DAHİCE

1391 Words
Burak, Feride’yi görünce ufak bir ıslık çaldı. “Canım şimdi tam bir Gülbeşeker olmuşsun.” dedi. Kolunu ona uzattı. Bu tuhaf iltifat oldukça hoşuna giden Feride gülümseyerek Burak’ın koluna girdi. Burak onu tarihi bir tatlıcıya götürdü. Giriş kat oldukça kalabalıktı o yüzden ikinci kata çıktılar. Siparişlerini verdikten sonra tuhaf bir sessizlik olmuştu aralarında. Bir süre sonra Feride gülerek sessizliği böldü. “Tuhaf değil mi?” diye sordu. “Ne yalan söyleyeyim! Çok tuhaf!” dedi Burak. İki seneye yakındır rekabet dolu bir arkadaşlıkları vardı. Onları tanıştıran Teo abiydi ama yaşları yakın olduğu için Burak ve Feride zamanla daha yakın olmuşlardı. Burak bir süre sonra Feride’den hoşlanmaya başlamış, ama kız dolu çevresinden kopamadığı için Feride’den yeşil bir ışık alamamıştı. Ta ki şimdiye kadar! “O alışıldık tarzından farklı bir halde benimle randevuya çıkmış olman bir yana, seninle burada böyle oturmak bile çok tuhaf.” dedi Burak. “Owww, ‘erkeksilik’ diyemiyor da ‘alışıldık tarz’ diyor! Çok tatlısın Burak.” dedi Feride. Uzanıp bir köpekmiş gibi onun başına pat pat vurdu hafifçe. “Yanlış anlamazsan eğer bir şey sormak istiyorum. Bunca zamandan sonra ne değişti de teklifimi kabul etme gereği duydun?” diye sordu Burak. Feride’nin gülüşü soldu. Dürüst olacaktı. “Rüzgar’dan hoşlanıyordum ama o benden değil arkadaşım Züleyha’dan hoşlanıyordu. Şimdi çıkıyorlar. Onun için ağlayarak zamanımı geçirmek istemedim. Sana karşı önyargılarımı yıkmaya karar verdim. Rüzgar’ın bana olan davranışından önyargılı olmanın hatalı sonuçlar verdiğini birinci elden keşfetmiş durumdayım çünkü. Ama yanlış anlamanı istemem. Seni kullanmak, yara bandı yapmak gibi bir niyetim yok. Gerçekten denemek istedim.” “Anlıyorum.” dedi Burak. Pek hoşuna giden şeyler duymamıştı ama Feride’nin kendisinden o manada hoşlanmadığını zaten biliyordu. Tüm çekiciliğini kullanacak ve bu fırsatı avantaja dönüştürecekti. Elini onun elinin üstüne koydu. “Buna değdiğini göreceksin. Seni asla incitmeyeceğim.” diye söz verdi. Feride’nin gözleri dolmuştu. Burak’a gülümsedi. “Senden başka hiçbir şey istemiyorum.” dedi. Yetim bir kız olarak Feride’nin insanlardan tek beklentisi güven duygusu ve saygıydı. ————- Neşeyle sohbet ettikleri ve ikisinin de oldukça eğlendiği bir randevudan sonra, Burak’la arabaya doğru yürürken yolun karşısında dikkatini çeken bir yer gördü Feride. “Grand Gallery” yazan bir yer… Züleyha’nın ‘büyük galeri’ dediği yer burası mıydı acaba? Hani şu Rüzgar’ın tablolarının asılı olduğu yer! Araba anahtarını cebinden çıkaran Burak’ın kolunu tuttu. “Beş dakika şurayı turlamamızın bir sakıncası var mı?” diye sordu. Burak onun işaret ettiği yere bakıp gülümsedi . “Seninle fazladan zaman geçirebileceksem neden olmasın!” dedi. Yolun karşısına geçip galerinin girişine doğru yürüdüler. Güvenlikten geçtikten sonra bir görevli onlara kuralları söyledi ve nereden başlamaları gerektiğini gösterdi. Burak da Feride de sanattan çok anlamıyorlardı. Modern sanatı yansıtan çoğu tabloyu saçma bulmuşlardı. Feride’nin gözleri zaten aklına mıh gibi kazınmış birkaç tablonun peşindeydi. Onlardan birini görünce heyecanla oraya doğru yürüdü. Burak onun neye bu kadar heyecanlandığını merak etmişti. Feride’nin gittiği resmi görünce dehşete düştü. Arkası dönük çıplak bir şekilde uzanan bir kadın resmiydi. Ona uzaktan bakınca bile utanan Burak, Feride’nin bu resimde ne bulduğunu merak ederek peşinden gitti. “Ne kadar orantılı bir popo!” diye yorum yaptı gülerek. Feride bu tabloya böyle hayran gözlerle bakmaktan utanmıyorsa Burak’ın da utanacağı bir şey olmamalıydı sonuçta. Feride de gülmüştü. “Ama çok gerçekçi değil mi? Harika bir sanat eseri.” dedi. . “Bence de öyle hanımefendi.” dedi az ileride oturan orta yaşlı bir hanım. Bir öğretmen edasıyla yanlarına geldi . “En sevdiğim eserim. Yapması tam üç ay sürdü. Her detayı üzerine ince ince çalıştım.” dedi. “Şey anlamadım. Sizin eseriniz mi bu?” dedi Feride kafası karışmış bir şekilde. “Evet, bakın altında ismim yazıyor.” dedi kadın. Feride yaklaştı. ‘Belgin Günday’ yazıyordu. Kaşlarını çattı. Kadına döndü tekrar. “Bu gerçekten sizin eseriniz mi?” diye sordu. “Evet. Satın almak isteyen çok oldu ama ben satmadım.” dedi gururla Belgin Hanım. “Elinize sağlık. Çok güzel olmuş. Ben sanattan anlamam ama sanatınızı takdir edebileceğim kadar iyi bir resim.” dedi Feride. Burak’la oradan çıktıklarında düşünceli, gergin ve kızgındı. Jülide’nin Rüzgar için söylediklerini hatırladı. Onun nasıl öğretmen olduğunu anlayamadığını, Cin Ali bile çizemediğini söylemişti. Rüzgar’ın neden yalan söylediği hakkında hiçbir fikri yoktu Feride’nin. Ama belli ki herifin zaten hayatı yalandı. Muhtemelen sırf hobi olsun diye bir özel üniversitede parasını vererek okumuştu. ————— Ertesi sabah eşofmanlarını giyip okula gitti Feride. Direkt müdürün odasına çıktı. Kapıya vurdu. Ve içeri girdi. “Günaydın, hocam.” dedi . “Günaydın Feride hocam.” dedi Müdür. “Hocam sizden bir ricam olacaktı.” dedi Feride . “Buyrun?” dedi Müdür. “Hocam… Rüzgar hocamızın oldukça yetenekli bir ressam olduğunu duymuş muydunuz?” dedi Feride. “Bilmiyordum. Öyle miymiş?” dedi Müdür şaşkın bir şekilde. “Evet evet. Galerilerde yayınlanan birçok resmi var. Diyorum ki öğrencilerimizi sanata teşvik etmek adına onunla bir resim günü mü düzenlesek? Hayal edin. O böyle konferans salonunda sahneye oturmuş onu izleyen öğrencilerin resmini yapıyor, koltuklardaki öğrenciler de sahnedeki öğretmenlerinin resmini yapıyor. Videoya çeker ve arkaya koyacağımız güzel bir müzikle sosyal medyada yayınlarız. Güzel olmaz mıydı?” dedi Feride. Sonra bir sır verirmiş gibi eğildi. “Rüzgar hocamızın babasının da hoşuna gider.” diye fısıldadı. Sihirli cümle buydu. Rüzgar’ın zengin babasının adının geçmesi Müdür’ü ikna eden tek cümleydi. “Peki ya Rüzgar hocamız bunu istemezse?” diye sordu Müdür. “Diğer öğretmenlerin yanında sorarsanız itiraz edemez.” dedi Feride tatlı bir şekilde gülümseyerek. “Tamam o zaman. Ne güzel aklettiniz hocam!” “İzniniz olursa hazırlıklarla ben ilgilenirim.” dedi Feride . “Çok makbule geçer.” dedi Müdür. Onun çalışkanlığını ve arkadaşına yardımcı olmak için hevesini takdir etmişti. ————— Rüzgar öğretmenler odasında çatık kaşlarla masanın karşısındaki Feride’yi izliyordu. Bol eşofmanlarıyla yine erkek gibiydi Feride. Ama bu Rüzgar’ı eskisi kadar rahatsız etmiyordu. Feride’nin bu görünüşünde bir tanıdıklık ve güven hissi vardı. O, Feride’yi izliyordu izlemesine… Ama Feride bir kez olsun ona bakmamıştı. Gülümseyerek telefonunda biriyle yazışıp duruyordu. Ve Rüzgar adı gibi biliyordu ki bu ‘biri’ o Burak adlı zırlak herifti. “Randevun iyi geçti mi?” diye sordu kendini tutamayarak. Feride gözlerini bir saniyeliğine ona dikip tekrar telefonuna indirmişti . “Size ne!” dedi. “Siz?” diye tekrar etti Rüzgar alaycı bir gülüşle. Şimdi ‘siz’ mi olmuşlardı? “Siz.” diye onayladı Feride. “Öyle olsun. Randevunuz iyi geçti mi Feride hocam?” diye sordu tekrar Rüzgar. “Bir kez daha: Size ne!” dedi Feride. “Böyle 32 diş yazıştığınıza göre iyi geçmiş olmalı.” dedi Rüzgar. “Eminim ‘sizinki’ kadar iyi geçmemiştir.” diye mırıldandı Feride. “Haklısınız. Bizimki muhteşemdi.” dedi Rüzgar. Kendi ilk randevularında Züleyha bir alkolik gibi şişeyi başına dikip Feride ve Doğan diye sızlanıp durmuştu ama bunu Feride’nin bilmesine gerek yoktu. Öğretmenler odasının kapısı açıldı ve Müdür içeri girdi. “Getirin çocuklar.” dedi arkasındaki öğrencilere. Öğrenciler büyük bir ayaklı panoyu beraberlerinde taşıyorlardı. “Şöyle koyun.” dedi Müdür. Öğrenciler panoyu Rüzgar’ın tam karşısına, Feride’nin arkasına gelecek şekilde koymuşlardı. Şoray hoca panoya yaklaştı. “Bu ne hocam?” diye sordu Müdür’e. Acaba yine hangi angarya iş yıkılacaktı üstlerine. Hepsi nefesini tutarak bekledi. “Bu… Hocam! Rüzgar hocamızın sanat etkinliği için hazırlattığım afiş. Bu çarşamba öğleden sonraki dersleri buna ayıracağız. Öğrencilere duyuru yapın.” dedi Müdür. Rüzgar etrafına baktı. Bu okulda başka Rüzgar vardı da kendisinin haberi mi yoktu acaba? “Hangi Rüzgar hoca?” diye sordu . “Tabii ki siz hocam.” dedi Müdür gülümseyerek. “Ben mi?” dedi Rüzgar şaşkın bir şekilde. Feride gülmesini bastırmak ve saklamak için elini ağzına kapattı. “Evet! Geldiğinizden beri ilk ders dışı etkinliğiniz olacağı için Feride hoca hazırlıkları sizin yerinize halledecek. Siz sadece gelin ve sanatınızı icra edin.” dedi Müdür. Rüzgar ona alaycı bir bakışla bakan Feride’ye bir göz atıp kaşlarını çatarak ayaklandı ve panoya doğru yürüdü. Okudukça dehşete düşmüştü. Herkesin önünde nasıl resim çizecekti ki! Bir de bütün öğrencilerin resmini… Başka bir resim konusu olsa birini tutar kendisine adım adım ezberletmesini isterdi ama eşzamanlı yapacağı öğrencilerin resmi… İmkansızdı. İtiraz etmek için müdüre dönerken Feride’nin kıkırtısını duydu. Gözlerini şüpheyle kısıp ona baktı. Nedense bu iş onun başının altından çıkmış gibi hissediyordu. “Sen mi önerdin?” diye sordu. “Evet. Müdüre ne kadar iyi bir sanatkar olduğunuzu çıtlattım.” dedi Feride. Kafasında bir şimşek çakan Rüzgar bir anlık dehşetle ‘biliyor’ diye düşündü. Feride onun resim konusunda yalan söylediğini biliyordu. Ve onu zor durumda bırakmak için böyle dahice bir yol bulmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD