Arabayla hızlıca yola çıktım. Hâlâ sinirlerim tepemdeydi. Onur’un sesi, söyledikleri, tehditleri… Hepsi beynimin içinde dönüp duruyordu. Direksiyona öyle bastım ki, tekerlek yerle temasını unutur gibi savruldu. Saat gece yarısını geçmişti. Gözüm benzin göstergesine kaydı. Işık yanıyordu. “Tabii bir de bu eksikti…” dedim kendi kendime. En yakındaki benzinciye kırdım direksiyonu. İstasyona yanaştım, motoru durdurdum. İçim daralmıştı. Sanki her an bir şey olacakmış gibi bir his vardı içimde ama neyin geldiğini bilmiyordum. Arabadan indim. Pompayı elime aldım, yakıt kapağını açtım. Sessizlik hâkimdi ama tuhaf bir sessizlik… Rüzgar bile susmuştu. Sadece uzaktan geçen bir arabanın sesi… Sonra yine sessizlik. Benzin pompasını yerleştirirken gözüm yan tarafa, aynaya kaydı. Orada, farlarını sön

