyerek omuz silkti Feride.
Rüzgar etrafına baktı.
“Burada niye az kişi var?” diye sordu.
“Bugün kantinde çorba ve lahmacun var sanırım. Oraya gittiler.” dedi Feride.
“Hadi biz de gidelim. Ben çok açım.” dedi Rüzgar.
“Ben yemek getirdim yanımda. Sen git istersen. Kantini çok pahalı buranın. Su bile almam oradan.” dedi Feride.
“Biraz cimri olabilir misin acaba?” dedi Rüzgar gözlerini kısarak. Hayatında hiç bu kadar para hesabı yapan biriyle tanışmamıştı.
“İstanbul’da yaşıyorum ve babamın bir mücevher holdingi yoktu.” dedi Feride basitçe.
“Sen olmadan inmek istemiyorum. Diğerlerini çok tanımıyorum.” dedi Rüzgar.
Arkadaş edinmek konusunda bir sıkıntısı yoktu ama Feride’yle olabildiğince zaman geçirip muhabbeti ilerletmeliydi. Amacını ne kadar erken gerçekleştirirse bu lanet okulda o kadar az zaman harcardı.
“Bence yanımdaki yemek ikimizi de yeter. Ama benim fakir damak zevkim senin havyara ve ıstakoza alışık ağzına basit gelebilir.” dedi Feride.
“Sen beni ne sanıyorsun tam olarak. Ben de öğrenci oldum. Simidin, midyenin, bardak mısırın tadını biliyorum.”
“İyi rahatladım o zaman.” dedi Feride. Sırt çantasını açıp bir poşet çıkardı. Poşetin içindeki kutuları masaya dizdi.
“Benimle aynı tabaktan yemekten iğrenir misin?” diye sordu Rüzgar’a.
Rüzgar, kadınlardan iğrenmezdi. Hayatının büyük kısmını onları öperek geçirmişti. Başını ‘hayır’ anlamında salladı. Feride kalkıp mutfak kısmına gitti ve dolaptan bir tane plastik çatal ve peçete alıp geldi. Rüzgar’a uzattı. Sonra tekrar yerine oturup kutuları açmaya başladı. Birinde salata vardı. Birinde patatesli et yemeği. Birinde de patlıcan dolmalar… Lezzetli görünüyorlardı. Ki Rüzgar buna şaşırmıştı.
“Bunları sen mi yaptın?” diye sordu.
“Evet. Dün gece taze pişirdim. Yemek yapmayı severim.” dedi Feride.
Rüzgar çatalıyla etin tadına baktı. Yumuşacık ve çok lezzetliydi. Dolmayı da oldukça beğenmişti. Kantine giden diğer hocalara acımıştı biraz. Bu lezzetli yemekler Rüzgar’a nasip olmuştu.
“Bir şey sorabilir miyim?” diye sordu Feride.
“Hı hı!” dedi Rüzgar sadece. O sırada ağzına attığı bir patates parçasının nasıl bu kadar lezzetli olabildiğini sorguluyordu.
“Bildiğim kadarıyla bu okulun verdiği aktif bir iş ilanı yoktu. Nasıl öğrenip başvurdun?” dedi Feride.
Rüzgar bocaladı bir an.
“Şey… Babam, müdürü tanıyor. Ondan öğrenmiş.” dedi.
“Haaa! Baba torpili yani.” diyerek güldü Feride. Rüzgar’ın çatılan kaşlarını görünce neden güldüğünü açıklamak zorunda kaldı. “Beni de Jülide’nin kocası İbrahim tavsiye etti.”
“Seninki de torpilmiş yani.” dedi Rüzgar. Tamam! Kendisinin ki torpilden çok daha fazlasıydı çünkü belgede sahtecilik yapmıştı ve onun adamakıllı bir sorumluluk almasını isteyen babasını da alet etmişti.
Feride onun koluna vurdu.
“Benimki farklı. Milli karateciydim ben. Birçok alanda ödülüm ve başarı belgem var. Bölümümü birinci olarak bitirdim. Müdür, İbrahim’e beni ona getirdiği için özel olarak teşekkür etti.” dedi gururla.
“Ben de okul birincisiydim.” diyerek yalan söyledi Rüzgar. Hatta abarttı. “Bir sürü ödül kazanmış tablom var. Sanat galerilerinde sergilenenler bile var.”
“Gerçekten mi?” diye sordu Feride. Güzel gözleri gerçek bir şaşkınlıkla kocaman açılmıştı.
Sanat hassas ve derin bir içgörü gerektiriyordu ve Rüzgar’ın böyle bir yönü varmış gibi görünmüyordu. Kendi önyargılı tavrından utanmıştı Feride.
“Telefonunda fotoğrafları var mı?” diye sordu merakla.
Rüzgar, ağzına attığı eti çiğnerken düşünmek için biraz zaman kazandı.
“Vardı ama bu yeni telefon. Eski telefonumda var. Bir ara gösteririm.” dedi.
“Söz kabul ediyorum o zaman.” dedi Feride.
Anlaşılan Rüzgar’ın biraz sanat galerisi gezip resim çekmesi gerekecekti.
“Söz.” dedi.
“Bu arada diğer öğretmenler sana bir şey sormamı istediler.” dedi Feride.
“Neymiş?” diye sordu Rüzgar.
“Bu okulda yaklaşık elli öğretmen var ya hani, 18’i kendi aralarında altın günü yapmak için anlaşmış. Her ay iki kişinin evinde toplanılıyor ve yiyip içip eğlendikten sonra ev sahibine bir gram altın veriyorsun. Ben de sonradan katıldım ve Eylül ile Ekim ayındaki öğretmenlere toplu verdim gramlarını. Ama bu ay aktif bir şekilde günlere katılacağım. Sen de düşünür müsün?”
Rüzgar bu okulda kalıcı değildi ama Feride’yle zaman geçirme fırsatını kaçırmak istemiyordu. Okuldan ayrıldığında da birkaç gram altın ona dokunmazdı.
“Erkekler var mı?” diye sordu.
“İki tane. Ama evli onlar.” dedi Feride.
“Sanırım katılabilirim. Diğerleriyle sosyalleşme fırsatı işte.” dedi Rüzgar.
Altın günü ona göre çok varoşça bir şeydi ama bunu belirtme gereği duymadı. Ayrıca gram altın kimin ne işine yarayacaktı? Aldığını diğerlerine bir şekilde geri verdiğin saçma bir sistemdi.
“Ben katıldığımda bir hocamız babasının hastalığı için bir süre izin almıştı ve bu ay yapamayacaktı. Ben de onun gününü almayı teklif ettim. Normalde bana Haziran kalıyordu. Onunla değiştirdik yani. Ama yine değiştirmem lazım çünkü bu ay öğrencilerimle birkaç farklı turnuvaya katılacağız. Çok yoğun olacağım.” dedi Feride. Sonra gözleri ışıldayarak Rüzgar’a döndü.
“Sana da Haziran’ı verirler muhtemelen. Seninle değiştirelim mi? Bu ay yapıp aradan çıkarmış olursun ve daha katıldığın ilk anda toplu altın almış olacaksın.” dedi.
“Ama ben altın günü nasıl yapılır bilmiyorum. Önce birkaçına katılsam iyi olurdu.” dedi Rüzgar.
“Canım çok bir şeyi yok. Çay sofrası kuracaksın işte, kısırlı, sarmalı, köfteli… Müzik filan ayarlayacaksın karşılıklı oynayacağız.” dedi Feride .
“Hmmm… Olabilir o zaman.” dedi Rüzgar. Anlaşılan Doğan’a bir sürü iş çıkmıştı yine. Rüzgar kendi elini bir şeye sürmeyi düşünmüyordu.