RESİM ÖĞRETMENİ 🎨

1655 Words
“Ne yapıyorsun? İçsene çayını!” dedi Doğan. Özenle hazırladığı kahvaltı masasında Rüzgar başını telefonuna gömmüş ve yemeyi unutmuştu. Doğan’ın en sevmediği şey uğraştığı şeyin takdir edilmemesiydi. Ev arkadaşı masaya oturdu oturalı bir ‘eline sağlık’ bile dememişti. “Birini stalkluyorum ama… Sokaktaki rastgele bir kedinin internette daha çok bilgisi vardır muhtemelen.” dedi Rüzgar. “Kimi? Operasyonla ilgiliyse ara Ünal’ı halletsin.” “Operasyonla ilgili değil ama Ünal’ı aradım. Bulduklarını atacak. Yine de ben sosyal medya üzerinden bulunabilecek şeylerle ilgileniyorum. Nerelere gitmeyi sever, ne yer, ne içer… Bunun gibi şeyler lazım bana!” “Bir kız o zaman. Sosyal medyası yok mu?” “Var. Ama sadece sporla alakalı veya manzara fotoğrafları var. Bir tek profil fotoğrafında kendisi var. Bak!” dedi Rüzgar ve Feride’nin profil fotoğrafını gösterdi. Doğan’ın neden kendisine bir erkek fotoğrafı gösterildiğini sormasını bekledi. “Pek senin tarzın bir kız değil.” dedi Doğan. “Doğru ama kız olduğunu bir bakışta anladın mı gerçekten? Ben iki kere canlı gördüm, ikisinde de erkek sandım.” dedi Rüzgar şaşkın bir şekilde. Fotoğrafı kendisine çevirip bir daha inceledi. Ne kadar bakarsa baksın genç bir adam görüyordu. Doğan ona kınar gibi baktı. “Gözlerin kör o zaman. Kızın adem elması yok, sakalı yok, yumuşak bir yüz çizgisi var, kaşları bile gayet kadınsı. Kendine gerçekten istihbaratçı mı diyorsun?” “Bu fotoğraftaki gibi değil. Sesi ergen bir erkek gibi. Yürüyüşü, oturuşu filan… Böyle… Bir asker gibi dimdik duruyor.” “Askerdir belki.” dedi Doğan. “Değil. Kıçı kırık bir spor hocası. Babaannemin bana tanıştırmak istediği kız. Bunu bana nasıl yakıştırdıysa…” “Gayet güzel. İstemiyorsan bana yapabilirsin. Ben sert kadın severim.” dedi Doğan. “Önce yapmam gereken bir şey var. Züzü’yü biliyor musun? Ünlü olan…” “Bilmeyen yoktur herhalde.” dedi Doğan. Rüzgar, Züzü’yle ilk karşılaşmasını ve son konuşmasını ayrıntılarıyla anlattı. “Yanlış bence.” dedi arkadaşı. “Nesi yanlış acaba? Hatta bu kıza iyilik bence.” dedi Rüzgar. “Kendi hayatından memnunsa zorlamamalısınız.” “Her zaman bu kadar doğruluk timsali olmak zorunda mısın?” diye sordu Rüzgar. “Evet.” dedi Doğan basitçe. “Şu kıza bir bak!” diyerek Feride’nin profilini tekrar gösterdi Rüzgar. “Hangi kız böyle olmak ister? Belli ki çirkin olduğu için kadınsı olma fikrini hor görüyor. Ben de bir centilmen olarak onun içindeki kadını ortaya çıkaracağım ve çok çalışmamın ödülü olarak Züzü’yle çıkacağım.” Doğan düşünceli bir şekilde salata kemiriyordu. “Bu Züzü’nün adı Züleyha Zümra Zümrüt müydü?” diye sordu. “Sanırım. Neden sordun?” “Üniversitede bir arkadaşın adı da öyleydi. Ama o kız bayağı kilolu, sivilceli, diş telleri ve kalın çerçeve gözlükleri olan böyle çirkince bir şeydi. Bana bir aşk mektubu yazmıştı ama onu reddetmiştim. Reddedildikten sonra benden nefret etmeye başlamıştı. Beni görünce yolunu değiştiriyordu. Ama bu Züzü değildir herhalde.” “Sanmam. Bu Züzü yakından bile tanrıça gibi.” dedi Rüzgar. Doğan omuz silkerek ayaklanıp sofrayı toplamaya başladı. Rüzgar araştırmasına devam etti. En sonunda böyle olmayacağına karar verip babaannesini tekrar parktan almaya gitmeye karar vermişti. ————- Feride bundan iki küsür yıl kadar önce parkta tek başına spor yaparken birkaç yaşlı teyze yanına gelmiş ve onlara da birkaç hareket göstermesini istemişti. Feride seve seve yardımcı olmuştu. Ertesi gün aynı teyzeler yine gelmişti. Sonraki gün yine. Her gelişlerinde yanlarına bir iki kişi eklenmiş oluyordu. En sonunda Feride onlara bir program hazırlayıp yardımcı olma işini gerçek derslere çevirmişti. Teyzelerin bir süre sonra sıkılacaklarını düşünüyordu ama iki yıldır, birkaç kişinin zorunlu ayrılması haricinde -ölmüşlerdi- neredeyse hiç fire olmamıştı. Okuldan çıktıktan sonra buraya gelip bir saat kadar teyzelerle ilgileniyor sonra da spor salonundaki işine geçiyordu. Bütün gün eşofmanlıydı neredeyse. “Hadi hanımlar yavaş yavaş yerimizi alalım.” dedi altın kızlarına. “Hadi Serpil teyze çabuk ol, Ayşe teyze sen şöyle biraz daha sola geç, Fatime teyze sen şöyle öne gel. Cücük kadar boyunla arkadan bir şey göremiyorsun.” diyerek onların yerlerini ayarlamaya çalıştı. Fatime teyzesi ona azarlayan bir bakış atarak öne geçti. Feride karşılık olarak ona gülümsemişti. “Şimdi… Önce ısınma hareketleri!… Önce boynumuzu çeviriyorduk… Kollar… Şimdi bacaklar… Şimdi belimizi çevirelim… Hadi şimdi eğilelim… Parmak uçlarına dikkat… Değdiremiyorsanız da sorun değil. Ama çabalayın biraz…” Isınma biterken Jülide ve kızlarının gruba dahil olduğunu görüp gülümsedi. “Şimdi lastiklerinizi alıp gelin.” diye direktif verdi. Herkes jümnastik lastiklerini çıkardığında müziği açtı ve yaşlı hanımlarını sakatlamayacak derecede hareketleri göstermeye başladı. Maalesef 80 yaşındaki teyzelerin yanında 30 yaşındaki Jülide hepsinden daha çok zorlanıyordu. “Tamam hanımlar… Biraz dinlenin. Beş dakika sonra step tahtasına geçeceğiz.” dedi . Sonra Jülide’nin yanına gidip sarıldı. “Balayından erken dönmüşsün.” dedi Jülide’ye. “Kız bizim balayımız üç gündü zaten sonra kızlarla adaya gidip ara tatilin kalanını orada geçirdik.” “Olsun o da sayılır. Sonuçta kızlar aranızda yatmıyordu.” dedi Feride gülerek. “Yatmıyordu ama ben çoğunda hastaydım. Sümüklü sümüklü kocamın çok dikkatini çekemedim.” dedi Jülide. Onlar gülüşürken Rüzgar havalı bir güneş gözlüğüyle onlara doğru yürüyordu. Onu ilk gören Jülide’nin kızı Melis oldu. “Rüzgaaar!” diye bağırarak ona doğru koştu. Rüzgar onu kucağına alıp öptükten sonra yere bırakmıştı. “Bunun burada ne işi var?” diye homurdandı Fatime teyze, Feride’nin aklını okumuş gibi. Feride, Jülide’ye döndü. “Sen mi çağırdın?” diye sordu. Jülide başını iki yana salladı. “Düğünden beri görmedim bile.” dedi . Jülide’nin diğer kızı Ayperi’yi de öpen Rüzgar, Feride’ye bakmadan babaannesinin yanına gitti . “Tontiş babaannem niye bana öyle öldürecek gibi bakıyorsun? Seni almaya geldim, sevinmedin mi?” dedi. “Senin ben demeden bir şey yaptığın nerede görülmüş? Ne oldu? Babanla kavga ettin de seni beş parasız evden mi kovdu?” dedi Fatime Hanım. “Maşallah, bilmesem seni senaristlikten emekli sanacağım babaanne… 2 saniyede o senaryoyu nasıl yazabildin?” dedi Rüzgar. “Hadi hadi! Ben bilirim malımı! Kesin bir derdin var!” diyerek torununa burun büktü Fatime Hanım. “Neyse, konuşuruz sonra. Erken gelmişsin evladım. Daha Feride kızımla dersimiz bitmedi.” “Sorun yok! Beklerim.” dedi Rüzgar. Dönüp Jülide’ye göz kırpınca babaannesinden poposuna sağlam bir çimdik yedi . “Evli o, sapık oğlum.” dedi babaannesi. “Biliyorum, arkadaşım o yaa!” diye sızlandı Rüzgar. Bir yandan poposunu ovuşturuyordu. Kesin morarmıştı. “Babamın arkadaşı Murat’ın kızı Jülide. Gel tanıştırayım.” Böylece Feride’ye yaklaşmak için de bir bahane bulmuştu Rüzgar. Ne var ki o babaannesiyle onlara doğru ilerlerken telefonu çalan Feride onlardan uzağa giderek arayan kişiyle konuşmaya başlamıştı. Fatime Hanım, Jülide’yi kendisine kimin kızı olduğunu söylemediği için azarlarken Rüzgar, Feride’nin yolunu gözlüyordu. Feride sırıtarak telefonda konuşmaktaydı. O orada neşeyle muhabbet ederken uzun bir süre geçmişti. Saatine baktı Rüzgar. On beş dakika olmuştu. “Dersiniz ne zaman başlayacak babaanne?” diye sordu. Fatime Hanım torununun kolunu çekip saatine baktı. “Çoktan başlaması lazımdı.” dedi. Dönüp Feride’ye baktı. “FERİİDEEE! Ağaç olduk kızım! Gelsene!” diye seslendi. Feride ona elini ‘bir dakika’ der gibi kaldırıp telefonda son bir şeyler söyledi. Sonra koşarak yanlarına geldi. “Fatime teyze, bugünlük burada bitirsek olur mu? Salona gitmem lazım. Arkadaşım izin almış da… Yerine bakmalıyım.” dedi. Arkadaşı, kız arkadaşına evlenme teklifi edecekti bu akşam. Yerine kimseyi bulamayınca Feride’yi aramıştı. Rüzgar kaşlarını çatarak araya girdi. “Bu kadar yaşlı kadını buraya toplamışsın, dersi tamamlamayacak mısın gerçekten?” dedi soğuk bir sesle. Babaannesi onun poposunu bir kez daha sertçe çimdikleyince ‘Ahhh!’ diye bağırıp arkasına eğildi. Feride yavaş yavaş bu yakışıklı şeytana gıcık olmaya başlamıştı. “Tamam kızım. Sen git. Ben diğerlerine söylerim. Ama o arkadaşından parasını al, hakkını yedirme sakın!” dedi Fatime Hanım. Feride müteşekkir bir şekilde ona teşekkür ederek çantasını almaya gitti. Giderken Jülide’ye el sallamıştı. Ayperi, Feride’nin arkasından koştu birkaç adım. “Feride hocaaaam! Yarın beden eğitimi dersimiz var. Rapor almayın sakın. Siz hasta olunca Müdür ve sınıf öğretmenimiz bizi dışarı çıkarmıyor.” diye bağırdı. Feride geriye dönüp ona eliyle öpücük gönderdi. Ve otobüs durağına doğru koşmaya başladı. O gidince Fatime Hanım torununa dönüp kulağını parmaklarının arasına kıstırdı ve çekmeye başladı. “Sen niye bilip bilmeden kıza çıkışıyorsun a benim salak oğlum?! Yetim o kız. Üç kuruş para kazanma fırsatına buradaki kimse bir şey demez!” diye azarladı. Jülide ve kızları alenen Rüzgar’a bakıp gülüyorlardı. “O zaman kızdan dersi bedava almayın siz de.” dedi Rüzgar. Babaannesinin pençelerinden kurtardığı kulağını ovuşturmaya başlamıştı. “Gerizekalı teklif etmedik mi sanıyorsun? O kız herkesin durumu müsait olmayabilir diye kabul etmedi.” “Salakmış o zaman.” dedi Rüzgar. “Sen insanlıktan ne anlarsın?” diyerek arkadaşı Feride’yi savundu Jülide. “İnsanlıktan anlamasam da enayiyi gözünden tanırım.” dedi Rüzgar. Ayperi ona kızmıştı. Küçük elleriyle Rüzgar’ı itti. “Hocamıza bir daha kötü şeyler söylersen sana kızarım.” dedi. Kız kardeşi Melis ona katıldı. “Feride hocamıza laf etme.” dedi. “Aman alın hocanızı başınıza çalın. Bir de sizin okulda mı çalışıyor?” dedi Rüzgar. Melis ve Ayperi başlarıyla onayladı. “Beden eğitimi öğretmenimiz.” dedi Melis. En sevdikleri dersti. Rüzgar bu bilgiyi bir kenara not etti. Sonraki gün bir kere daha uğradı oraya ama ortada ne bir ders ne babaannesi ne de Feride vardı. Sonradan babaannesinden Feride’nin spor salonunda çalışırken belini incittiğini öğrenmişti. Züleyha’ya birkaç gün demişti ama o birkaç gün Feride’ye ulaşmaya çalışırken geçip gitmişti. Kız iki dakika yerinde durmuyordu ki… Parka bir kez daha uğramıştı ama bu sefer de Feride okuldaki dersi erken bittiği için parktaki dersini de erkene almış ve çoktan parktan ayrılmıştı. Böyle ona ulaşamazsa bir ay bile yetmeyebilirdi. Ona sürekli yakın olacağı bir şey bulmalıydı. O yüzden bir delilik yaptı. Bağlantılarını kullanarak -bunlar Doğan ve Ünal oluyordu- kendisine sahte bir resim öğretmenliği diploması oluşturdu ve yine bağlantılarını kullanarak -bu babası oluyordu- Feride’nin çalıştığı kolejde işe başladı. Bir öğretmen gibi gömleğini ve üzerine süveterini giydi, güzel saçlarını güzelce taradı ve gözlerine kemik çerçeve bir gözlük taktı. Öğretmenler odasında Müdür onu diğerlerine tanıtırken Feride’yi yine ortalıkta göremeyince tam sinirlenecekti ki Feride bir eli cebinde rahat adımları ve gri bol eşofmanıyla içeri girdi. Müdürün yanındaki adamın -Rüzgar- ona baktığını hisseden Feride kafasını oraya çevirdi ve kısa bir an donup kaldı. Rüzgar ona gülümseyip nazik bir adammış gibi herkese selam vererek kendini tanıttı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD