Evin sessizliği kulaklarımı uğuldatıyor, kalbim hala göğsümden dışarı fırlayacak gibi çarpıyordu. Şoför beni bırakıp gittiğinde, kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Kolum hâlâ yanıyordu. Üzerine sardıkları beyaz bandajın içinden sızan hafif bir sıcaklık vardı. Tüm vücudumdan yorgunluk akıyordu, ama Akgün’den hâlâ haber yoktu. Telefonum okulda kalmıştı. Onunla konuşamamak… bu his içimi kemiriyordu. Mutfağa geçtim. O kadar şey olmuştu ki, ama midem sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi sessizce gurulduyordu. Bir tost ekmeği aldım, peynir dilimledim. Hemen bir şeyler hazırlayayım istedim. Ellerim titriyordu, ama yapacak başka bir şey yoktu. Tam tost makinesine fişi takarken… Kapı açıldı. Kalbim yerinden fırlayacaktı. Koşar adımlarla holün ucuna geldim ve onu gördüm. Akgün. Ama… yüzü öyle solgund

