Gözlerimi araladığımda ilk hissettiğim şey odanın içindeki yumuşak loşluk oldu. Perdelerin arasından sızan sabah ışığı odanın bir köşesine huzurla yerleşmişti. Birkaç saniye nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım… Sonra gözüm onun siluetine takıldı. Akgün. Pencerenin önünde durmuş bana bakıyordu. Üzerinde sade bir tişört, saçları dağınık… Gözleri, uyandığımdan beri beni izliyormuş gibi. Aramızda bir sessizlik vardı ama sanki o sessizlik bile konuşuyordu. Yüzümde uykudan kalma bir tebessüm belirdi. “Kaç dakikadır bakıyorsun bana böyle?” dedim sesi hâlâ kısık çıkan bir gülümsemeyle. Omuzlarını hafifçe silkti. “Bilmem… Baktıkça zaman durmuş gibi oldu.” İçim ısındı. Sanki göğsümün ortasında yumuşak bir şey kıpırdadı. “Sabah sabah romantik başladın.” Yavaş adımlarla yanıma geldi. Yatağı

