Bu mahallede herkes birbirini tanırdı.
Kimin sabah işe kaçta çıktığını, kimin akşam eve kaçta döndüğünü, kimin kiminle kavga ettiğini bilmeyen yoktu. Perdeler kapalı olsa bile mahallede olup bitenlerden haberdar olmak için camdan bakmaya gerek yoktu. Birinin başına bir iş gelsin, beş dakika içinde herkesin haberi olurdu.
Bizim mahallede herkes birbirinin hayatına karışırdı. Kim kiminle konuşmuş, kim gece kaçta eve gelmiş, kimin kapısının önünde hangi araba durmuş… Hepsinin bir bileni vardı. Hem de öyle uzaktan bilen falan değil. Gidip kapının zilini çalıp, “Hayırdır lan, ne dönüyor burada?” diye soracak kadar yakından.
Ben bu mahallenin çocuğuydum.
O da.
Meyra.
Aynı sokakta büyüdük. Aynı bakkaldan ekmek aldık, aynı kaldırımda oturduk, aynı insanların dedikodusunu yaptık.
Ama onunla ilgili bir konuda kimsenin benim kadar ileri gitmesine izin vermezdim.
Çünkü o benim için…
Ne?
İşte orası karışık.
“Seviyorum” desem başıma taş yağardı.
Âşıkmışım.
Hadi oradan.
Benim yaptığım sadece kollamak.
Gece geç kaldığında kimle olduğunu sormak, eve bırakılmasını sağlamak, ona ters bakanın haddini bildirmek… Bunların aşkla ne alakası vardı?
Hiç.
Hem zaten ben kıza âşık olacak adam değildim.
Ben sadece…
Mahallede herkesin bildiği o basit gerçeği kabul edemeyen ahmağın tekiydim.
Ona bir şey olduğunda benim dünyamın başına yıkıldığını kabul etmeyen ahmak hem de…
O akşam da yine başına bela açmıştı.
Sokağın başında onu gördüğümde yanında iki herif vardı.
Olduğum yerde durdum.
Çenem sıkıldı.
Yanımda Emir, “Oğlum, sakin ol,” dedi.
Gözümü onlardan ayırmadan cevap verdim.
“Ben gayet sakinim.”
“Lan yüzün niye öyleyse?”
“Nasıl?”
“Adam dövecekmişsin gibi.”
Burnumdan kısa bir nefes verdim.
“Daha karar vermedim.”
Sonra ona doğru yürüdüm.
Çünkü o kızın yanında kimlerin durabileceğine ben karar vermiyordum belki…
Ama kimlerin duramayacağını gayet iyi biliyordum.
Yanına vardığımda kafasını kaldırıp bana baktı.
“Ne var?”
Kaşlarımı çattım.
“Ne var mı?”
“Evet. Ne var?”
“Bu saatte burada ne işin var?”
Kollarını göğsünde birleştirdi.
“Sana ne?”
İşte bu.
Benim sinir olduğum o iki kelime.
“Bana bak, akşamın köründe sokağın başında iki herifle dikilmişsin, bir de sana ne diyorsun.”
Yanındaki çocuklardan biri hemen lafa girdi.
“Abi, yanlış anladın. Biz sadece—”
Hemen sözünü kestim.
“Ben sana bir şey mi sordum?”
Çocuk sustu. Diğeri hafifçe güldü.
“Abi bayağı sinirlenmiş.” dedi bana bakarak.
Meyra hırsla ona döndü.
“Niye gülüyorsun sen be?”
“Ne yapayım?” dedi çocuk soru sorar gibi. “Komik biraz.”
Ben çocuğa baktım.
“Komik olan ne?”
Çocuk omuz silkti.
“Senin kıza hesap sorman.”
Meyra hemen araya girdi.
“Bak, sonunda biri doğru söyledi.”
“Sen sus.”
“Niye susacakmışım Cesur?”
“Çünkü senin iyiliğin için konuşuyorum.”
Diğer çocuk kaşlarını kaldırdı. “Ooo…” diye nidalar yükseldi.
“Ne oluyor lan size?” diye tısladım.
“Abi, bir şey soracağım da sana, yanlış anlama.” dedi biri.
Hafifçe başımı salladığımın bile farkında değildim.
“Sen onun nesi oluyorsun?”
Bir an sustum.
İşte en sevmediğim soru buydu.
“Mahallelisiyim.”
Çocuk güldü.
“Mahallelisi misin?”
“Evet.”
“Bayağı sahiplenmişsin ama.”
Meyra gözlerini devirdi.
“Boş ver onu. Her şeye karışır.”
“Karışırım.”
“Niye?”
“Çünkü…”
Cümle ağzımdan çıkmadan durdum.
Çünkü ne?
Meyra’ya âşık olduğumu söyleyecek değildim ya.
“Çünkü seni çocukluğundan beri tanıyorum.”
Çocuklardan biri bıyığının altından sırıttı.
“Abi, sen bayağı fena yakalanmışsın.”
“Ne yakalanması lan?”
“Bilmem. Kıza bakışından belli.”
Meyra da bana baktı. Sanki çocuğun söylediklerini kafasında tartıyor gibiydi.
Ben gözlerimi ondan kaçırmadan çocuğa cevap verdim.
“Bir daha böyle konuşayım deme.”
Çocuk ellerini kaldırdı.
“Tamam abi, sakin.”
Meyra iç çekti.
“İkiniz de bir susun artık.”
Diğeri güldü.
“Bence biz gidelim kanka. Yoksa abi bizi de sorguya çekecek.”
“Gidin zaten.” dedim çok doğru bir şey söylendiğini onaylamak ister gibi emin durarak.
Meyra hemen bana döndü.
“Sen onları kovamazsın.”
“Sen de onları burada tutamazsın.”
“Niye?”
“Çünkü geç oldu.”
“Ben zaten eve gidiyordum.”
“Elbette eve gideceksin bu saatte.”
“Emir mi veriyorsun?”
“Evet.” dedim tereddüt etmeden.
“Sen kimsin pardon?!”
Yine aynı soru.
Yine cevap yok.
Bir an yüzüne baktım. Sonra omuz silktim.
“Mahallede başına bir şey gelirse baban önce beni haşlar. Kim olmam gerek bu durumda, sen söyle?”
“Babam seni niye haşlasın?”
“Çünkü seni bana emanet ediyor.”
Bu kez gülmedi. Sadece birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra yumuşak bir sesle,
“Ben sana emanet değilim,” dedi.
“Biliyorum.”
“Öyleyse?” dedi sorgular gibi tek kaşı havaya kalkarken “Neden beni sana emanet ettiğini söylüyorsun?” diye sordu.
Gözlerimi kaçırdım.
“Hiç. Öylesine işte.”
Ben böyleydim. Ne zaman ona dair bir şey hissetsem, üstünü örterdim. Ne zaman korumak istesem, bahanesini bulurdum. Ne zaman kıskansam, sinir ederdim.
Ama o gece eve dönerken aklımda tek bir şey vardı. Bir daha onu o iki herifle görmeyecektim. Bunun nedenini de kendime açıklamak zorunda değildim. Çünkü ben ona âşık değildim.
Değildim işte. Sadece…
Mahallede herkesin bildiği ama onun bilmediği bir şey vardı.
O kızın başına bir şey gelirse, karşısında ilk beni bulacak olduklarıydı.
Bizim mahallede sır saklamak diye bir şey yoktu zaten. Aşık olsam şimdiye kadar herkes bunu bilirdi.
Birinin sevgilisi olsa önce bakkal bilirdi. Kavga etse karşı apartmandaki teyze duyardı. Gece eve geç gelenin hesabı sabah kahvaltısında sorulurdu. Kısacası burada herkes birbirinin hayatına burnunu sokardı.
Benim hayatıma da. Özellikle de onunki söz konusu olduğunda ise; sorular ardarda gelirdi.
“Lan sen onun abisi misin?”
Bu soruyu son üç yılda en az yüz kere duymuştum.
Her seferinde aynı cevabı veriyordum.
“Değilim.”
“Sevgilisi misin?”
“Değilim.”
“Ee nesin o zaman?”
“Size ne lan?”
Konu kapanıyordu. En azından benim için. Millet için kapanmıyordu tabii. Çünkü ben, mahallede onunla uğraşabilecek tek adamdım. Saçını kestirse laf ederdim. Gece geç gelse hesap sorardım. Birisi ona yan gözle baksa, önce o bakışın sahibini sonra da kendimi sakinleştirmem gerekirdi.
Bunun adına aşk diyorlardı. Ben ise başka bir isim bulmuştum.
Sahip çıkmak.
Hepsi buydu.
Çünkü bazı insanlar vardır. Onları sevdiğini kabul etmezsin. Ama başkasının sevmesine de tahammül edemezsin. İşte öyle…
Devam edecek…