GERİZEKALI

2125 Words
Rüzgar derste kalemi elinde çevirerek kara kara düşünüyor, nasıl bir tuzağa düştüğünü anlamaya çalışıyordu. Feride göründüğü kadar masum bir kız değildi demek ki. Kurnaz bir tilki çıkmıştı. Rüzgar’ın yalanını nasıl öğrendiği konusunda hiçbir fikri yoktu Rüzgar’ın. Bu işin içinden nasıl çıkacağını bulmaya çalışıyordu ki aklına ‘ne tür resimler’ yaptığı geldi. Hiçbir müdür nü resimler yapan birini öğrencilerin karşısına çıkarmazdı. Aklına uzun uzun teşekkürler ederek ayağa kalktı. Sınıf başkanını görevlendirerek sınıftan çıktı ve hemen müdürün odasına gitti. Kapıya vurup içeri girdi. “Hocam merhaba.” dedi . “Buyrun Rüzgar hocam.” dedi müdür. “Hocam… Bu benim yapacağım sanat etkinliği hakkında bir maruzatım olacaktı.” “Tabii ki hocam. Ne üzerine?” “Hocam… Nasıl desem… Benim yaptığım resimler biraz şey… Okul ortamına uygun değil.” dedi Rüzgar mahcupmuş gibi bir ifadeyle. Müdür anlayışlı bir şekilde başını salladı. “Katılıyorum hocam. Sizin gibi güzide bir sanatçımızın binlerce dolara satılan eserleri bize layık değil. Buna rağmen buna gönüllü olmanızın kıymetini tabii ki biliyoruz. Muntazam yeteneğinizle çok tanınmış bir sanatçı olmadan bize bir hediye bırakmış olun.” dedi Müdür. “Yok hocam, öyle de-“ diye itiraz eden Rüzgar birden duraksadı. “Siz benim resimlerimi gördünüz mü?” dedi. “Gördüm hocam. Görmez olur muyum? Feride hocam bana gösterdi. Doğrusu çok güzel manzara resimleriydi. Kara kalem çalışmalarınıza da bayıldım. Galerilerde resimleri sergilenen bir resim hocamız olduğu için de ayrıca gurur duydum. ” dedi Müdür. “Manzara mı?” diye sordu Rüzgar şaşkın bir şekilde. Koskoca müdür onun nü resimlerine manzara mı diyordu? “Evet hocam. Üsküdar resminize özellikle bayıldım.” dedi Müdür . “Üsküdar?!” dedi Rüzgar şaşkın bir nidayla. Ellerini sinirle saçlarından geçirdi. Elbet o Feride’yi yakalardı! Elbet ödeşirlerdi. “İzninizle hocam, kusura bakmayın rahatsız ettim.” dedi ve odadan çıktı. Ama sınıf yerine bahçeye gitti. Feride çocuklara yakar top oynatıyordu. Doğruca onun yanına gitti Rüzgar. “Nereden buldun?” diye sordu. “Neyi nereden buldum?” diye anlamazlığa vurdu Feride. Yüzünde ne yaptığını çok iyi bilen minik bir gülümseme vardı. “Müdürümüze gösterdiğin resimleri diyorum. Pek benim tarzım değil gibiler. Nereden buldun?” “Resimlerinizin asılı olduğu sanat galerilerinden tabii ki başka nereden bulabilirim.” dedi Feride . Teo abisi güzel karakalem resimler yapıyordu. Feride birkaç tane de galerilerden seçip çekmişti. “Saf salak bir şeye benziyordun. Ama cin gibi çıktın maşallah.” dedi Rüzgar. Kollarını kavuşturmuş ona bakıyordu. Feride kışkırtmasına gelmedi. “Tek yaşayan kimsesiz bir kızsanız hayat sizi buna çeviriyor. Karşıma kaç tane beni kullanmak isteyen yavşak çıktığını tahmin bile edemezsiniz.” dedi Feride. Kısacık saçlarını arkaya savurur gibi yaptı. “Beni kuyruğumdan yakaladığını sanıyorsun ama yanılıyorsun. Ben bu işten sıyrılacağım, bunu çok iyi biliyorsun.” dedi Rüzgar. “Bana ‘siz’ diye hitap ederseniz sevinirim sayın Rüzgar hocam. Sonuçta sadece aynı iş yerinde çalışan iki yabancıyız. Bu bir! İkincisi, sıyrılmak için uğraşmanıza gerek yok. Basitçe istifa edebilirsiniz. Artık bu okulda olmak için gerekçeniz kalmadı sonuçta.” dedi Feride. Onun ‘sizli’ konuşması Rüzgar’ın sinir uçlarına dokunuyordu. “Gel seninle anlaşalım. Eğer bu işten sıyrılırsam bana kendimi anlatmam için bir fırsat vereceksin.” dedi Rüzgar. “Sanmıyorum.” dedi Feride. Ona dikkatle bakan Rüzgar’ın bakışları yumuşadı birden. Feride’ye bir adım yaklaşıp neredeyse burnuna girdi. “Ben bu okula senin için girdim Feride. Ve bu okulda kalmak için de tek motivasyonum sensin. Affedip affetmemek sana kalmış bir şey. Bana kendimi anlatmam için bir şans ver. Eğer bir daha beni görmek istemezsen gerçekten istifa edeceğim.” dedi. Feride gözlerini kırpıştırdı. Onun yakınlığından rahatsız olmuştu. Birkaç adım uzaklaşıp tekrar ona döndü. “O sahneye çıkıp ‘yeteneklerini’ gösterdiğin sürece bu anlaşmaya varım. Eğer çıkmamak için bir bahane bulursan anlaşma iptal.” dedi. “O halde anlaştık varsayıyorum. O sahneye çıkacağım ve yeteneklerimi göstereceğim.” dedi Rüzgar. Aklında kırk tilki dolaşıyordu ve kırkının da kuyruğu birbirine değmiyordu şu an. Feride daha kiminle dans ettiğini bilmiyordu. Tokalaşıp anlaşmayı mühürlemek için elini uzattı. Feride de mecburen elini uzattı ve el sıkıştılar. Ama Feride elini geri çekmek istediğinde Rüzgar bırakmadı. Elini avuçlarında tutmaya devam etti. “Bıraksana elimi.” diye çıkıştı Feride. Rüzgar gülümsedi. Eğilip Feride’nin parmak uçlarına yakın bir yere dudaklarıyla dokundu. Etraflarındaki onları izleyen çocuklar ellerini ağızlarına kapatıp gülmeye başlamışlardı. Feride kıpkırmızı oldu. Yetmiyormuş gibi Rüzgar doğrulup -elini hala bırakmadan- kulağına yaklaştı. “Geçen gün çok güzeldin.” diye fısıldadı. Geri çekildi. Çapkın bir şekilde göz kırptı ve eli cebinde arkasını dönüp uzaklaştı. Geride kalan Feride hem etkilenmiş hem Burak’a karşı duyduğu suçluluk hissiyle kavrulmaya başlamıştı. Bir anlamı olmadığına ve Rüzgar’ın sadece zevzeklik ettiğine kendini inandırmaya çalıştı. ——————- Çıkışta kızlarını almaya gelen Jülide, onları beklerken karşılaştığı Feride’yle sohbet etmeye başladı. Onlar gülüşürken Ayperi önde Melis arkada koşarak yanlarına geldiler. Nefes nefese kalmış Ayperi’nin dikkati annesinde değil Feride’deydi. “Kız ne bu acele? İki adım yeri niye koştunuz?” dedi Jülide. “Feride öğretmenimize sarılmaya geldik. Anneeee! Ne oldu biliyor musun? Rüzgar öğretmen bugün Feride öğretmeni ağzından öpmüş. Herkes görmüş. Evlenecekler.” diye anlattı Ayperi heyecanla. Bir yandan Feride’nin bacaklarına sarılmıştı mutlu bir şekilde. Melis daha önce bu haberi duyduğundan beri biraz üzgündü. Ne de olsa bir zamanlar (bir ay önceye kadar) Rüzgar’a aşıktı. “NEEE?” diye bağırdı Jülide ve Feride aynı anda. Sonra Jülide, Feride’ye dönüp onun kısa saçlı kafasının arkasına vurdu. “Sen niye şaşırıyorsun?” diye çıkıştı. Feride ona şaşkın bir bakış attı. “Çünkü yok öyle bir şey. Kim uyduruyor bunları!” dedi. Kaşlarını çatarak kızlara döndü. Parmağıyla konuşmalarını işaret ederek bir cevap bekledi. “Ama öğretmenim herkes görmüş. Rüzgar öğretmenimiz size evlenme teklifi etmiş, sonra da ağzınızdan öpmüş. Böyle muck yapmış size.” dedi Ayperi küçük dudaklarıyla elinin içini öperek. Jülide, dirseğiyle Feride’nin kolunu dürttü. “Feride böyle bir şey varsa ve benden sakladıysan sana küserim. Sana yaptığı şeyden sonra onu affettiğin için sana kızarım önce ama sonra mutluluktan ağlarım. İkinizi de çok seviyorum çünkü.” dedi. Feride artık daha fazla kızaramayacağı için mora çalmaya başlamıştı. Şu an bütün okulda bu mu konuşuluyordu yani?! “Yok öyle bir şey Jülide. Yemin ederim. Çocuklar abartmış. Sadece el sıkıştık ve kulağıma bir şey söyledi.” diye açıklamaya çalıştı. “Ama öpmüş.” diye ısrar etti Ayperi. “Rüzgar öğretmene de sorduk. ‘Doğru’ dedi.” Feride ve Jülide bir kez daha “Ne?!” diye bağırdı. O sırada Müdür yanlarına geldi. “Feride hocam, bu konuşmayı sizinle yapmaktan bir tık hicap duymaktayım ama bugün hiç hoş şeyler duymadım. Okulda, dersin ortasında… Tamam anlıyorum; gençsiniz, kanınız kaynıyor. Ben de meslektaşım olan hanımımla az göz süzmedim zamanında ama… Sizin ki olmaz! Ayıp!” dedi . “Hocam, vallahi dedikodu. Yok öyle bir şey.” dedi Feride ağlamaklı bir sesle. Şu an niye böyle bir durum yaşıyordu acaba? “Rüzgar hocam ikinizin yerine de özür diledi ve bir daha olmayacağına garanti verdi ama ben yine de kulağınızı çekmeye geldim. Yarın öbür gün bir şikayet alsak hepimiz için sıkıntı olur.” dedi Müdür. Sonra cık cıklayarak uzaklaştı. “Durumu açıklayacağına bir de özür mü dilemiş salak?” diye bağırdı Feride, Jülide’ye dehşet içinde bakarken. “Galiba öyle!” dedi Jülide gülerek. Feride’nin arkasında bir yere bakıp ‘gelme’ işareti yaptı ama sinir bozuculuk konusunda derece sahibi olan Rüzgar onu bir tarafına takmadan sırıtarak yanlarına geldi. Onu görünce Feride’nin siniri birden yüze çıkmıştı haklı olarak. “GERİZEKALI!” diye bağırdı. Etraftaki birkaç veli ters ters ona bakıp gözleriyle kınadı. “Şüphesiz haklısın ama neden böyle kızgınsın?” dedi Rüzgar alaycı bir şekilde. “Gerizekalı, senin yüzünden çıkan dedikoduyu durduracağına bir de ateşledin mi?” diye çıkıştı Feride. “Hayır.” dedi Rüzgar. “Hayır mı?” dedi Feride. Acaba boşuna mı kızmıştı Rüzgar’a? Bir an mahcup olur gibi oldu. “Dedikoduyu çıkaran benim.” dedi Rüzgar ve sırıttı. Feride duyduklarına inanamıyordu. “Neden böyle bir şey yaptın peki?” dedi sinirden titreyen sesiyle. “Bilmem. Belki ödeşmek istemişimdir. Zor durumda bırakma konusunda yani…” dedi Rüzgar gevşek gevşek. Ayperi gözlerini kan bürümüş Feride’nin elini çekiştirip bir anlığına dikkatini dağıttı . “Öğretmenim sakın düğünde takım elbise giyme tamam mı? Prensesler gibi gelinlik giy. Ben de kırmızı elbisemi giyicem. Eline kına sürcez.” dedi heyecanlı bir şekilde. “Ben de sarı elbisemi giyerim.” dedi Melis. “Ben de siyah.” diye ekledi Jülide gülerek. Feride’nin gözleri seğiriyordu. Sırt çantasını çıkarıp Jülide’ye uzattı. “Şunu bir tutsana…” dedi zor duyulan bir sesle. Sonra eşofmanının kollarını geriye doğru katlamaya başladı. Rüzgar kahkaha atarak geri çekildi. Çıkışa doğru koşmaya başladı. Feride için sorun değildi. Nereye kadar kaçabilecekti sanki? “Gel buraya Allah’ın cezasıııı!” diye bağırdı ve koşmaya başladı. Rüzgar deyim yerindeyse topukları popişine vura vura kaçıyordu ama Feride ödüllü bir sporcuydu… ————— Rüzgar’ı bir güzel paralayan Feride, Burak’ın çalıştığı spor salonuna giderken telefonu çaldı. Doğan’ın aradığını görünce şaşırdı. “Alo?” diyerek açtı telefonu. “Feride? Naber? Nasılsın?” dedi Doğan her zamanki neşeli sesiyle. “Ben sana küsüm.” dedi Feride küskün bir sesle. “Aa, niye?” dedi Doğan. Sanki bilmiyormuş gibi… “O şerefsiz arkadaşının beni kullanmasına izin verdin.” “Söz dinleyen biri olmadığını biliyorsun.” dedi Doğan. “Seni de dinlemeyecekse kimi dinler bilemedim.” dedi Feride somurtarak. “O sadece kendini dinler. Sonra aynı senin gibi bana kızar ‘niye beni durdurmadın?’ diye.” “Sana acıdım şimdi.” “Acımalısın. Sen onunla daha bir aydır muhattap oluyorsun. Ben on beş yıldır.” “Zavallı Doğan.” dedi Feride samimiyetle. “Neden aradın? Bir şey mi diyecektin?” dedi. “Kötü biri olduğumu düşünebilirsin ama aranızdaki durumdan şahsen çok eğleniyorum.” “Haklısın kötü biri olduğunu düşünüyorum. Sana acımamı geri aldım.” dedi Feride. Yavaş yavaş Doğan ve Rüzgar’ın neden arkadaş olduğunu anlıyordu galiba. Rüzgar boşuna ‘ruh eşim’ demiyordu kendisine. “Ahh, şimdi söyleyeceğim şeyden sonra düşüncelerin bir kez daha değişecek.” dedi Doğan hınzır bir sesle. “Ne söyleyeceksin ki?” dedi Feride merakla. “Öncelikle az önce de belirttiğim üzere Rüzgar’a, yaptığı şeyin yanlış olduğunu defalarca belirttiğimi bilmelisin. O salak da zamanla anladı ama kibrine ve egosuna yenilip ısrarla devam etti.” “Eee…” dedi Feride. Yol kenarında bir banka oturmuş onun söyleyeceklerini bekliyordu. “Anlayacağın üzere ben senin tarafındayım. Ama bir şeyi belirtmeme müsaade et ve telefonu suratıma kapatma. Üçünüz de gerizekalısınız.” dedi Doğan. Feride öfkeyle doğruldu yerinden. “Ben niye gerizekalı oluyormuşum? Ben mağdurum.” diye kendini savundu. “Mağdur olduğun için diğerlerinden daha az gerizekalısın. Ama yine de gerizekalısın.” dedi Doğan. “Seni tanımak güzeldi. Kapatıyorum”. dedi Feride. “Kapatma. Bi dinle önce.” dedi Doğan gülerek. “Sen de bana bir daha gerizekalı deme.” dedi Feride dudağını hoşnutsuz bir şekilde büzerken. “Sen gerizekalısın çünkü diğer ikisinin ne kadar gerizekalı iki çocuk olduğunu fark etmeden kendi kendini üzüyorsun.” dedi Doğan. “Rüzgar çocuk değil. Bilinçli bir yetişkin. Ne yaptıysa bilerek yaptı.” “Hayır! O ve Züleyha denen kız; egoları, şımarıklıkları ve kibirleriyle hareket eden iki çocuk. İkisinin de derdi sensin. Züleyha denen kızı bilemem ama Rüzgar’ın o kızla bir işi yok. Başta çekici buluyordu ama şu an ona pek katlanamıyor.” “Züleyha’nın nesi varmış?! Asıl kendisi katlanılmaz hayvanın teki!” dedi Feride. “İkisi de aynı b*kun laciverdi.” dedi Doğan yine gülerek. “Züleyha da onu istemiyordu. ‘Kız gibi’ deyip duruyordu. Ama şu an ikisinin de böyle bir derdi yok gibi. Haberin var mı bilmiyorum ama çıkıyorlar.” dedi Feride tatsız bir sesle. “Gerçekten çıktıklarını mı düşünüyorsun?” dedi Doğan . “Evet. Gözlerimle gördüm ve duydum çünkü.” dedi Feride. “O halde sana diyeceğimi iyi dinle. Eline büyük bir avantaj veriyorum. Onlar çıkmıyorlar Feride. Seni sinirlendirip onlara müdahale etmeni istiyorlar. Çünkü ikisi de su katılmamış gerizekalı. Dediğim gibi sen de gerizekalısın ama onlardan daha az gerizekalısın ve o üçlü saç ayağının tek olgun kişisi sensin.” “Onları affetmemi istiyorsan…” diye başladı Feride ama Doğan onun sözünü kesti. “Affetmek mi? Ne affetmesi! O zaman ben nasıl eğleneceğim?! Hah! Hayır. Onları affetmeyeceksin. Süründüreceksin. Çünkü ikisi de umutsuzca sana dönmek istiyor. Onların seni kullandığı gibi sen de kendini kullan ve parmaklarında kuklalara çevir onları.” dedi Doğan. Bir kötü adam kahkahası eksikti. “Gerçekten çıkmıyorlar mı?” diye sordu Feride. “Bana güvenebilirsin.” dedi Doğan . “Nedense daha çok kızdım.” dedi Feride. Suçlarını bilerek oturacaklarına bir de bu şekilde Feride’yi cezalandırmaya kalkıyorlardı demek. Yumruklarını sıktı. “Kızman için söyledim zaten.” dedi Doğan. Bu sefer kötü adam kahkahasını da eklemişti cümlesine. “Neyse… Sen ne zaman döneceksin?” diye sordu Feride. “Bir süre buradayım.” dedi Doğan. “Bu arap şeyhi inatçı biri olmalı.” dedi Feride. Doğan güldü. Ama düzeltmedi. “Bir şey diyor musun? Kapatıyorum.” dedi Doğan. “Diyeceğim.” dedi Feride. Derin bir nefes aldı. “Hani bana dedin ya ‘gerizekalısın’ diye. Bir yere not ettim. Bir gün aynısını ben sana söyleyeceğim.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD