Akgün’ün gözleri üzerimdeydi ama ben ona bakmıyordum. Nefesim düzensizdi, içimdeki öfke vücudumun her hücresine yayılmıştı. Zincirli ayaklarımı kıpırdattım, bileklerimi birbirine bağlı tutan kelepçeleri sıktım. Onun karşısında bu halde olmak… Mideme oturan bir utanç gibi çöktü üzerime. Başımı kaldırdım, gözlerim alev alev yanıyordu. “Burada ne kadar kalacağım?” Akgün önce bir şey demedi. Ellerini cebine soktu, başını hafifçe yana eğdi. Sanki bu soru onu ilgilendirmiyormuş gibi, sanki buradaki durum tamamen benim suçummuş gibi bakıyordu. Sonra yüzüme doğrudan baktı ve “Ne kadar istersem,” dedi. Tüm vücudum gerildi. Öylece bakakaldım. “Bu bir cevap değil!” Omuz silkti. Umursamazdı. Korkutucu bir umursamazlık… “Burada kalman gerekiyor.” Dudaklarımı sıktım. “Gerekiyor mu? Kim için gereki

